marcel duchamp

1 /
ness ness
"süpermarketler de birer müzedir" mottosunu hayatıma kazandırmış adam. bu mantıkla bir tasarım dersinde sınıfın ortasında 70x70 bir küpün içinden mini bir market reyonunu "sanat eseri" diye sergilemişliğimiz olmuştur yıllar önce.
togisama togisama
sanatçı falan değildir bu adam.
sanatçı dediğin böyle olur:

000000111111111111111111111100000000000
000000111111111111111101111100000000000
000000111111111111111000111100000000000
000000111111111000000000011100000000000
000000111111000000000000011100000000000
000000111110000000000000001100000000000
000000000000000000000000000000000000000
000000000000000000000000000000000000000
000000000000000000000000000000000000000
000000000000000000000000000000000000000
000000000000000000000000000000000000000
000000000000001111100000010000000000000
011111111111111111110110011111110001111
011111111111111111111000111111100001111
000001111111111111111000111001100000000
000000001111111111111111111000000000000
000000011111111111111111111100000000000
000000111111111111111111111111111100000
000000111100001111110111111111011110110
000000111000000111000111111110011110110
000000111000000011001111111100011100010
000000111000000001111111111000111100001
000000111100000001111111110000111000011
000000011100000000111111100001111000000
000000011100000000111111000001111000000
000000001110000000111111000011110000000
000000001111000000111111000111111000000
000000000111100000011110001111011000000
000000000011110000011110011110011000000
000000000001110000001100011100001000000
000000000000111000000000111100000000000
000000000000011100000001111000000000000
000000000000011100000001110000000000000
000000000000001100000001110000000000000
000000000000001110000011100000000000000
000000000000001110000011100000000000000
000000000000000111000111100000000000000
000000000000000111111111000000000000000
000000000000000011111110000000000000000
000000000000000000000000000000000000000
000000000000000000000000000000000000000

r.mutt 1917
eses taraftari porsuk canavari eses taraftari porsuk canavari
çeşme isimli eseri ile (90 derece eğilmiş pisuvara verdiği isim) yeni bir sanat anlayışı katan, fakat bu eseri ile de bazı sanat eleştirmenleri tarafından sanata darbe vuran insan olarak lanse edilen sanatçı.

hatta ve hatta çeşme isimli eseri ile ilgili şöyle bir sözü vardır;
"eğer ben bir pisuarı, tuvalette değil de galeride teşhir ediyorsam, üzerine imzamı atmışsan, ve siz onun içine işeyemiyorsanız, bu sanattır."
rickard rickard
mona lisa'nın yüzüne bıyık çizip tabloya l.h.o.o.q adını vermiş dadaist sanatçı. bu harflerin arka arkaya okunuşu fransızca "elle a chaud au cul" le aynıdır, çevirisi ise "sıcak bir götü var".


jouissance jouissance
"etant donnes" adında bir eseri var;



yayılmış bir kadın, bacaklarını açmış.. resme baktığım hizada kadının vajinasıyla karşılaşıyorum. birleşme noktası kadının vulvasından başka yerde değil. eril bakışı anlatması bakımından önemli bir resim

bununla kalmıyor ama, lyotard diye bir adam duchamp'ın resmini başka bir düzlemde biraz daha karmaşık bir hale getiriyor;
http://www.toutfait.com/issues/issue_3/Articles/Hoy/etantdon_en.html
(sayfada ki üçüncü şekil)

diorama deniyor buna, ne dendiği ve biçimsel açıklamalar şu an önemli değil. ama toplumsal konumda bakışın nasıl işlediğini belirtmesi açısından muazzam bence; yine bir kadın bedeni, kafası, bir kolu yok ama vajinasıyla anahtar deliği aynı hizada. evet, böylece delikten baktığımda gördüğüm kadının vulvası olacaktır, onu dikizleyebilirim.

ama arkada bir kapı var ve ben kadının vajinasına bakmak suretiyle şehvani bir haz içindeyken bir başkası da beni gözetleyebilir. örneğin kadının vajinasına bakıp mastürbasyon yaparken bir başkası da mastürbasyon yapmamı izleyip bundan haz duyabilir; dikizleyici bakışıma maruz kalan kadın konumunda bulabilirim kendimi.

bunu toplumsal alanın başka biçimlerine de uygulayabiliriz; seyircinin gözü- kamera mesela ya da daha vulgar bir şekilde plajda vajinasını dikizlediğim bir kadınla aramda ki sapıkça şehvaniliğin gizli çekim yoluyla yayımlanması ve bir anda benim de bakış egemenliğine girmem...

"con celui voit" (lyotard); ne görüyorsan o'sundur
jouissance jouissance
"niye bir pisuvar?" şeklinde bir soru değil;" nerede bu pisuvar?" sorusunun duchamp'ın eserleri için daha asil bir önemde olduğundan bahseder zizek. bir pisuvar; altın kaplamalı da olsa, diğer olağanüstülüklere de sahip olsa eğer erkekler tuvaletindeyse o bir pisuvardır, işersiniz. ama bunu kendi "doğal" mekanından koparıp bir serginin ortasına koyarsanız (ya da trafiğin yoğun olduğu bir caddeye) "bu pisuvarın burda işi ne?" sorusuyla karşılaşacağınız gibi, şiddete de maruz kalabilirsiniz; doğal ortamından koparıp "işe yaramaz" hale getirdiğiniz nesne ikinci bir doğal ortamında yapısını bozup onda tekinsiz bir nesne olarak sarkar, görünür hale gelir, rahatsız eder ya da komik halini alır.

neden değil nerede sorunu yani. maleviç'in boşalttığı yüzeylere duchamp'ın "ready-made"leri girer, pisuvarlar doldurur onu.
island girl island girl
marcel duchamp (1887-1968) ii. dünya savaşı sonrası amerika'da pop sanatı (pop art ve kavramsal sanat conceptual art) akımlarının temellerinin atılmasında etkili olan isimlerin başında gelir. ilk eserleri post empresyonist üslupta olmuşsa da bunun ardından marcel duchamp dada hareketi içinde avangart (yenilikçi-deneysel) nitelikte bir düşünsel etkinliğine başlar. 1916’ya doğru isviçre ve amerika'’da eş zamanlı olarak açımlanan dadaist anlayış, mevcut dünya düzenine, alışılagelmiş tüm değerlere ve müzelik sanat anlayışına eleştirel bir tavırla karşı çıkar.

örneğin, duchamp 1917 yılında abd’'de düzenlenen bir sanat sergisine, ters çevirip “r mutt 1917” diye sahte bir imza attığı ve “çeşme” adını verdiği mott works marka porselen bir pisuvar gönderir. kendi tanımıyla “hazır-nesne (`ready-made)” eserini yaratır. bu sergi herkese açık olmasına rağmen, düzenleme kurulu bu parçayı sergilemeyi göze alamaz. “çeşme” sergi yerinde korunduğu halde, halka gösterilmez. bu parçanın varlığını, duchamp'ın arkadaşı fotoğrafçı ve galeri sahibi `alfred stieglitz`'in çekmiş olduğu bir fotoğraftan biliyoruz. bu kararın ardından sanat dünyası “pisuvar sanat eseri sayılabilir mi?” diye birbirine girer.

duchamp, dış ve içgüdüleriyle ya da hayalgücü yetisiyle ve bu yetisini ustalıkla işlemesiyle belli bir nesneye bir anlam kazandırmıyordu. aksine rasgele, sıradan, benzerine rastlanabilen hatta seri üretim bir nesne seçiyordu. sanatçının burada yaptığı şey hazır bir nesneyi kendi işlevselliğinden ve bağlamından çıkararak sergilemenin sanat olup olmadığını sorgulamaktı.

theodor w adorno’nun “aesthetic theory” adlı kitabında “biçim içeriğin pıhtılaşmasıdır. (form is the sedimantation of content)” der. yani aslında sanat taklit (`imitation) değil; asimilasyon, özümlemedir. fail ile eser arasındaki ilişkide asimilasyon vardır. örneğin resim sanatında ressam kendini modeline asimile eder. modelini de (tabi ki de modelinin formunu) kendine mal eder (`appropriation). duchamp herhangi bir yapma eylemi gerçekleştirmediği için haliyle onun pisuvara asimile olduğunu söyleyemeyiz ancak “r. mutt” imzasıyla eseri kendine mal ettiğini somut olarak görüyoruz. zaten kavramsal sanatta eylem ve yapma değil düşünce esastır. dolayısıyla burada kavram başat (yalın) kriter haline gelir. tiyatro, resim, dans gibi sanatlardaki sembolik ilişki semantik ilişkiye dönüşür. pisuvarın çeşme oluşu (nesne düzeyinde) ve duchamp’ın mutt oluşu (özne düzeyinde) semantik bağlamda kalır, iki durumda da yapma (poiesis) yoktur. fiili ortadan kaldırıp kavrama dönüştürme işi sanatı sanat yapan en temel unsur mimesisi yok etse de bir bağlam-işlev ilişkisi ortaya koyar. bir şeyin bağlamı, işlevini tanımlar. işlevi de o şeye yüklenen anlamı tanımlar. duchamp nesnenin işlevine bağlı bağlamını değiştiriyor. bu da “sanat nedir?” sorusunu sordurtuyor. duchamp böylece birinci elden sanat felsefesi yapmış oluyor. ready-made denilen kavram da haliyle bağlamın değiştirilmesinden başka bir şey değildir.

ortada bariz bir eleştiri vardır. marcel duchamp hazır-nesne (`ready-made) aracılığıyla sanat kavramlarının kuşkulu hale geldiğini göstermek ister. sıradan bir şey sadece müzede sergilenmekle değerli olabilir mi? en basit anlamda pisuvarı müzeye yerleştirmek bu fikre bir eleştiridir. duchamp’ın kendine sorduğu soru “sanat yapıtında güzel nedir?” değil “sanat yapıtında anlam nedir?” sorusudur. müzelere hapsedilmiş, yaşamdan soyutlanmış, düşünce yoksunu ve taklitçi sanata karşıdır. bu sebeple sanat ile yaşam arasındaki, sanat yapıtı ile izleyici arasındaki mesafeyi ortadan kaldırır.

kaynaklarım:

1. ekim derya, 2006, “sanat yapıtının devinimsiz devinimi”, mimari tasarım fikirleri (mtp) proje,
mtf proje, mimari tasarım fikirleri :: marcel duchamp, sanat yapıtının devinimsiz devinimi mtf proje, mimari tasarım fikirleri mtfproje

2. adorno theodor w., 1970, “aesthetic theory”, google kitaplar google kitap arama'yı kullanarak dünyanın her yerindeki kütüphanelerde ve yayıncılarda bulunan milyonlarca kitapta arama ve önizleme yapın. yeni bi... google
1 /