mario vargas llosa

donkişot donkişot
yirmili yaşlarda yazdığı yeşil ev (`la casa verde) romanıyla olayı aşmış bitirmiş yazar. nobel ödülünü sonuna kadar hak etmişir.
kiya kiya
vargas llosa, garcía marquez'e yumruk attığında 40, garcía marquez ise 48 yaşındaydı.

bir zamanlar çok yakın dost olan vargas llosa ve garcía marquez 70'li yılların ortalarında barselona'da yaşıyorlardı.

iki çocuk babası olan vargas llosa barselona'dayken eşi patricia'yı terk edip i̇sveçli bir kadınla yaşamaya başlıyor. bu arada, patricia yazarın ikinci eşiydi. ondan önce ise 18 yaşındayken 32 yaşındaki kuzeni julia urquidi ile evlenmişti. akrabaları bu eşitsiz evliliğe rıza vermeseler de çift on yıla yakın bir süre bir arada yaşamıştı. julia ile vargas llosa 1960'larda boşanıyorlar. vargas llosa bu kez diğer kuzeni patricia ile evleniyor.

1977 yılında vargas llosa birinci evliliğinden bahseden ''julia teyze'' romanını yazıyor. vargas llosa'nın yazdıklarından memnun kalmayan julia urquidi ise eski kocasına cevap olarak ''lo que varguitas no dijo'' (vargas'ın söylemedikleri) isimli romanını yayınlıyor. (julia urquidi 2010'da bolivya'da 84 yaşında öldü)

''julia teyze'' romanı 1990 yılında ekranlaştırılıyor. vargas llosa'nın bu hareketinden sonra patricia açmazda kalıyor. bu nedenle garcía marquez ile karısı mercedes'i evine davet ediyor. garcía marquez dostunun bir hata yaptığını söylemek yerine ayrılmalarını tavsiye ediyor. fakat bir süre sonra vargas llosa ailesine geri dönüyor. tabii ki, eşi ona garcía marquez'in gelişini ve tavsiyesini anlatıyor.

uzun süre görüşmeyen dostlar 1976 yılında bir filmin prömiyerinde karşılaşıyorlar. garcía marquez eski dostunu görünce kollarını açıp üstüne doğru geliyor. vargas llosa ise onu kucaklamak yerine garcía marquez'in yüzüne bir yumruk atıyor. m on img.im m on img.im ımg

ve yumruktan sonra garcía marquez'e bakıp şöyle diyor: ''ne yani? patricia'ya verdiğin tavsiyelerden sonra sana sarılıp kucaklayacağımı mı sanıyordun!?''
kiya kiya
marcel proust, bir gün klasiklik konusunda mülakat için bir fransız dergisine davet edilir. fakat hastalandığı için gidemez ve dergiye mektup gönderir. proust, mektubunda klasiklik hakkında özetle şöyle der: ''her gerçek sanat eserinin klasik olduğunu düşünüyorum. ama insan beyninin kanunları, eser meydana çıktığı zaman onun klasik olduğunun anlaşılmasına çok nadiren izin verir''

i̇nsan beyninin bu ilkeleri nelerdir, nasıl çalışır, proust ayrıntısıyla yazıyor. ama şimdilik derine inmeyelim ve yazıya girerken, bu cümlesinden istifade ettiğimiz için proust'a teşekkür edelim.

bir görüşmede llosa'ya, hayatındaki en mutlu anın nobel ödülü aldığı an olup olmadığını soruyorlar. llosa, hayır diyor. ''bir yazar olarak en mutlu anımı yayıncımla kahvaltı yaparken yaşadım. o esnada fransa'nın ünlü gallimard yayın evinden arayıp, eserlerimi pleiad serisinde yayınlamayı teklif etmişlerdi''

pleiad serisinde sadece en seçkin yazarların klasik zirvesine yükselmiş eserleri yayınlanır. sağlığında kitaplarını bu seride görmek, andre malraux, jid gibi birkaç yazara kısmet oldu. bunlardan biri de llosa'ydı. llosa, edebiyat adına en ciddi ödülleri aldı. tanıdığım çeşitli hatta ters fikirli insanlar bile llosa'nın eserlerini sevdiklerini söylediler. hakkında en çok rastladığım ifade ise 'canlı klasik' ifadesiydi. anlaşılan o ki, llosa, proust'un atıfta bulunduğu beyin yasalarını yürürlükten kaldıran nadir sanat adamlarından biri.

biri çıkıp: ''llosa'nın üslubu nedir, tarzı nedir'' diye sorsa, herkes bir cevap verir. biri der modernizm, biri der postmodernizm, başka birisi gerçekçilik der, bir başkası tarihi siyasi romanlar yazıyor der. gerilim, polisiye, erotik yazıyor diyenler de çıkar. klasiklik ise, tüm 'izm' leri gereksiz kılar.