mandal

heidi heidi
işlevini kaybetmiş görünse de eğlencelik tutamaç. önce kalabalık bir çocuk grubu bulun, çok lazım gibi, sonrasında iki gruba ayırın, birer çocuğu da seçin, ortaya mandalları dökün, süreyi başlatın en çok mandalı seçilmişlere takan grubu alkışlayın. bu sırada çocuklar, yarışırken birbirini ezecek, madallananlar sinirlenip, bir taraftan takılanları çıkartıp ağlayacak, sonuç sonrası kriz çıkacaktır falan ama olsun, siz yaratıcı olmayan bir oyun oynattığınız için gerinebilirsiniz.
andromeda andromeda
orta okulda 'sınıfın en güzel kızı sen misin ben miyim' diye tartışıp durduğumuz bi' kız vardı. yakın arkadaştık, ama birbirimizi hiç sevmezdik ve bunu söylerdik de açıkça ve rahatça. şimdi bakınca, bu aslında çok güzel bi'şiymiş.
kendisi ilkokulda benim kalemlerimi gizlice çöpe atan biriydi de aynı zamanda. açık bi' rekabet oluşmuştu artık aramızda. sonra bi' gün eşit derecede güzel olduğumuza nasıl olduysa ikna olup başka şeylerde rekabet etmeye başlamıştık. aslına bakarsanız, rekabet eden ben diildim gerçekten. o mesela, sınavlardan sonra gelip notumu sorar, sonra da 'off, yine geçememişim' filan derdi. ama her şey çok açıktı, zaten iyi arkadaş da olduğumuzdan ilginç bi' şekilde, böyle şeyleri saklama gereği duymuyorduk birbirimizden. o her ne kadar hiç bi' sınavda beni geçemediği için çıldırsa da, aslında ben de içten içe dans grubunda benden daha başarılı olduğu için kıskanıyordum. o da aynı anda, koroda solo bölümüm olduğu için kıskanıyormuş sonradan söylediğine göre mesela. neyse işte, böyle bi' ilişkimiz vardı, tüm bu cümleler bunu söylemek için kuruldu.

iş eğitimi diye bi' ders vardı, hatırlıyor musunuz? biz o derste, mandallardan sandalye yapacak, üstüne de oyun hamurundan yaptığımız gülleri cilalayıp ekleyerek süsleyecektik. sandalye dediğim, küçük bi'şi tabii, süs eşyası. benim sandalyem bittiği anda birinin yanlışlıkla çarpması sonucu devrildi, tüm mandallar dağıldı. kısa zaman içinde hepsini baştan yapmak zorunda kaldım, ama çok dandik olmuştu hakkaten. o'nunkiyse sınıftaki en güzel sandalye olmuştu. güllerini yapmasına da hoca yardım ettiği için baya bi' usta işi filan görünüyordu. benimki de fena sayılmazdı evet ama, onunkinin yanında eciş bücüş kalıyordu. her şey bittiğinde yanıma gelip 'hmm, bunu mu yaptın? hayret, daha iyi bi'şi yaparsın diye bekliyodum ben. yamuk mu olmuş biraz, ehi ehi ehi' dedi. ben de ' iyi de düştü dağıldı, gördün ya zaten hem alt tarafı iş eğitimi yaa' gibi bi'şiler dedim. sonra ukalalık yaptı biraz, ben de kızdım. kavga ettik. bi' gün önce beraber fön çektirttittirttiğimiz saçlarımıza su attık, fönümüzü bozduk. ama sayemizde tüm okul su savaşı yaptı o gün. herkes eğlendi, biz küstük. sonra o dil çıkardı* bana. gülüştük, barıştık.

ev-veet, demem o ki; bi' mandal diyip geçmemek lazım dostlar, küçücük mandal dediğimiz şey gördüğünüz gibi nelere kadir olabiliyor* bazen. son cümleyle az da olsa sözlük formatına sokturttuğuma göre bu giriyi, müsaadenizle efem...*

edit: şimdi hatırladım, sınıfa sonradan çok güzel bi' kız gelmişti de ondan vazgeçmiştik güzellik yarışından.*
tatito tatito
balkonda gördüğümde çocukluğumu hatırlatan.

amınakoyayım uçak, robot, araba, hatta hovercraft yaptım lan ben mandalla. sikeyim müthiş şeyler dizayn ediyordum. eyfel zımbırtısını bile yapmışlığım vardır. pisa kulesi için yeteri kadar tahta mandalım olmadığını hatırlıyorum.

olm hovercraft yaptıydım lan. türkiye'de ilk ben dizayn ettim.

değerimi bilsenize ibneler!
crimson crimson
legolar değil de, balkonda her zaman hazır bulunan rengarenk mandallar, türk çocuklarının zihinsel ve fiziksel gelişiminde önemli bir yere sahiptir.
durakta bir yolcu durakta bir yolcu
toka bulamadığım zamanlarda bilhassa ders çalışırken toka niyetine kullandığım nesne.

iyi oluyor, gözümün içine içine giren perçemleri derleyip topluyor.