martin lopez

weirdlola weirdlola
-kimdir?
1997-2006 yılları arasında opeth'de bateri çalmış, 29 yaşındaki harika insan*.
stockholm'de yaşayan, 3 kız kardeşe ve en güzelinden bir kız arkadaşa sahip martin, mikael akerfeldt'in de daha önceden belirttiği gibi bir dehadır. doğuştan yetenekli olan bu insan* oldukça sessiz,sakin görünmesine rağmen grubun turları boyunca kah kafasında kase ile demeç verip yarmış kah bunalımlı teenageler gibi kafasına siyah kapüşonunu geçirerek bir köşeye sinip üzmüştür.deliverance, master's apprentices, april ethereal gibi şarkıları veya detaya inmeden açıklamak gerekirse, çorbada tuzu olan tüm opeth şarkılarını, (yani my arms your hearse,still life,blackwater park,deliverance,damnation ve ne yazık ki son olarak ghost reveries albümlerindeki tüm şarkılar) adeta sıradan birer parça olmaktan çıkarmış, birer masterpiece haline getirmiştir.
gerek progressive tarzda olsun gerek death modunda olsun her türlü kalıbı aşmış, eserlerinde latin esintileri hatta jazz ritmlerini barındırmış biridir.
isveç ve uruguay arası mekik dokumuş olan bu adam, amon amarth'dan geldiğini (once sent from the golden hall albümünde onu dinleyebilirsiniz); hafif ve melodik ritmlerden,birdenbire oldukça sert vuruşlara ve yarmış double bassa geçişi ile ispatlamaktadır.
-peki neden böyle oldu?
martin lopez, mikael'in söylediğine göre son albüm kayıtlarında* artık gözlerindeki müzik aşkını, o pırıltıyı kaybetmiş. denilenlere göre artık oldukça isteksiz çaldığı gibi, bir gün ''opeth'de çalmamalı mıyım acep?'' diye sitem ederken,diğer gün ''iyi ki opeth'deyim,iyi ki bu grubun
bir parçasıyım.'' diyerek çoğu zaman olduğu gibi dengesizliğini ortaya koyup elemanların canını sıkmaya başlamış.ghost reveires albüm kayıtlarına bakarsak-ki yanılmıyorsam reverie/harlequin forest kaydı olması lazım- martin bateri çalarken, mikael yorum olarak ''super! fantastic! evil! nice! '' şeklinde yorum yaparken;martin çalmayı kestiğinde ve yorum için üyelere döndüğünde mikael'in* ''that sucked! are you okay and do you think that was okay?''şeklinde çılgın ve sert eleştiriler ile martin'in ağzına sıçtığı gözlenmiştir.belki de baskıdan bunalan martin, özgürce sanatını icra edememesinden dolayı o ışığını kaybetmiş ve yeteneğini ortaya koyamaz olmuştur.bunu kimse bilemez. bilinen tek şey, sorunlar çoktan başlamış olduğudur.
-nedir o sorunlar?
zaten gruptan ufaktan kopmaya başlayan martin'in, opeth'in lamentations (bunun dvdsi mutlaka izlenmeli) turları sırasında sağlığının oldukça bozuk olduğu görülmüş ve psikolojik açıdan rahatlaması
ve tedavi görmesi için evine gitmesine izin verilmiştir.daha sonra menenjit/kan zehirlenmesine de yakalanınca bir yıkım süreci içine girmiştir artık martin lopez.önceleri şahsım adına konuşursam opeth'den ayrılışının aslında grupla arasında çıkan tartışmalardan veya sürtüşmelerden çıktığını düşündüm.sağlık sorunlarının ise sadece bir kılıf/maske olduğunu. ama tüm konser videolarını, tur çekimlerini, kayıt sırasındaki sohbetlerini, havuz maceralarını görünce anladım ki ne kadar son zamanlarda müzik konusunda grupla anlaşmazlığa düşse de ,tüm grup üyeleri tarafından kardeş benimsenen ve grup üyeleri tarafından desteklenen/düşünülen bir insan.(yani gruptan çıkmasının sebebi asla bu sürtüşmeler olamaz, çünkü mikael'in söylediğine göre kayıtlarda herkes sürekli kavga içinde oluyormuş, bazen tur sırasında bulaşıkların yıkanması konusunda bile üyeler birbirine giriyormuş.bunlar olağan şeyler.)şimdi ise yerini, adaşı martin axenrot'a bırakmıştır.
-martin lopez nasıl biridir/nasıl bir davulcudur?
martin lopez ,türlü duygusallıkları içinde barındırdığı gibi matraklığından da ödün vermeyen bir insandır.katatonia tişörtü ile burnuna kağıt tıkadığı, sağa doğru seyirterek el çırpıp herkesi güldürdüğü anlar kesinlikle görülmeli, izlenmeli. martin, mutfakta ayağında terlik sigara içişi ile ya da porno dergilerden yaptığı yastık ile uyurken gözümde canlanıyor sürekli.yukarda da bahsettiğim gibi ;joey jordison,dave lombardo,chris adler,mike portnoy,thomen stauch, derek roddy,reno kiilerich*,danny carey, sean reinert gibi isimler kadar yetenekli ve yaratıcı olan martin, şahsıma göre gelmiş geçmiş en iyi drummerlardan biridir.çalarken gözlerini kapar genellikle.nasıl piyano çalarken insanın ruhu önce parmaklarına sonra tuşlara akarsa; onun da bagetleri enerji doludur.o gözlerini kapar ellerini ve ayaklarını kendi akışına bırakır.bazen öyle olur ki o, şarkıya ritm tutmakla kalmaz;şarkı onun ritmleriyle yön bulur.
-martin lopez ne sever?ne dinler?
martin lopez'in en sevdiği söz yazarının roger waters olmasına ve en sevdiği albümün de the wall olmasına bakarsak, bir pink floyd sever olduğunu görebiliriz. katatonia,tool,vader, a perfect circle,carmen* ve camel sevdiği de aşikar.katatonia'dan en sevdiği albüm ise şaşırtmayıcı biçimde last fair deal gone down'dur.
-peki şimdi ne yapmalı?
şimdi, martin lopez'in yeni çalışmaları/projeleri dört gözle beklenmeli (zira bırak yeni grubu, solo albüm bile çıkarsa, gece gündüz dinlerim*),ender rastlanan hastalığı hakkında pek fazla açıklama yapılmasa da, gelişmelerden haberdar edilemesek de en azından iyileşmesi gönülden dilenmeli uğruna mumlar yakılıp opeth dinlenmelidir.hep yaptığı gibi; merdivene çöksün,yaksın bir sigara daha, vursun ayaklarını yere,havada sallasın bagetlerini.izlerim, hissederim onunla.müziği ile yaşayan bir insanın sessizlik içindeki duygularına ortak olurum.

''deliverance,thrown back at me.deliverance, laughing at me.''