mehmet selimoviç

phoebe phoebe
26 nisan 1910 tarihinde bosna'nın tuzla kentinde dünyaya geldi. ilk ve orta öğretimini tuzla'da tamamladıktan sonra belgrat üniversitesi, felsefe fakültesi'nde sırp dili ve yugoslav edebiyatı bölümünü bitirdi.
2. dünya savaşı esnasında, halk kurtuluş hareketi ile işbirliği yaptığı gerekçesiyle dört ay hapis yattı. 1941 yılında partizanlarla ilişki kurarak ulusal mücadeleye katıldı. federatif yugoslavya halk cumhuriyeti hükümeti'nin kültür konseyi'nde üyelik ve kültür ilişkileri dairesi'nde yöneticilik görevlerinde bulundu.
1947'de saray bosna yüksek pedagoji okulu'na öğretim üyesi olarak atandı. felsefe fakültesi'nde doçentlik ünvanını akdıktan sonra halk tiyatrosu dram müdürlüğü'ne getirildi.
derviş ve ölüm adlı eseri, 1967 yılının en iyi yugoslav romanı seçilen selimoviç, 1970 yılında yugoslavya'daki en büyük edebiyat nişanı olan anvoy ödülüne layık görüldü.
selimoviç, 11 temmuz 1982'de, belgrat'ta vefat etti.
yayımlanan eserleri:
ilk birlik (1951)
sessizlikler (1961)
yabancı ülke (1965)
deneme ve incelemeler ( 1966)
bulut ve mehtap ( 1966 )
derviş ve ölüm ( 1967 )
vuk karaciç üstüne ( 1967 )
kale (1980 )
ülkemizde pek az insanın tanıdığı, muhteşem bir anlatıma ve özgün bir tekniğe sahip, insan ruhunun büyüleyici taraflarını ve sefil insanın dahi masumiyetini yakalamayı başarabilmiş, muhteşem sırp yazardır.
müslüman dostoyevski demek, yersiz kaçmayacaktır, öyle diyeyim.
adı da mehmet değil, meşa'dır.
(bkz: yönlendirme)
peri masalı peri masalı
müslüman dostoyevski demek gayet yerinde olur. evet adı mehmet değil meşa'dır. niye mehmet diye yazılmış?
meşa selimoviç'in hayatı da çok zorluklarla geçmiştir. ne yazık ki o da diğer "sosyalist" sistem içindeki yazarlar gibi tam anlamıyla baskı altında yaşamıştır. derviş ve ölüm ve kale bu gözle okunduğunda anlam katmanları da çok zenginleşiyor. meşa selimoviç geçirdiği depresyonlar yüzünden de çok yorulmuş bir yazar. otobiyografisini okuyunca depresyonların dışsal sebeblerle ilgisi insanın canını sıkıyor.
"kale" adlı romanı kadar hayatı ve insanı ve bireyin çaresizliğini anlatan roman var mıdır acaba? "kale" yi okurken insan şöyle düşünmekten alıkoyamaz kendini: " bireyin hayat karşısında her daim bir direnişi olmak zorunda. bu savaşın ve vahşetin içndeyken de öyle. hayat normal akışındayken de öyle. her an başına bir şey gelebilir ve sen hayatın karşısında bazen savunmasız bir varlığa bir kuklaya dönüşebilirsin". ama selimoviç asla ve asla karamsar bir yazar değildir. her zaman şunu hissettirir insana: " nefes alıyor,varlığımı sürdürebiliyorum ve ilk olarak şükretmem gereken budur. hayat her haliyle güzel bir armağandır bize."
meşa selimoviç özellikle de müslüman bir toplumda yaşadığı ve bir müslüman olarak doğduğu için anlattığı her şey, ne kadar evrensel nitelikte olursa olsun, insan tanıdık duygular bulduğunda bunun sebebinin uzak bir tarihe uzak bir ülkeye rağmen ortak bir kültürden kaynaklandığını hissediyor. müslüman ve osmanlı etkisini fark ediyorsun.
bismillahirahmanirahimof bismillahirahmanirahimof
''özgürlük hem var, hem yoktur benim için. aynı dairenin çevresinde döner gelirim. bu durumda hem özgür, hem bağımlıyımdır.

o halde gitmem mi, kalmam mı gerekir? çünkü ikisi de birdir gibi geliyor bana. bağlı olursam özgür olamam. dönüş bir hedefse, o zaman gitmenin ne gereği var?
her şey buna bağlı zaten. dünyanın bir noktasından hasret çekmek, gitmek ve yeniden ulaşmak. bağlı olduğumuz bir nokta olmasa, ne onu ne de başkasını sevebilirdiniz. hiç bir yerde olmadığınız için, hareket edecek yeriniz olmazdı. öte yandan, sadece bu noktaya sahip olmak da, hiç bir yerde olmamak demektir. bu durumda onu düşünmez, hasretini çekemez, sevemezsiniz.''

derviş i smrt - meşa selimoviç
yanıyorum öyleyse harım yanıyorum öyleyse harım
"tuhaf bir insansınız doğrusu, az konuşuyor, gizleniyorsunuz dedi.
doğuştan böyle olduğumu, içinde bulunduğum çevreninse bu özelliğimi daha da sağlamlaştırdığını, tuhaf görünmenin de herhalde başımdan geçen olaylardan ötürü olduğunu söyledim. sözcüklerin ardına gizleniyorsunuz, dedi ihtiyar. neler hissettiğinizi göremiyorum. başınızdan bir felaket geçti. en kötü şekilde vuruldunuz. ama siz, ne acınızdan söz ettiniz, ne de suçlamalarda bulundunuz."

(bkz: derviş ve ölüm)