marks freud ve günlük hayatın eleştirisi

bismillahirahmanirahimof bismillahirahmanirahimof
i̇çinde debelenip durdurduğumuz kapitalist ekonomik ortamın bireye yönelik getirmiş olduğu politik ve ekonomik yaptırım ve yönlendirmeler marksizm'in ana konusu olmuştur. buna karşı eleştirel, tepkisel bir çizgi ortaya koyan marksizm'in ekonomi-politik alanın dışında yeni alanlarda da varoluşunu sağlamak adına bu tarz yeni marksist görüşler ortaya çıkmış ve ana marksist düşünceyi beslemiştir.

bruce brown bu kitapla, günlük hayatta çalışanların sorunları, çözüm önerileri ve yolları; ekonomik üretim biçimleri kanalıyla sermaye sınıfının doğrudan çalışan üzerinden beslendiği ve çalışanların daha da baskı altına alındığı bir sistemi ele alırken, marksizm'in bu koşullara karşı öngördüğü halkın, çalışan sınıfın ayaklanması ve devrim sürecini daha kapsamlı bir zeminde değerlendirmiştir. nedir bu kapsam? ona değinerek kitabı anlatmaya devam edeyim.

sermaye sınıfı, çalışan kesimi ekonomik darboğaz seviyesinde tutup politikleşmelerini önlemek amacıyla da oligarşik bir siyasal düzen kurmuştur. bu sistem içerisinde marksizm doğrudan bu kanalları devirme yolunu düşünürken, 20 yüzyılda, özellikle 68' kuşağı olarak anılan sol hareketin yeni bir yorumu ortaya çıktı. bu yorum sosyal devrim olarak isim buldu kendine. özellikle 20. yüzyılın ilk yarında en aktif dönemini yaşayan frankfurt okulunun eleştirileri ve kuramları marksizm'in yetersiz kaldığı alanları doldurmuş, okulun öncü felsefecilerinden adorno ve horkheimer başta olmak üzere fromm, marcuse, habermas gibi toplumbilimcileri bünyesinden çıkarmış, iletişim, medya, cinsellik konularının politik etkilerini araştırmıştır. bu araştırma başlıklarıyla yollar reich ve freud ile kesişmiş onların tezleri ışığında günümüzün günlük yaşamına dair eleştiriler gerçekleştirilmiştir. bu eleştiriler öyle sıradan şeyler, muhalif olmak için ortaya konan şeyler olmaktan ziyade temel dayanakları olan birer kuram başlıkları haline gelmiştir.

örneğin ana akım medya ve bu medya kanalıyla ortaya çıkarılan yeni kültür, kapitalist sistemin emek sömürüsünden daha baskın hale gelen tüketim kültüründen başka bir şey değildi. tüketim kültürü oluşturmak ve toplumları buna empoze etmek beraberinde vatandaş kimliğinin önüne müşteri kimliğinin geçmesine neden olacaktı. müşteriye dönüştürülmüş bireyin sürekli tüketime yönlendirilmiş olmasıyla artık mal tüketiminin yanında duygu ve değer tüketimi, anlam tüketimi de ortaya çıkmaya başlamaktadır. ve yeni bireyde buna bağlı olarak bir çok psikolojik sorun oluşumu doğmaktaydı. bunun dışında bir başka örnek de cinsellik konusu. üremeye endeksli olarak ortaya konan yeni çalışan güç - yeni tüketim müşterisi politikasıyla aile kavramı kutsanmış, heteroseksüel ilişki dışında, üremeyi, yani çalışan-tüketen müşteri dengesini bozan her ilişki yasaklanmış ve lanetlenmiştir. yazar bu noktada reich'ten alıntılayarak cinselliğin doyum ve tatminkarlığı insan için en önemli mutluluk kaynağı olduğunu ve bu alanda özgürlük tanınmış olsa insan kişiliğinin üretken gelişiminin önü açılacak, bu mutluluk ve gelişim talepleri hayatın diğer alanlarında da kendisini gösterecek ve kapitalist sistemin idarecileri toplumun bu talebini maddi olarak karşılamak zorunda kalacağı ve bu yüksek talebi karşılayamayacağı için sistemin çökeceğini ifade etmektedir. çünkü bu konuda tek çıkar yol, 'üretimin akılcılıkla planlanması ve ekonomik hayatın kollektifleştirilmesidir.' bu da sermaye sınıfının ortadan kalkması anlamına geliyordu.

bu noktada kişisel bir yorum yapmam gerekirse kitapta ciddi bir eksik de vardı. feminist düşünceye yer vermeden feminist düşüncenin ifade alanının kullanılmış olması gözüme çarpmadı değil. feminist düşünceyi sınıf mücadelesi içinde görmeyen marksist düşüncenin deyim yerindeyse 'tıpış tıpış' feminist felsefeye endekslenmiş olduğunu gördüm. yazarın buna değinmemiş olması kitaba dair tek eleştirim. bunun dışında oldukça nitelikli bir kitap mutlaka okuyun derim.