mehmet akif ersoy

giriniz kaydediliyor

işlem bitince otomatik olarak girinize yönlendirileceksiniz. hoşunuza gitmeyen bir şey varsa girinizi daha sonra düzenleyebilir veya tamamen silebilirsiniz.

girinize bir görsel eklemek için dosya veya dosyaları buraya bırakın
dosya(lar) otomatik olarak yüklenecektir.

(bkz: ) `` TR
2
respectful
edebiyat literatüründe, nazımı nesire yaklaştıran şair olarak ta bilinir ve dahi üniversite sınavının iki basamaklı olduğu yıllarda, bu nazımı nesire yaklaştırma işi pek te rağbet görürdü öys soruları arasında. mehmet akif'in gerçek mesleği de baytarlık, yani veteriner hekimliğidir. biz de modaya uyarak, kendisinden bir dörtlükle kapatalım bu kara kuru girimizi.
" bir yerde kanayan bir yara gördüm mü,yanar ta ciğerim.
adam aldırma geç, demem aldırırım.
onu dindirmek için; kamçı yerim, çifte yerim.
çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım."
luxury of tears
bilirsiniz mehmet akif sakallı bir adamdır. şairi bu hailyle gören bir arkadaşı
-üstad, demiş, maymuna dönmüşsün...
mehmet akif gayet normal:
-iyi o zaman duvara döneyim, diyerek adama sırtını dönmüş.
miraystrawberry
istnabulda doğmuştur.asıl adı ragiftir fakat o zmnlar bu isism pek yaygın olmadığı için akif olarak yer etmiştir.
şairin ilk şiir kitabı 1911 de yayınlanan safahattır.daha sonra süleymaniye kürsüsünde(1912)hakkın sesleri(1913),fatih kürsüsünde(1914),hatıralar(1917),asım(1919)ve gölgeler(1933) şirr kitapları yayınlanmıştır.
açılan marş yarışmasında birinci oldu ve 12 mart 1921 de mecliste kürsüye gelen hamdullah suphi tanrıöver bu şiiri 3 kez arka arkaya okudu...
ayrıca fransızca,arapça ve farsça bile mehmet akif'in bu dillerden çevirdiği kitaplarda bulunmaktadır.
love metal
söylentiye göre cumhuriyetin ilanı üzerine rejimi beğenmeyip suriye'ye gitmiştir. istiklal marşı'nın bazı dizelerinden anlaşılacağı üzere kendisi laik bir insan değildir. nazım şiirinde çok iyi anlatmıştır durumu. bu ülkenin vatandaşı olmak, "ne mutlu türküm diyene!" diye bağırmak için müslüman olmak şart* değildir. hakk'a tapan milletimizin de hakkı istiklaldir ancak müslüman olmayanların da hakkıdır istiklal...

düzeltme: son dörtlüklerde durum iyice vahimleşmiştir.

bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli,
ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

eğer bu bölüm istiklal marşı yazılırken değil de başka bir sebepten yazılsaydı "rejim düşmanlığı"ndan bile bahsedilebilirdi...
skuba
hani, milliyetin islam idi? kavmiyet ne?
sarılıp sımsıkı dursaydın a milliyetine.
"arnavutluk" ne demek? var mı şeriatta yeri?
küfr olur, başka değil, kavmini sürmek ileri!
arap'ın türk'e, laz'ın çerkez'e, yahut kürd'e
acem'in çinli'ye ruçhan mı varmış? nerede?
müslümanlıkta "anasır" mı olurmuş? ne gezer?
fikr-i kavmiyeti telin ediyor peygamber

bu şiiri yazmış insan, yüce insan, kavmiyet saçmalığını görmemizi sağlamış insan, kutlu insan...
venom
bir gazeteciyle görüşmesi:
gazeteci: bir daha olsa istiklâl marşı yazabilir misiniz?
mehmet akif: allah, bir daha bu millete istiklâl marşı yazdırtmasın!
murty
geleneksel edebiyatın olduğu kadar, batı kültürünün değerleriyle etkileşimi kabul eder, ancak doğu'ya ya da batı'ya öykülenmeye şiddetle karşı çıkar.
blinkin
bir toplantıda mehmet akif'i küçük düşürmek isteyen biri, "afedersiniz, siz baytardınız değil mi?" diye sorar.
mehmet akif "evet,bir yeriniz mi ağrıyordu?" diye cevaplar.

"edepsizliğin başladığı yerde,edebiyat biter."
madbrother
bir millet bir millet arıyordu ya , bir millet ki kendi toprağını çiğnetmeyecek , bir millet ki mazlum için hakperest , bir millet ki zalim için zalimden daha mücadeleci, daha kinli, haksızlığa karşı zalimden daha şevkli.ey akif , kalırken vucüdun kara toprağa , ecdad bekliyor seni öte tarafta , fakat ya bizler bizler ne halde olacağız? yobazmışsın , gericiymişsin , sözlerin ırkçılık , şiirlerin şeriat kokuyormuş.1908'den beri başımıza bela olan "mürteci" yaftası senide bulmuş...zülmü alkışlamayan sen , zağarlık yapmayan sen , milli mücadelede camilerde , mecliste halkın içinde heyecanlı konuşmaların ile milleti coşturan sen...ey akif , büyük akif...hani diyordun ya
“hayır, hayal ile yoktur benim alış verişim;
inan ki her ne söylemişsem görüp de söylemişim,
şudur cihanda benim en beğendiğim meslek;
sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek.”

şimdi unuttu bu sözlerini ilerici aydınlarımız.sen ki asım asım diye onca yıl dil döktün , karşılığında ancak hakaret buldun.öyleki cenazen bile bir garip , ölümün bile bir garip oldu..

27 aralık 1936 yılında ölürken sararmış ve incecik vucüdunla , dünyadan ayrılırken vatanımızın biricik şairi , kaç kişi biliyordu bu yaslı işi ? beyazıt camiinde kaldırılırken naaşın arkadaşın mithat cemal şöyle diyordu:

"cenaze beyazıt'tan kalkacak. oraya gittim. kimseler yok; bir cenazenin geleceği belli değil.
çok sonra birkaç kişi göründü. biraz sonra çıplak bir tabut geldi. "bir fıkara cenazesi olmalı" dedim. o anda emin efendi lokantası'nın sahibi mahir usta, elinde bir bayrakla cenazeye koştu, sebebini anlamadım. yine o anda yüzlerce genç peyda oldu. üniversitenin büyük sancağına çıplak tabutu sardılar. ellerimi yüzüme kapadım. cenazeyi tanımıştım.
al sancakla siyah kabe örtüsüne sarılan tabut, üniversite gençlerinin bir ürperme manzarası alan elleri üstünde gidiyordu. cenazenin arkasında yekpare bir karaltı yürüyordu; bunda bir damla "teşkilât" yoktu; bunlar, bir işaretin bir teşekkülün topladığı insanlar değildi; kendi kendilerine gelenlerin saflarıydı; sırf cenazeye gelmiştiler ve bu, şahidi olmayan gözle dostluktu. cenaze arabası, tekerleklerinde, beygirlerinde şuurlaşan bir durgunlukla arkadan, uzaktan geliyordu.
mezarlıkta "maket" ini almak istediler; bana danıştılar: "tabutu açabilir miyiz?" ona, bu kadar yakın olmaktan utandım, üniversite gençlerini gösterdim:
- çocuklarına sorun!.' dedim.
istiklâl marşı'yla gömdüler. fetih'ten beri şehrin toprağına kendi eseriyle gömülen ilk ölü!"

"âsım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
işte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek."

ölürken sade gittin ya , yaşarken var mıydı debdebe?senden geriye kalan bir istiklal marşı onuda milletine hediye ettin , safahatı ise ikinci baskısında gözyaşlarınla yıkadın.ne kaldı geriye senden ?

"ölümünde terekesi muhtasardı: bir kat esvap, yepyeni bîr şapka, bir mavzer tüfeği ve bir istiklâl madalyası (bu ikisini ilk büyük millet meclisi'nde aza iken almıştı), yastığının altında birkaç lira, bir fakfon saat"
cenazende ne bir resmi tören , ne de devletten biri vardı.adeta dışlandın sen...
oysa sen görmüştün zaten bugünleri..

"toprakta gezen gölgeme toprak çekilince
günler su hayali de er geç silecektir.
rahmetle anilmaktir amma ebediyet,
sessiz yasadim, kim beni nereden bilecektir."

büyük şair mehmet akif ersoy'un naaşı 1960 yılında edirnekapı mezarlığına taşındı.1986 yılına kadar devlet tarafından hatırlanmadı.ilk resmi tören 1986 yılında yapıldı.1986 yılının aralık ayında adına bir anıt mezar yaptırıldı ve açıldı.mekanı cennet olsun...

ayrıca
(bkz: hüseyin avni ulaş)
2
instela

instela ile kendinizi özgürce ifade edebilir ve yazdıklarınızla anında binlerce kişiye ulaşabilirsiniz

üye olmak yalnızca saniyeler alır

zaten bir hesabınız var mı? giriş yapın