mega hafıza

1 /
wolfshade wolfshade
içimde ukte kalacaktı ucundan değinmezsem bu kült programa, kutsal öğretim setine. daldan dala atlayacak da olsam bir şeyler diyeyim.

gerçekten de insan üzerinde bıraktığı etki, hafızada edindiği yer sebebiyle "adının hakkını veren" nadir programlardan biri olarak değerlendirilebilir...de ne hakmış birader ver ver bitmedi yıllardır.

bir zamanlar hbb kusturuncaya, genç olsun yaşlı olsun tüm dimağlarda hasar yaratıncaya kadar yayınlardı. bu hbb'yi çoğumuz hatırlıyor olmalıyız. en azından şu "canlı yayın esnasında donan ve bir daha haber alınamayan kanal" diye. en azından "sinyal yok" yazısını görmek için her gün tv başına oturup da canlı yayın esnasında donan sarışın sunucuyu görüp tekrar tekrar kahrolduğumu bilirim. işte megahafıza programının sunucusu, şovmeni, bilinç üstü olan hafıza şampiyonumuz melik duyar da en az donakalmış sarışın hbb sunucusu kadar zihnimde yer etmiş biridir.

hbb efsanesinin donuşu ile birlikte bayrağı alan flash tv sayesinde/yüzünden megahafıza fenomeni kitlelere ulaşmaya devam etti ve etmekte; tabi eski popülaritesinden eser kalmamış bir halde. bir dönem çevremizde rastladığımız bugün doğan çocuklara isimler tadındaki "morsel, "posteriti" gibi ilginç adlara sahip çocuklar hep megahafıza fenomeninin zirvede olduğu, anaların çocuklarına "melik duyar ve megahafıza efsanesi"ni ninni diye söyler olduğu yıllara tekabül eder. bu programın/setin faydası yoktur, bundan yararlanan gençler olmamıştır demek elbette haksızlık olur. fotografik hafıza tekniği 20 olan çocukların yetişmesinde elbette pay sahibidir; kimisine vizelerde çılgın attırmış, kimisine de 3 basamaklı sayıları kafadan çarparak kız tavlama imkanı yaratmış olabilir; lakin benim ilgilendiğim konu bundan çok, programın yarattığı travmatik etki.

bazen düşünüyorum biz mi daha şanslıyız yoksa bizden sonraki çocuklar mı diye. biz "megahafıza ve melik duyar" ile büyürken onlar "pokemon ve şeker kız candy" ile büyüyüp serpildiler/serpiliyorlar. travmatik etki demiştik paragraf atlasak da konuyu dağıtmayalım. bu etkiden kastım insana bildiği ingilizceyi unutturma, kağıt oyunlarında basiretsizlik gibi beyin suladırma vakalarıdır. ekranın karşısında sürekli "morsel bak lokma kalmadı", "poster iti bunlar pü, bak ingilizcesi bu türkçesi şu", "sue vardı bizim gurbetçi arkadaşın karısı kaçmış orspu" gibi şeylerle sözde ingilizce öğrenilebildiği söylenir ve öğretilmeye çalışılırsa elbette buna "bi dağıl git ya, çizgi film izlicem ben" demek beynin hakkıdır. tabi bu sitemimin, bok atma çabamın melik abiye olan kırgınlığımla alakası yoktur. beni programına çıkartmamış, "karo papaz, sinek valesi, iki de as olsa vermiştim elinize hehe" dememe izin vermemiş olabilir. bundan da aile arasında ya da eşe dosta yapılan mutevazı şovlarla mutlu olabilmeyi, mutlu edebilmeyi öğrendik belki de. buradan virajı alamama pahasına az önceki travmatik etkiye dönecek olursak; kanal sayısının az olduğu dönemde ekrandaki bir amcamın parmağını sallayarak "şşt olm sen var ya totoşsun lan, şusun busun" dediğini hayal ediyorum da bu da bir süre sonra insanda "acaba adam bir şeyler gördü de biliyor da mı söylüyor lan" hissi yaratabilir, özellikle yaş küçükse. işte megahafıza olayını bunun hafif versiyonu olarak değerlendiriyorum bazen... "acaba sue'yla kemal ayrılmış mı?, olan ortada kalan çocuğa oldu yazık mk", "selin ardından halkta moraller nasıl, son durum ne?" vb...

sözün özü; yukarıdaki isyan bu haykırış (en azından bi yere kadar) megahafıza öğretisine ya da büyük şampiyona değildir. benim tepkim kimilerinin yayın akışına, televizyon gibi güçlü bir kitle imha silahının bu şekilde kendi kendimizi yok etmek amacına yönelik kullanılmasınadır. bunun yanında hbb ve flash tv gibi topluma sözümona hizmet etmiş ve etmekte olan kanalları da yerme hakkı bir raddeye kadar elbette. biz de biliyoruz ki canlı yayınlar, çılgın programlar, devasa stüdyolar ya da ne bileyim donmayan çıtır sarışın sunucular para işi..
wondrous wondrous
"dünyanın en fantastik programları" ödüllerine "satış amaçlı programlar" kategorisinde ilk sıradan aday gösterilebilecek megahafıza, programda öğretilen tadımlık hafıza teknikleriyle hepimizin beynine bir şekilde girmiştir. reddetmeyin girmiştir. peki kaçımız bu teknikleri işe yarar algılayıp geliştirme yoluna gittik, kaçımız 4 basamaklı iki rakamı birbiriyle çarpıp matematik gurusu haline geldik? bu soruya çocukluk dönemince aynı süreçten geçen hepimiz hayır cevabı verecektir. peki melik duyar'ı dinleseydik daha hafızalı, daha şuurlu bireyler haline gelecek miydik? bu sorulara cevap verebilmek için megahafıza kavramını daha derinden incelememiz gerekiyor.
wondrous wondrous
programı fantastik hale sokan şey, megahafıza kavramının işe yararlığından çok programada yer alan karakterlerin fantastik yapısıydı ki bu fantazi ekolünün başını bizzat megahafıza fikrinin sahibi melik duyar çekiyordu. peki melik duyar kimdi? "megahafıza" gibi "bir ürünün başında süper, mega lux yazıyorsa o ürün bilin ki tırttır" teorisini destekler bir isimle insanları kazıklamaya çalışan bir bünye miydi? böyle olduğunu hiç ummadım çünkü melik duyarın televizyon dünyasında yıllarca cirit atmış olması, bazı bünyelerin bu insanın müşterisi olduğu, hatta devam setlerini de ısrarla talep ettikler, melik duyar'ınsa bu işten sağlam ekmek kazandığını ispatlar nitelikteydi. öyle ya, niçin yüzlerce tele-pazarlama şirketi batmış durumdayken melik duyar'ın şirketi bu denli uzun soluklu olabilmişti? ya müşteriler salaktı -ki hafızalarını geliştirmek istemeleriyle bunu kanıtlıyorlar- ya da ürün hakikaten muhteşemdi. aslında melik duyar'ın amerikalarda master yapmış bir inşaat mühendisi olduğunu öğrenmem beni oldukça şaşırtmıştı diyebilirim. zira sırlar dünyası insancıkları modunda önde birleşmiş eller ve ufak adımlarla bu karizmatik sıfatın sahibi insandan çok bir masabaşı memurunu andırıyordu. ki burda belirtmeden geçemeyeceğim ki melik amca eğer kendine daha sağlam bir duruş seçmiş olsaydı alanında dünya çapında bir insan olacak, dünya hafıza şampiyonluğu ünvanına, dünya hafıza işinden paranın amına koyanlar şampiyonu sıfatı ekleyecekti, çılgın atacaktı.
wondrous wondrous
megahafıza olayını incelerken program formatına ve programda olan bitene özellikle dikkat etmek gerekiyor. programda ilk kural orda tek baskın faktörün melik amca olması, programı sunan tiyatrocu hanımın bile hakettiği halde istediği karizmayı, istediği duruşu programda koyamıyor olduğuydu. zira sahneye çıkan tercihen gözlüklü ama salak tipli -ki burda 'işte bu salak bile çarptı sayıları aha görün' imajı yaratılmak isteniyor olabilir- öğrenci sayıları çarparken bu hanım "ay ay ben daha sayıların kaç baamaklı olduğunu bulamadım, ay vallahi bravo nasıl da çarptı processor gibi" tandanslı gazlarından ve onaylayıcı tavırlarından bunu anlamak mümkündü. programın en can alıcı kısımlarından biri 4 basamaklı iki sayıyı çarpan öğrencinin sonuçlarının kontrol edilmesi süreciydi ki bu oldukça uzun sürerdi çünkü seyirciler arasından biri gelir tiyatrocu hanımla beraber hesap makinasıyla sonucu bulmaya çalışırlardı. her bölüm, ama kesintisiz her bölüm bu ritüel hakettiğinden uzun sürerdi çünkü tam bir matematik özürlü olan teyzemiz ve yanında her ne şanssa ki o da matematik özürlü olan seyirci hesap makinasından basamakları zorla saya sonra seyirci sessiz bir şekilde kafa sallar tiyatrocu teyzeyse "ay evet nasıl da çarptı ben okuyamadım bile sayıları" şeklinde gazlı ve onaylayıcı tavrını sürdürürdü. bu arada melik duyar'ın standart tepkisi ise "beynin sağ lobu ile sol lobunu eşit çalıştırıyoruz" gibisinden laf salataları olurdu.
wondrous wondrous
şüphesiz megahafıza olayının işe yararlığının bünyemde tek ispatı çağrışımsal ingilizce öğrenme olayı olmuştu ki irritate kelimesinin sinirlenmek anlamına geldiğini ilk kez burda öğrenmiştim. bir kartın üzerinde iri ve sinirli bir bodyguard figürü ve üzerindeki "ted" yazılı t-shirt'u irritate kelimesinin sinirlenmek anlamına geldiğini öğretmişti ki hala o hafıza tekniklerinin yararı mıdır yoksa ted'in o yapmacık sinirinin küçücük beynimde bıraktığı gravürsel iz midir bunu sağlayan hala bilmem. diğer kelimelerde bu kadar başarılı olur mu bu sistem hala düşünürüm. fakat bu kelime hatırlama işlerinde toplumsal olaylardan dem vurması programı ve dahi seti kullanan bireylerin toplumsal duyarlılığını da arttıran bir etki taşımaktadır. örneğin morsel kelimesini ki -lokma demek oluyor bu- şehri silip süpüren ve insanları aç bırakan mor bir sel ile figüre etmeye çalışmış, hem morsel'in anlamını öğretmiş hem de sel felaketine karşı toplumsal bilinç sağlamıştır. ayrıca melik duyar'ın "bizim setimiz sınırlı aynı yöntemle siz de kelimeler hazırlayabilirsiniz" söylemi üzerine ben de dolunay altında gece vakti şehri basan sel ile "aysel" kelimesini betimlemeye çalışmış fakat aysel'in zaten türkçe bir kelime olduğunu sonradan idrak ederek ne kadar denyoca bir faaliyet içinde olduğumu anlamıştım.
wondrous wondrous
megahafıza gerçeği içinde megahafıza şirketinin kurumsal kimliğini de incelemek gerekir. aslında kurumsal kimlikten öte patron merkezli bir oluşumdan bahsedebiliriz. hatta bir ara ciddi ciddi oluşumda görev alan takımnı sadece melik duyar ve part-time çalışan tiyatrocu teyzeden oluştuğu fikrine kapılmıştım ki aslında arka planda devasa bir kadronun çalıştığını öğrenmem geçen seneyi buldu. nasıl buldu denilirse hayatım boyunca beynimin idle process'lerinden birini meşgul eden "yahu acaba kim satın alıyor bu setleri" sorusuna 29 yaşında 2 iş batırmış sonradan kafasına esip üniversite okumaya karar vermiş kuzenimin bir gün yanlarında tatildeyken "kuzen ben şu megahafıza setinden alayım da çalışayım" demesiyle buldu derim. öncelikle bir gerçeğin farkına vardık ki tüm alışılmış türkiye gerçeği dışında melik duyar ve şirketi ankara'da sürdürmekteydi işlerini. sipariş sürecinde oldukça hızlı çalışan şirket ki siparişlerini faks yoluyla alıyorlardı kısa bir süre içinde seti gönderdi ve bu hizmet aşkıyla takdirimi kazandı.

fakat 29 yaşındaki kuzenim kadar boş bir insanın şirketin müşteri profili hakkında kafamda fikir oluşturan primer etken olması megahafıza şirketi açısından kötü bir şans oldu diyebilirim.
wondrous wondrous
insan olmayacağını bildiği şeylere zorla inanırsa mutlu olur derler. megahafıza'nın da bu yolu etkin şekilde kullanan bir oluşum olduğunu söyleyebiliriz. üniversite yıllarından önce programı seyredip 4 basamaklı iki sayıyı çarpınca, karekökü kafadan alınca matematik gurusu olacağımı zanneden bir birey olarak söylüyorum bunu. ki kullanılan tabir aynen buydu : "megahafıza setleriyle matematik gurusu olun". nice gencin bu hayalle megahafıza müşterisi olduğunu rahatça tahmin edebiliyorum zira yıllar boyunca 29 yaşındaki kuzenim zihniyetinde onlarca insan tanıdım. iki sayıyı çarpınca -ki hafızadan çok türlü ibneliklerle yapılıyordu bu- matematik gurusu olarak ortada gezmeye başlayan bu kitlenin calculus sınavlarında "hocam integral, ehe ehe ben, şey megahafıza" şeklinde kalakalacaklarını tahmin ediyorum. bu bağlamda sıkı bir megahafıza seyircisi olmama rağmen bu hayallere kapılmadığım için kendimi hep şanslı hissederim.
wondrous wondrous
ama megahafızanın bu kadar etkileyici olmasında sahneye çıkıp aslanlar gibi çatır çatır sayıları takla attıran gençlerin olaydan sonra "ehm ben sağ lob, sol lob, orta lob kullanıyorum. kendime güvenim arttı, derslerimde daha başarılı oldum, (ve vuruş cümlesi olarak : ) adeta bir matematik gurusuyum" demesiydi ki evlerine set alıp sayılara türlü ibneliklerle takla attıranların kalkıp "helelöö matematik gurusu oldum" deyip demediklerini merak ederim. ayrıca bu süper imajın oluşmasında hafıza ile zekanın karıştırılıyor olması gerçeğini de yadsıyamayız ki nice zeka kırıntısı olmayan bireyler zeka geliştirmesi için megahafıza'ya bel bağlamıştır. gidip telli baba'ya çaput bağlasa çoğu lisedenmezun olabilirdi en azından diye düşünmüş, yakınmışımdır yıllarca.
abece abece
ekran başındakilere bir sürü kelimeyi,tarihi vs. öğreticeğine inandıran öğretmede kullandığı akış şemasına kadar herşeyi beynimize kazıyan lakin kimdi ,adamın adı neydi bir türlü akla gelmeyen ilk etkisini koruyamayan zaman içinde fos çıkan,arkadaş arasında olmadık bir şeyi hatırlayınca "vay mega hafıza" diye espiri konusu olan hakkını yemiyelim güzel bir söz öbeği
ace of spades ace of spades
akıllara zarar tv tanıtım programı..ben bu program sayesinde 1 le 10 arasındaki sayıları ezberlemiştim..o kadar etkilidir benim nezdimde..hala da sayabilirim..1 2 3 4 5 6 7 8 9 10...çok etkili çoook..
stalefish stalefish
melik duyar adlı kişinin geliştirmiş olduğu, kelime ezberlemeye yönelik çeşitli yöntem ve alıştırmaların yer aldığı, bir zamanlar reklamları televizyonda çok sık yer almış olan bir eğitim setidir. televizyondaki reklamlarında stüdyoya toplanmış bir takım kişilere bir takım tekniklerle bir takım kelimeler ezberletilir. daha sonra kelimeler koro şeklinde hep bir ağızdan papağan gibi tekrar ettirilir. program biter, yorumlar alınır, herkes mutlu olur.
efemoline efemoline
lise öğrencisiyken melik safi duyar beyin hbb kanalında bir topluluğa beyni güçlendirme yollarını anlattığı bir efsane.ingilizce öğretmenimiz bu setin yararlı olacağını düşünüp hepimize fotokopilerini çektirtti,kasetleri ayrı ayrı kaydettirdi,hemen işlemlere girişildi,hergün uygulamak zorunda olduğumuz dersleri yapmaya başlamıştım ve gerçekten sonuç olumlu oluyor.
bulanti bulanti
banka müdürü tipindeki melik duyar abimizin yanlış hatırlamıyorsam 90 larda genelde geceleri reklamı yapılan bir hafıza geliştirme seti gibi bir şeydi. sue isimli bir kadınla anlatılmak istenen kelime, revani ile hafızaya kazınmaya çalışılan revenue kelimesi aklımda kalan bazı kelimeler... anlatımın sonunda "hadi bakalım arkadaşlar şimdi siz tekrar edin..." cümlesi ve akabinde gelen "hadi kendinize koca bir alkış..." cümlesi ise işin diğer tiksindirici boyutlarıydı benim adıma...
twiggy ramirez twiggy ramirez
hatice aslan kaleli sunardı bu programı. melik duyar eğittiği çocukları, insanları falan çıkarttırıp hepimizi hayrete düşürürdü. biz de televizyon başında kelimeleri ezberlemek için stres olurduk falan. bazen seyircilerin arasına dalardı onlara egzersiz yaptırırdı vesaire. ne günlerdi be. dandik de bir çekimi vardı ha. ona rağmen deliler gibi izlerdik, özenirdik, uygulardık, mutlu olurduk.
1 /