malina

1 /
pastaci pastaci
lacrimosa'ya ait bir şarkı. sözleri, sevilen kişiye çağrı şeklindedir.

nur erträumt
doch so oft
versäumt
tief in mir
schreit es laut
nach dir

hörst du nicht?
ich rufe flehend dich!
zu halten brenne ich!
zu lieben lebe ich!
nur für dich!
siehst du nicht?
mein herz erwartet dich!
es kam zu lieben dich!
doch jetzt verbrenne ich!
siehst du nicht?

hier in mir
scheint die nacht
über dir
und der traum zerbricht
wie so oft
im licht

hörst du nicht?
ich rufe flehend dich!
zu halten brenne ich!
zu lieben lebe ich!
nur für dich!
siehst du nicht?
mein herz erwartet dich!
es kam zu lieben dich!
doch jetzt verbrenne ich!
siehst du nicht?

ich glaube
ich habe angst
vor dir, vor mir, vor uns

hörst du nicht?
ich rufe flehend dich!
zu halten brenne ich!
zu lieben lebe ich!
nur für dich!
siehst du nicht?
mein herz erwartet dich!
es kam zu lieben dich!
doch jetzt verbrenne ich!
siehst du nicht?

x2
heyiyaif heyiyaif
ingeborg bachman'ın ölmeden önce "todesarten-ölme biçimleri-" başlığı altında yazmayı plandığı dizinin ilk kitabıdır. bachman'a göre faşizm önce günlük ilişkilerde ve iki kişinin arasında başlar.kıyımların, seri cinayetlerin arkasında yatan günlük cinayetlerdir.malina, mutlak aşkın ve bu günlük cinayetlerin sorgulandığı kitaptır.
overland overland
ve benim için asıl huzursuzluk kaynağı olan durum, varlığımın asla onu tedirgin etmemesi, varlığımı istediği zaman algılaması, söylenecek bir şey olmadığı zaman algılamaması; sanki evin içinde sürekli birbirimizin yanından geçmiyormuşuz gibi, sanki günlük hayatımız içinde birbirimizi görmezlikten, duymazlıktan gelmemiz olasıymış gibi. o zaman bana öyle geliyor ki, malina huzurlu, çünkü ben onun için çok önemsiz artık çok bilinen bir ben'im; beni bir çöp gibi, varlığı gereksiz bir yaratıkmışım gibi fırlatıp atmış; sanki yalnızca onun kaburga kemiğinden yaratılmışım ve başlangıçtan bu yana onun için gerekli değilim...

diyen i. bachmann faşizmin ne ilk atılan bombalarla ne de terörle olduğunu belirtir. faşizm:

iki insan arasındaki ilişkide başlar, der. ve

gün gelecek bütün insanlar kendi özgürlük kavramları karşısında da özgür olacaklar. malina böylesi bir aşkın böylesi bir özgürlüğün anlatısıdır. daha büyük bir özgürlüğün olması için.
hayatberbat hayatberbat
''ivan'ı düşünüyorum.
aşkı düşünüyorum.
damardan verilen gerçeği.
ve bunun etkisinin ne kadar kısa sürdüğünü.
bir sonraki, daha yüksek dozu.
sessizliğin içinde düşünüyorum
vaktin geç olduğunu düşünüyorum.
iyileşmez artık.ve çok geç.
ama hayatta kalıyorum ve düşünüyorum.
ne gelirse gelsin farklı olacak.
ben, ivan'da yaşıyorum.
ivan'dan sonrasında değil.''

ne denilebilir ki..aşk üzerine yazılmış en anlamlı satırları barındıran kitaptır benim için..
malina malina
bu hoşuma gitmiyor, böyle birşey tahmin etmemiştim zaten, ve burada, içinde yaşadığın şu mezardaki bütün kitaplar, başkaları da olmalı, olmak zorunda, "exultate jubilate" gibi örneğin, insan sevincinden havalara sıçrasın diye, senin de sık sık olur sevincinden havalara sıçradığın, o halde neden öyle yazmıyorsun? bu acıyı pazara çıkarmak, dünyadaki acıları arttırmak, tiksinti verici birşey bu, bütün kitaplar tiksindirici. nedir bu saplantı, hep bu karanlığa saplanıp kalmak, her şey hep hüzünlü, ve bu sayfalar aracılığıyla daha da hüzünlü kılıyorlar. şuna bak rica ederim: "bir ölüler evinden", özür dilerim ama benden uzak kalsın.
evet ama, diyorum ürkek ürkek.
aması yok, diyor ivan, hep aynı anda bütün insanlık için ve insanların yarattığı huzursuzluklar için acı çekiyorlar, savaşları düşünüyorlar ve daha şimdiden yenilerini tasarımlıyorlar, ama benimle kahve içtiğinde, ya da birlikte şarap içtiğimizde ve satranç oynadığımızda, o zaman nerede kalıyor savaş, nerede kalıyor açlık çeken, ölüme giden insanlık, ve senin çektiğin acının nedeni gerçekten bunlar mı, yoksa yalnızca partiyi yitirdiğin için, ya da biraz sonra ben çok acıkacağım için mi acı çekiyorsun, ve neden gülüyorsun şimdi, yoksa insanlığın şu anda gülmek için çok mu nedeni var?


...
kitaptan
conrad moricand conrad moricand
"mutlak aşk'ın romanı"dır. üzerinde en çok sözü söylemek için tüm gücünüzü harcasanız da, kendini size asla teslim etmeyen romandır. "öteki ben(lik)" malina, kişideki bütün dünyevi aşk pratiklerini saf aklın duvarına asar. bu noktada, hayat, aşk ve ölüm arasında pek fazla fark olmadığına sanısına kapılırsınız. bachmann imdadınıza yetişir: "herkes aşık olamaz; çünkü aşk, bir sanat eseridir." mutlak'a okumak gerekir.
fantaghiro fantaghiro
yılgınlık ve yabancılaşmaya dair ettiğimiz karşılıklı kelamlardan sonra adorno'nun şu sözlerini hatırlayıp alıntılamama neden olan yazar:

"zararsız hiçbirşey kalmadı. küçük zevkler, düşünme yükümlülüğünden azade tutulduğunu sandığımız bütün o yaşam belirtileri, artık yalnız dikkafalı bir bönlüğü, inatçı bir körlüğü yansıtmakla kalmıyor, kendi karşıtlarına da hizmet ediyorlar. çiçeklerin üzerine düşen dehşet gölgesi algılanmadığı anda bahar dalı bile tatlı bir yalana dönüşür; "ne kadar hoş" gibi masum bir ünlem bile mide bulandıracak kadar nahoş bir varoluşun mazereti olur. artık güzellik ve avunu yoktur -korkunç olanı gören, ona dayanabilen ve olumsuzluğun avunusuz bilinci içinde yine de daha iyi bir dünya olasılığına bağlı kalan bakıştan başka......"
malina malina
geçtiği yollardaki kirleri üzerinde biriktirip de sağ salim onu her daim kanayan kutsal topraklara ulaştıracağına inandığı gelinliği baştan sona kan ile temizlenmeye çalışılmış pippa bacca'nın yarılmış bacakarası ve çamura boğulmuş cennetsel bedeninin yerin 70 santim altından çıkarıldığı bu toprakların artık ona çok ağır gelmesi sebebi ile sözlüğe bir süre yazamamaya karar vermiş yazardır. adorno auschwitz şiir birlikteliğini şu ana kadar her zaman sivas-madımak ile ucundan da olsa yakınlaştırıp da bunun sıkıntısı içine zamandan zamana girerken bunun yanına artık pippa'nın göksel cesedi yerleşmiştir, ve hiç bir zaman mümkün olmamakla birlikte, bir süre bunu hazmetmeye çalışması gerekmektedir.
mabel mabel
"yalnızca zamanı belirtirken uzun uzun düşünmek zorunda kaldım,

çünkü insanların her gün "bugün" demelerine,

dahası demek zorunda olmalarına karşın,

benim için "bugün" diyebilmek neredeyse imkansız,

örneğin insanlar bana bugün ne yapmak istediklerini bile anlattıklarında,

çoğunlukla sanıldığının aksine,dalgın bakmaya değil,

ama ne yapacağımı bilemediğimden,

çok dikkatli bakmaya başlıyorum;

"bugün" ile aramda işte bu denli umutsuz bir ilişki var;

çünkü bu bugünü ancak delicesine bir korkuyla ve koşarcasına yaşayabiliyorum,

bugün olup bitenler üzerine ancak böyle bir korkunun pençelerinde yazabiliyor

ya da konuşabiliyorum;çünkü bugün üzerine yazılanları hemen yok etmek gerekir;

tıpkı bugün yazılmış ve yerine hiçbir bugünde varamayacak mektupların,

bu nedenden ötürü yırtılması,buruşturulması,bitirilmemesi,yollanmaması gibi."



hamiş: malina'da geçen bu satırlar aynı zamanda ingeborg bachmann'dan seçme yazılar şeklinde sunulan

bu tufandan sonra isimli kitabın içinde de yer almaktadır.
fevkaladenin fevki olmasa da aleladenin fevkinde fevkaladenin fevki olmasa da aleladenin fevkinde
malina'dan : "kimi zaman bana neden içinde herşeyin iyi olacağı ütopik bir ülkeyi, ütopya niteliğindeki bir dünyayı tasarımladığımı sordular. yaşadığımız günlük dünyanın iğrençliği göz önünde tutulduğunda, bu soruyu yanıtlamak bir çelişkiye yol açabilir, çünkü bizler, günümüzde gerçekte hiçbirşeye sahip değiliz.insan,ancak maddi şeylerin ötesinde birşeylere sahipse zengindir.ve ben bu materyalizme, bu tüketim toplumuna, bu kapitalizme, burada cereyan eden bu korkunçluğa,sırtımızdan yaşamaya hakları olmayan bu insanların zenginleşmesine inanmıyorum. gerçekte inandığım birşey var, ve ben buna 'bir gün gelecek' diyorum. ve özlemini çektiğim şey,bir gün gelecek.evet belkide gelmeyecek,çünkü onu hep yıktılar,binlerce yıldır yıktılar. gelmeyecek,ama yinede inanıyorum geleceğine. çünkü eğer inanmazsam, artık yazamam."(haziran 1973)
mar adentro mar adentro
kitaptan;
"ivan telefon ediyor, öğleyin, bürodan sonra, sesini resmen tanımayacağım.

ölesiye bitkinim, evet bitkinim
ben resmen ölüyüm
hayır, sanmıyorum, daha biraz önce
öylece uzandım
nihayet, nihayet alacağım uykumu
bugün çok erken yatacağım, ya sen
ben neredeyse uyumak üzereyim, ama bu akşam
bir akşam da erken yat
ölü bir sinek gibiyim, anlatamam sana
tabii, eğer o kadar yorgunsan
daha biraz öncesine kadar korkunç yorgundum,ölesiye
o halde en iyisi bu akşam olmasın
şimdi bu kadar yorgun olmasaydın eğer
sanırım iyi duymuyorum
o halde bir kez olsun iyi dinle
ama sen uyumak üzeresin
şimdi değil, yalnızca yorgunum, o kadar
ama bu yorgunluk üzerine uyuman gerek
apartmanın giriş kapısını açık bıraktım
evet yorgunum, ama sen daha yorgun olmalısın
......
tabii şimdi, başka ne zaman olacak
.......
hemen burada olmanı istiyorum!"
1 /