manşet

catonboard catonboard
gazetelerin ilk sayfalarındaki en büyük puntularla yazılmış başlık. yayın politikası -ve amacı- doğrultusunda gazetenin gündemini belirtir.
sayenizde sayenizde
ercan saatçi'nin 1998 yılında çıkardığı s o n albümünün adı.
10 yıl olmuş, dün gibi. çok güzel fotoğrafları var içinde, o zamanlar bu fotoğraf işi pek bu günkü cinsten kitapçık *kartonet halinde falan değildi ama herbiri hazine değerinde şarkılarla ve görsellikle her dem taze bir duygu benim için.
karakedi karakedi
murathan mungan'ın edebiyatını konuşturduğu leziz şiiri.
şöyledir;

hayatıma manşet istiyorum.
birkaç manşete ihtiyacım var, günler tekdüze
karton filmlerden yapılma bütün serüvenlerin
içinden geçtiğimiz karanlık tünel bizim olmayan gündelik
büyük bir köy artık bana tanınan, dünya!
ölüm tek ticaretin
biz söyleriz başkalarına kalır kelimeler
sanal gerçeklikler için vurguna inmiş manşet
gözlerimize attıkları bandın sakladığı karanlık
kimsenin ofsetinde kazınmıyor yalan sarmal grafik
kendine çevriniyor
biz söyleriz başkalarına kalır kelimeler
rekabetten başka yapacak bir şey bırakmıyorlar bize
şerefin, haysiyetin, adaletin ve ümidin
eski moda öyküsüne bir biletim var, alıp cezalı bir biletle
değiştiriyorlar. sesim hiçbir metinde tanınmayacak böyle
giderse.
aşık olmak istiyorum.
kendileri koyuyorlar kuralları. naklen yayınlamak
istiyorlar bütün duygularımı. güzel pişmanlıklar yaşamak
istiyorum, bırakmıyorlar, sterilize ediyorlar hemen yaşadığım
her anı. hilesiz kuşlar bile kartpostallarda tuzağa düşürülüyor,
tebrik ediliyor; poz verdiriliyor kanatlarına.
pozdan putlar yaratılıyor her yanda, afişlerde, ekranlarda,
vitrinlerde, sokak pozlara tapmaya zorlanıyor insanlar.
zorlandıklarını hiç anlamıyorlar.
her yerde bela var. olmayacak yerlerde üşüyorum.
çarşaflarımı denetliyorlar ben yokken. pencereme konan kuşları
takibe alıyorlar. tek kişilik bir içbükey zaman bile
bırakmıyorlar bana.
çıkmasam odam gömleğim oluyor. çıkmasam sokaklar tundra.
aynaya bile şebekemi gösteriyorum.
bakın kimseyi dövmek istemiyorum. aktör de olmak
istemiyorum. vücuduma ve ruhuma muhtacım. rahat
bırakmıyorlar. yerimi bilmeliyim gitmeden önce. izmarit olmak
istemiyorum. gençken ve yeniyken bir şeyler denemeliyim. önce
bir manşet bulmalıyım kendime, her şeye bir manşetten
başlamalıyım.
o zamanları anlatmak istiyorum.
zamanı öğrenmeye çalışırken yitirdiğimiz zamanları.
ölümden anlayan bir yanımız vardı gene de
sesimiz açılırdı. uyurken korkardık. sıçrardık uyku
arasında ya da birinin elini tutardık
gecenin koyu kibrinde gölgelense de erden masumiyetimiz
gelip geçerdik her şeyin yanı başından
derinleşmekti en büyük tehlike
bağışlanırdık. gençtik. gençlik kaba cephane.
hiçbir şeyin içimize fazla işlemesine izin vermezdik
kahkahayla baş etmeye çalışırdık gözümüzle göremediğimiz
her şeyle, ölesiye korkardık
kendi içimizden tanımadığımız biri çıkacak diye günün
birinde

anonim bakış için rehin verdiğiniz gözler
önünde
geçip giden yazıp duran söyleyip eyleyen
ben değilim
duru suyun arı mantığın dingin optiğin
önünde
görülmek görünmek gözükmek isterim
çok mu zor çok mu olanaksız bilmek isterim
karşı durduğum şeyler vardır hayatta
manifestoya varmadan daha kısa mesafelerde
çözgüsü atkıya daha kolay dolanabilecek bir dolu yol
derin çözümsüzlükte
adı konmamış gizli bir sözleşme saklı madde
imha ve imla
ne çöllerde yiten geç dönemin mecnunları
ne teneke kutularda biriktirdiğim madeni paralar
en büyük günahımı işlemedim daha
elementlerin minimal kullanımı
daha yolun başındayım, yakında


şimdiki zaman yalnızca çarşı
pop ve popcorn zulmün bütün ayları
iki bin yıllık kadim şehirlerde işkenceciler emniyet
müdürü, katiller vali, bağdat naklen bombalanıyor tarih ekrana
çıkıyor, şifreli çantalarda taşınıyor parçalanmış haritalar, zulme
çalışıyor devletin ve sermayenin bütün kanalları, polisler
gazeteci, sarı kartlı muhbirler, satılık şeref koltukları,
eski bir alınlık: geçmişi anlamayan onu bir daha yaşamak
zorundadır
hem ortadoğudayız hem viyana kapılarında
kuşe bir gravürde dağılıyor kimlikler değerler özsu; katil
hep başkası çıkıyor kara piyasada kapalı iktisat
her yıl geriye çalışıyor infilaka kadar körlük
infilaka kadar kötülük
herkes birbirine düşman olursa sistem mümkün oluyor ve
buna, hayat işte, deniyor
şairler biliyor sonuna geliyoruz büyük duvara
herkes bir manşet bulmalı parçalandığı fragmanlara
bugünlerden bir gün çıkacaksak eğer, çıkılacaksa,
gömdüğümüz şeyler olmalı bugünlere, bir gün başka gözler
bugünleri yeniden okuduğunda bizi görsünler diye, birkaç
manşetlik kaba cephane
ne yalnızca siper ne barikatta verdiğimiz ölüler
şiir gizimizi herkesin gözleri önünde kaçırır geleceğe
kolay kirlenmeyecek mecralar deltalara vurur akıntısı
çıkarız çıkmalıyız acemi şiirler büyür başkalarının okuduğu
olduğu yerde
bizi de oldurur derin teorisiyle
tekin olmayan şiirlerin kotuma altına aldığı yarınlar
saklar kendi çocuklarını da
eski ve kara bir şarkı yineler kendini başkalarının
kaderlerinde:
"kendini ele verdiğin yerde
başkasına ihanet etmiş olursun
yapma n'olursun!
bizi almazken bizim kurduğumuz şehirler
biz söyleriz başkalarına kalır kelimeler
varsın olsun sen gene de
yapma n'olursun!"

yarım bırakılmış bir fragman gibi,
parçalanmışlığın sunduğu acemilikler gibi
mükemmel olmaktan özellikle kaçınmış şiirler gibi
söylenebilecek binlerce sözden yalnızca birkaçı gibi
kirletilmiş kayıtsızlığın her vahşeti mümkün kıldığı bir
dünyada
hayatımızın başına çekin kendi manşetinizi

murathan mungan
supertrump supertrump
mod xl denen grubun militanz albümünden bir gangsta rap parçası.

manşeti haberindende acı
rol sahibi kuru kuru içer ilacı
rest taşı seytan da bi sahnede perdesi yok seyircide tam bi kaçık
tek pultolar altında ki rastlantıya bak
belkide sevebilir kaltak
kalp krizine neden olan ansizin ortaya çıkan elbabınız catlak
ahh hh hatada bu katilin sebebini kendine soralim
komplaya kurban olan ahbabına yardım için diri diri yakalım
hangisi kazanım
üretilen suçlumu tesvik eden oldumu
külleri sogumadan ortaya çıkan 3. kişileri flash haber altyazıyla sunalım
çekbankları olay anı kalabalık ortalık suça merak hali
tanık olabilir konu vali belkide sessiz kalan aradaki şüpheli
kelimeleriyle verir herkezi kendisi gösterir suratının şeklini
sırra kadem basana kadar gazetede görür manşetin yanındaki resmini


ortada bir suç var,suçlusu salladı zar
kovalayan akla zarar
tanık olabilir yada bir kaç kanıt o anda vermeli hızlı karar
haklı yada haksız farklı yada farksız
ortada bir suç var yersen tatlı yada tatsız


hemen her pencerede
bantla kaplı gözlerinin altına saplı kalmış kara lekeler
girerse aklının bir ucundan kalır
içerde mutlu eder seni
yerden kesilen ayakaların artık başkaları için koşmayı tercih eder
aslına bkarsan yapabilecegin tek şey sessiz kalıp olabildigince hızlı
cümleyi kurup manşeti koymak
zor olmamalı
aksini idda edeni bogazını sıkıp aklını almak
kalınan yerden devam edicek olursak
ortada bir yol var hava sağnak yağışlı
şimşek cakar attıgım her adımda eksen yazar
kimligi tespit edilene kadar şu duydugun zanlılar tam kafadar
neler olabilecigini bilmeden saldıransa her konuya bir yorum daha katar
serünvenin sonu yok ona göre adınıda sen koy her kelime
tek başına birer suçsuz ama herbiri cinayeti üstlenir kendine
sayenizde sayenizde
ercan saatçi'nin albüme ismini veren şarkısı:

çocuk olduk büyüdük
arkadaştık, kardeştik
ilkokul, ilk kavga, ilk aşk
hepsini birlikte yaşadık
aynı şeyleri düşündük
aynı kavgayı verdik
delidolu lise günleri
aşık olduk çok sevdik
cebimiz meteliksiz
okulu kırdık, gezindik
sonra adım attık delikanlılığa
bıyıkları terlettik
yine aynı bizim mahallede
hatırla bak neler çektik
üniversite yılları
sen okulu bıraktın
sonra ne olduysa oldu
benden hep uzaklaştın
neden oldu hiç bilmem
taşındınız mahalleden
önce birkaç mektup aldım
sonra habersiz kaldım
benim aslan arkadaşım
hiç böyle yapmazdı
gittiğin yerde beni
habersiz bırakmazdı
çok çok üzdün beni
duymak istemezdim böyle haberi
bütün gazetelerde manşetten vermişler
meğer askermişsin de seni şehit etmişler.
fiski fiski
gazetelerin orospu çocukları tarafından yaratılan kısımları.
biraz önce gazete vatan'ın internet sayfasında gördüm; cayır cayır yandılar. lan amına kodumun piçi! yanarak can vermeleri zaten yeterince acıtıcı bir durum, cayır cayır ne? senin de ananı çatır çatır siksinler madem.
sinirden tüylerim diken diken oldu!