medya

2 /
de te fabula narratur de te fabula narratur
siyaset, sermaye ile çok sıkı bağları olan liberal demokrasinin 4. atlısı.

ülkemizde yaşanan her darbe girişimi sonrası ülke içindeki sermaye bölüşümü şekil değiştirdi. baskın olan siyasi görüş neticesinde bazı çevreler zengin edildi, kendilerine oldukça ucuza bankalar tesis edildi, bu da yetmezmiş gibi bu bankaları alabilsinler diye kendilerine oldukça düşük faizli krediler verildi.
 
bu konuyu örneklendirmemiz gerekirse dinç bilgin'in 1990'lı yıllarda o dönemde demirel'in kasası olarak bilinen cavit çağlar ile birlikte etibank'ı sadece 155 milyon dolara alması gösterilebilir. bu o kadar cuzi bir rakamdı ki; bankaya 2000 yılında el konulduğu zaman içinden 500 milyon dolar çekilmiş bulundu. yani içinden 500 milyon dolar çekilebilecek bir banka 150 milyon dolara dönemin siyasetçilerle arasını iyi tutanlara' peşkeş çekildi.
zira dinç bilgin, sabah gazetesinin sahibi olarak o dönem siyasilerle arası iyi olan bir medya patronuydu.

 bu ilişkinin önemini biraz daha masaya yatırmak gerekirse:
-90'lı yıllar kürt sorunu birilerini iktidardan indirip birilerini iktidar yapabildiği, medya patronları, siyasetçiler ve sermaye arasında çok sıkı bağların kurulduğu, özal iktidarının zengin ettiklerinin yerini demirel'in zengin ettiklerinin aldığı, refah partisi'nin yükselişinin ve ordunun eliyle düşüşünün yaşandığı yıllardı. anadolu sermayesi o dönemden sonra  refah partisi'nden kopan akp'yi "anadolu sermayesinin birikiminin koruyucusu olsun" diye de, iktidara taşıdı zaten.
konumuza dönersek; 80 darbesinden sonra sermaye tekrar dağıtıldı. özal ordunun tamamen yönetimden elini çektiğine kanaat getirdikten sonra cumhurbaşkanlığı'na çıktı.
o dönem demirel'e yakın olanlar ardıdan da tansu çiller ve erbakan'a yakın olanlar başa güreşmeye ve zengin olmaya başladılar. bu savaşların arkasında 1972'de kurulan türkiye gazetesi, 1973'te kurulan milli gazete, sabah, hasan cemal-ilhan selçuk kapışmasıyla uzun dönem tartışılan cumhuriyet gazetesi ve tabi her devrin gazeteleri hürriyet ile milliyet'in medya savaşları vardı. doğan medyası ve sabah gazetesi o dönemde ya iktidarı desteklediler ya da muhalefeti, ki bu dönemde seçimlerden önce bu yayın organlarına verilen teşviklerde oldukça dikkat çekicidir.
 
misal 1993 yılında dönemin teşvikleri arasında en büyük payı sabah gazetesi almıştır. hükümete yakınlığı ile bilinen sabah gazetesi "plaza tipi" gazetecilik anlayışının da ilk temsilcisi olmuş ve "özalist stil" gazetecilik ile günümüz medyasının ilk örneğini sergilemiştir: binlerce dolar maaş alan yazarlar, sürünen muhabirler, ajanslardan derlenen haberlerle farklı ideolojilere farklı tatlarda sunulan haberler, 80 sonrası askeri yönetimin çıkardığı yasalar yüzünden gazetelerin kurtarıcı olarak sarıldığı cinsellik ve futbol haberlerinin dünyanın bir numaralı haberleriymiş gibi insanlara sunulması...
bu yapının çok ciddi bir dayanağını anlatmadan geçmeyelim diğer tarafa: bu sistemin amacının; sermaye, medya ve politikacılar arasında çok ciddi bir etkileşim olduğunun, eş-dost kapitalizmi denen işleyişin ülkemizde hala işlemekte olduğunun ve insanları ekonomiye büyük sermaye sahiplerinin gözünden bakmalarını sağlamak olduğunun altının çizilmesi gerekiyor. tabi ki; işin teknik kısmı insanların çok da dikkatini çekmez ama gazetelerde, muhabirlerin yaşam şartlarına, iş dünyasındaki yerlerine, aldıkları maaşlara, sendikal ve yasal haklarına baktığımız zaman ve gazelerin artık genel yayın yönetmenlerinin değil de patronlarının olduğu da buna eklemlendiği taktirde ortaya şu çıkıyor:
 
"haber ajanslarını kontrol ederek herkesi kontrol edebilir, onları manipule edilmiş sanal bir dünyada yaşatabilirsiniz."
 
zamanımızda her türlü bilgimiz google ile ölçülür oldu misal, bilgi için diyoruz "monşer ne kolay ulaşılabiliyor her şeye valla bravo" peki ya google kontrol ediliyorsa her şey kontrol edilemez mi?
 
"bugünün basın camiası tanrıcıkların elinde ve bize haber yapmak istediklerini satıyorlar" çok mu paranoyakça geliyor size, size şunu söylememe müsade edin neden radikal sol eğimli bir sınıf yok türkiye'de, çünkü öyle bir yayın yok. ya da genç bir subay olan mustafa kemal modernleşme planlarını yaparken kendisine dönemin avrupa düşünce sistemini ülkemizde uygulanmasını savunan bir dergiden ilham aldığı tüm gerçek tarihçiler tarafından bilinir. bizler, gazeteler sola daha meyilli' değil diye; sol'a daha meyilsiz bir toplumuz yoksa sola az meyilli' olduğumuzdan daha sol yayınlar basmıyor değiliz.
 
bu konuda asıl mevzu rasyonellik kavramı. sol değerler bu ülkede asla modernleşmeyi sağlayamadı bugüne kadar çünkü merkezinde çıkar değil daha çok sosyal dayanışma olan bir düşünce sitemine uyumlu bir kitle yaratılmadı, yaratılmak istendi ise de önü kesildi.

(bkz: köy enstitüleri)

halkın en belden aşağı, en bağnaz düşüncelerine oynayan her siyasetçi bugüne kadar hep kazandı. (ecevit hariç)
halkı bir ekonomik köle olarak gören her sermaye grubu da kazandı bu sistemin gizli perdesinin ardında, ve işte o perdemiz de malesef 'liberal demokrat' sistemin denetleyicisi. kuvvet'i; medya' oldu maalesef.
dipnot dipnot
bir toplum üzerindeki en etkili silah. nükleer silahlardan sonra insan ırkına karşı yapılmış en korkunç kurum.birçok liderin ve ülkenin elinde olan, kendilerine karşı gelen ve çıkarlarına ters düşen yayın kuruluşlarını satın alan ya da kapatan sadece kendi çıkarlarına hizmet etmesini bekledikleri, objektif medyanın tükenmiş neslinin son evladı olan kuruluş. ülkemizde bolca bulunan taraflı tutumun en belirgin göstericisi. kısacası bir toplumun doğru ve gerçek sandığı birçok bilginin çarpıtılmış ve bize yansıtılmış hali.
fesmekan fesmekan
garip bir oluşum. özgür olduğunu iddia edip özgür olmayan ya da tarafsız olduğunu iddia edip yandaş olan oluşum da denebilir.

bakıyorum 15 mayıs'ta on binlerce kişi taksim meydanındayken, o kişiler akp lehine bağırsalar manşetlerden düşmeyecekken, akp ve de internet sansürüne karşıtı bir yürüyüş olduğu için medyada hiç ses yok.

bakıyorum 31 mayıs'ta - 1 hazirana girdiğimiz şu saatlerdeki hopa'daki olaylara ve yine medyada ses yok.

daha nice olaylar var, onlara da bakıyorum, görüyorum. ama baktığım yer basın veya tv. olduğunda göremiyorum.

hopa'daki olaylar hakkında bir sözlük yazarı yazmış, "22 ağustos'tan sonra olsaydı" diye. korkutucu. tamam zaten internette gazetelerde yer almayacaktı biliyoruz da bloglarda, sözlüklerde de okuyamayacaktık. hiçbir şekilde haberdar olamayacaktık.

sözün özü, bir ülkenin medyasının, ülkeyi refah içinde ve ferah gösteriyor olması, o ülkenin öyle olduğunu göstermez.
manyetik karpuz manyetik karpuz
otoritenin kendi halkına karşı işlediği savaş suçlarını libya'da suriye'de , ırak'ta görmezden gelen, bugün aynısını türkiye'deki ana akım medyanın da devam ettiğiyle savaş suçuna ortak olmaktadır.
manyetik karpuz manyetik karpuz
savaş suçuna ortak olmakla kalmayıp, savaş çığırtkanlığı ile bir bizden on onlardan, hava saldırısıyla toplamda 100 gerilla daha öldü diyerek akan kan sayısını arttırarak bunu başarı olarak gösterip, savaşı körüklemekte. duyarlı medya.
mrsteacher mrsteacher
eğer dikkatli değilseniz, gazeteler ve televizyonlar sizin zulüm gören insanlardan nefret etmenizi ve zulmü uygulayan insanları sevmenizi sağlar.

işte bu medyanın gücüdür.
2 /