memetik

1 /
ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi
"koyu bir darwinciyim, fakat darwin'in kuramının genlerle sınırlanamayacak kadar büyük bir kuram olduğunu düşünüyorum." - richard dawkins

kendi bakış açımdan anlatmadan evvel, ilgili tartışmalar çevçevesinde üç olası memetik tanımını koymak istiyorum en başa:

1. evrimin sadece genlere özgü olmadığını anlamamızı, evrimin gerçek evrenselliğini görmemizi sağlayan ve gezegenimizdeki ikinci replikatörleri inceleyen bilim (adayı).
2. bazı sınırlı biçimlerde kültürü analiz etmemize yarayan analojik bir model.
3. bir boka yaramayan bir benzetme.

ben ilk tanıma inananlardanım. bence analojik bir icat değil, insanlık tarihinin en önemli keşiflerinden biri memetik. bunun yanında, biraz genetik bilen biri için anlaması ve uygulaması kolay, çok da verimli bir düşünme disiplini, hatta benim gözümde olabilecek en sağlam kültür kuramı. bir kere anladıktan sonra kültüre veya günlük hayata dair çoğu şeyi berrak bir biçimde görmeyi de sağlıyor. ancak o "bir kere anlama" kısmı, özellikle evrime yabancı kişiler için biraz uzun sürebilir, bir üçüncü göz açılması gerekebilir. bu yüzden önce `#964399` numaralı giriyi okuman çok faydalı olacaktır.

okudun mu? tamam.

sene 1976. richard dawkins amca, iyi sıcak yapmıştı o sene de, the selfish gene adlı bir eser ortaya koyuyor. 10 bölüm genler, araçlar, evrimsel psikoloji, sosyobiyoloji, akraba seçilimi, seks, aşk, entrika, intikam, sibel can diyeti gibi konularda yazdıktan sonra, 11. bölümde yeni bir fikir atıyor ortaya. diyor ki, yaşam genlerle açıklanıyor ve incelenebiliyorsa, insan kültürü de memlerle incelenebilir. o noktada "mem" kelimesini (ve memini) [dur şimdi anlarsın] yaratıyor, eski yunanca'daki "taklit" (kopya, replika) anlamına gelen "mimeme" (bkz: mimesis) kökünü başından budayarak. kafa karışıklıklarını gidermek adına basit bir mem tanımını hemen burada vermek gerek: kültürde eşlenen ve seçilimden geçen en küçük bilgi birimine mem diyoruz.

öncelikle insan kültürü derken ne kadar kapsamlı bir şeyden bahsediyor olduğumuza dikkat çekmek isterim. sanat, din, bilim, gelenekler, sandalyeler, bilgisayarlar, kısaca insan yapımı olan herşey insan kültürüne aittir. neden bu yapıların genişlemiş fenotip (bkz: the extended phenotype) olmadığı konusunda da bir iki laf edeyim, memin tam olarak ne olduğunu anlamaya yardımcı olacaktır. bir genin (replikatörün) bir organizma (araç) üzerindeki yapısal veya davranışsal etkilerinin toplamına, yani gendeki tarifin organizma seviyesinde fiziksel olarak uygulanmasına fenotip diyoruz. eğer o organizma gidip dallardan kendine yuva yapıyorsa, o yuvaya da genişlemiş fenotip demekte sakınca görmüyoruz, biraz pişkiniz. yani genişlemiş fenotipi, "organizmanın hayatta kalmak adına çevresinde yarattığı değişikler" olarak tanımlayabiliriz (bu tanıma göre organizmanın yerde bıraktığı ayak izleri falan tanım dışında kalıyor mesela). insan kültürü çok uzaktan bakınca koca bir genişlemiş fenotip olarak görülebilir evet. ancak biraz daha yakına geldiğimizde, hayvanların yaptığı yuvalar ile bir din sistemi arasındaki farklar göze batmaya başlar. bir fenotip ile bir mem arasındaki asıl fark ise kesin olarak şöyle tanımlanabilir: fenotip bilgisi, gen yolu dışında başka bir organizmaya aktarılamaz. bir kuş başka bir kuşa nasıl yuva yapıldığını anlatamaz, o bilgi onun genlerinde mevcuttur. memler ise yayılmak için genlere ihtiyaç duymaz, bir beyinden diğerine atlamak için birçok yola sahiplerdir. insan dili hayvanların ilkel iletişim araçlarından ne kadar farklı ve üstün ise, memler ve kültür de fenotiplerden o kadar farklıdır. karl marx'ın mimar ve arı arasındaki farkı tanımlaması da bu bağlamda anlamlıdır: mimar, yapacağı şeyi önceden kafasında kurmuştur. yine de memik kopyalama yapabilen, yani kültüre ufak bir giriş (bkz: protokültür) yapabilen hayvan türleri (ör: belli bir melodiyi taklit eden kuşlar) olduğunu da belirtmek gerek.

yemek tarifleri, fikirler, melodiler, tasarımlar, gelenekler, arabalar, şiirler, özlü sözler, şu an sol çerçevede gördükleriniz... insan beyninde bunları oluşturan nöron örüntüleri, daha doğrusu bu saydıklarımın saf bilişimsel karşılıkları memlerdir. john wilkins'e göre çoğu mem insanların beyinlerinde nöron örüntüleri olarak ikamet ediyor, ancak daha üst seviyelerde ortaya çıkan memetik yapılar da var, yani her memin nöronlar seviyesinde karşılığı olabilir ama hepsi bu seviyede kodlanmamış. memler sadece insan davranışları seviyesinde değil, dilin, kurumların, toplumların ve geleneklerin kendi davranışlarında ifade bularak seçilebiliyor.

memetiğe göre insan kültürünü oluşturan herşey memlerin eseridir. memetik ile düşündüğümüz zaman dilin ortaya çıkışı, alet yapımının başlaması gibi insanı insan yapan eşiklerin aslında aynı eşik olduğu ortaya çıkar: asıl eşik yeni eşleyicilerin, memlerin ortaya çıkmasıdır. bakın memlerden habersiz "insan aletler yolu ile insan olmuştur, aletlerin mi insanın mı önce geldiği sorusu doğrudan doğruya soyut bir sorudur" diyen ernst fischer insanı insan yapan alet yapımını nasıl tanımlıyor: "bir şeyin benzerini yapmak nesneler üzerinde bir güç kazandırmıştır insana. bu 'benzerini yapma' sürecinin büyülü bir yanı var. insanın doğa üzerinde üstünlük kurmasını sağlıyor. tarihöncesi insan da karşılaştırmayı, seçmeyi, aletlerin benzerlerini yapmayı öğrenmiş olduğu için her türlü benzerliğe çok büyük önem verir."

memler yeni eşleyicilerdir. yenidirler, çünkü tarihsel olarak 3.000.000.023 yıllık genlere göre çok gençler. eşleyicidirler, çünkü organizmaları (ve kitapları, ve bilgisayarları, ve cd'leri, mp3'leri, vs.) araç olarak kullanarak, bir araçtan diğerine atlayarak kendilerini kopyalıyor, yayılıyor ve hayatta kalıyorlar. genlere karşı 3-0 öndeler, çünkü çok ortamcılar: sadece organizmaları değil, binbir çeşit insan yapımı ortamı kullanabiliyor, bu ortamlar arasında müthiş bir hızla yatay olarak yayılabiliyorlar (internet memetik evrimin en başarılı ve önemli ürünlerinden), ayrıca sinir sistemindeki bilginin yapısı dna'dakinden daha esnek olduğu için genlere göre çok daha sık mutasyon geçiriyorlar. bu sebeplerle "evrilebilirlik"lerinin genlerden daha yüksek olduğunu söyleyebiliriz. genellikle insan açısından virütik, epidemik bir davranışları var, bir beyne girince o beyni konak olarak kullanıp beynin enerjisini kendini kopyalatmaya harcatıyor, oradan diğer beyinlere veya araçlara sıçrıyorlar. genlerin sınırlı kaynaklar için rekabet etmesi gibi, memler de beyindeki dikkat alanı, hafıza ve zaman gibi sınırlı kaynaklar için rekabet ediyor (iki farklı dini veya birbiriyle çelişen iki farklı görüşü gönül rahatlığıyla rakip ilan edebiliriz; bir insan hem müslüman hem hıristiyan olamaz ve memler o insan için kapışır). başarısız olanları yok oluyor, başarılı olanlar kültürü oluşturuyor. birbirleriyle etkileşiyor, birleşip mem kompleksleri oluşturuyorlar. bütün bunları bizim güzel hatrımız için değil, (tıpkı genler gibi) kendi kopyalarını arttırmak için yapıyorlar.

sandalye fikri, idea'sı, tasarımı memlerden oluşur. oturduğun sandalye nesnesini de femotip (wilkins'in mem fenotiplerine verdiği ad) olarak, yani memlerdeki tarifin fiziksel olarak uygulanması olarak düşünebiliriz. o tasarım insanın ihtiyaçları doğrultusunda yapıldığı (seçildiği) ve sandalye femotipleri başarılı olduğu için sandalye memleri yayılmıştır ve dünyanın dört bir yanında insanlar sandalye kullanmaktadır. memetik bir evrim izlemek istiyorsanız, tekerlek memlerinin ortaya çıkışını, geçirdiği evreleri ve bugünkü durumunu (michelin, bridgestone) hayal etmeyi deneyebilirsiniz. insanın kafasındaki memler daha etkili ve daha karmaşık olanlara evrimleştikçe (ve birbirleriyle etkileşimleri arttıkça) femotipler, yani üretilen tekerlekler de aynı şekilde gelişiyor. bugünkü tekerleklerimiz sadece "merkeze dik bir aks etrafında dönen daire" memlerinin değil, fizik ve malzeme bilgisi memlerimizin de katıldığı bir mem birliğinin ürünü.

bir şarkı bir mem birliğinin ürünüdür. sözleri belli memleri, müziği de belli melodi memlerini taşır, yayar. "oha falan olmak"; kısmen başarılı bir mem ürünüdür. memetik açısından çok kısa bir sürede çokça yayılmıştır, yani verimlidir, ancak uzun ömürlü olduğunu sanmıyoruz bilim çevreleri olarak, bu gidişle birkaç yıl sonra kimse kullanmayacak. genlerdeki gibi memlerde de dayanıklılık (genel olarak memin değil belli bir kopyasının dayanıklılığı), verimlilik (kendini çok sayıda kopyalatması) ve kopyalama-doğruluğu (mümkün olduğunca hatasız, mutasyonsuz kopyalanabilmesi) üç önemli özellik. moda dediğimiz şey, haute-couture'den bahsetmiyorum, verimliliği yüksek ama dayanıksız memlerden oluşur (memetiği yeni öğrenen biri için moda olan kelimelerin, cümlelerin, fikirlerin, kitapların, filmlerin veya dedikoduların yayılışını gözlemlemek özellikle virütik davranış derken neyi kastettiğimizi anlamak adına çok faydalı bir zihin alıştırması olacaktır. örneğin, başarılı bir film izlediğinizde arkadaşlarınıza tavsiye edersiniz, hatta bizzat izlemelerini sağlarsınız. başarılı bir melodi duyduğunuzda dilinize takılır, onu mırıldanmaktan kendinizi alamazsınız ve çevrenizdekiler de duyar. bu olaylara o filmin ve melodinin gözünden bakmayı başarabilirseniz, memetiği anlamak adına önemli bir adım atarsınız). kopyalama-doğruluğu yani mutasyona direnç ise, genetikteki gibi memetik evrim açısından da çok önemli. örneğin dildeki kopyalama-doğruluğu mükemmel olsaydı karadeniz ağzı oluşmazdı, belli derecede bir kopyalama-doğruluğu olmasaydı da bu hatalar kararlı bir yapıda saklanmazdı, karadeniz ağzı diye bir şeyden bahsediyor olmazdık. birçok mem, yakın zamanda başka bir memin şans eseri uğradığı mutasyon sonucu oluşmuş ve başarılı olmuş. tam tersi, atasözleri gibi mutasyona çok fazla direnç gösteren memetik yapılar da var. "kulaktan kulağa" isimli oyunumuz mem kopyalanması ve mutasyonu konusunda ilginç bir vaka çalışması sağlayabilir. elbette görelilik teorisi veya master of puppets gibi mem kompleksleri arkadaşın kulağa fısıldadığı teorinin/şarkının yanlış duyulması sonucu oluşmamış. yeni memlerin ve mem-komplekslerinin oluşması hususu, "memetik nedir?" sorusuna cevap vermeye çalıştığım ve zaten yeterince uzun olan bu yazıda ele alınacak kadar basit değil. bitiriyoruz.

1976 önemli bir tarih: dawkins'ten önce de memetiğe yakın fikirler ortaya koyan insanlar olmuştu (cloak gibi, campbell gibi) fakat dawkins'in bütün kitap boyunca anlattığı "bencil gen" bakış açısından hareket eden net terminolojisi ile memetik de net bir kimlik kazandı. dawkins, the selfish gene'i, yeni replikatörlerin, eskiler ile çatıştığını söyleyerek bitiriyor. bencil, çıkarcı genlerimizin bize dayattığı yaşam biçimine memler ile karşı geldiğimizi düşünüyor. birey olarak genlerin ve memlerin gözünde çok değersiz araçlar olduğumuzu söylerken, bir taraftan da çocuklarımıza yardımsever olmayı öğretelim, muslukları gereksiz açık bırakmayalım diyor (bkz: #2054868). ben de genetik evrim ve memetik evrimin çatışması hakkında güncel bir tartışmadan bahsederek bitirmek istiyorum.

memler genel olarak insan genlerinin başarısını arttırmış, bazı durumlarda da insanın ürememesini veya ölmesini sağlayarak genlerle etkin olarak zıtlaşmış olabilir. benim son olarak dikkat çekmek istediğim özel nokta memlerin, genlerin doğal seçilim mekanizmasını sakatlayarak uzun vadede genetik evrimin işleyişine zarar vermiş olması. örneğin memetik evrimin ürünü olan tıp, genetik evrimin ihtiyacı olan başarısızların elenmesi mekanizmasını, yani doğal seçilimi sakatlamış görünüyor. genetik olarak hastalığa yatkın veya zayıf, tıp memlerimiz gelişmemiş olsa üreyemeden ölecek kişiler bu memler sayesinde yaşamlarına devam ediyor ve genlerini yayabiliyorlar. aynı şekilde sigara ve alkolün tadını sevme özelliğimizi evrimsel açıdan anlamlı olacak uzun vadede yok edecek evrim süreci (bkz: #1953420) yine tıp sayesinde sakatlanıyor. bu arada, sigara ve alkolün de memlerin eseri olduğunu aklımıza getirirsek genlerin, yaptıkları araçlardan birkaç bin yılda ne kadar koptuğunu daha iyi idrak ederiz.

hayır sosyal darwinizme veya öjeniğe ait fikirler değil bunlar, doğrudan organizmaların evrimiyle ilgili. ve hayır ben demiyorum ki bırakalım zayıflar ölsün, memler ortalıkta olduğu sürece elbette genetik evrime, doğal seçilime teslim olmama hakkımızı kullanacağız. unutmayın, evrimi yönlendiren, ulaşılması gereken bir ideal yok, olsaydı da birey olarak bizi ilgilendirmezdi. benim yukarıdaki fikirleri dile getirirken (ve bütün giride) yapmaya çalıştığım şey de eşleyicilerin bakış açısını göstermek, olması gerekenden değil, olandan bahsetmek. aslen mülayim bir insanım, tanısan seversin.


ek:

the selfish gene'deki (30. yıl edition'daki ek notlarla birlikte) "memes: the new replicators" bölümü için: ``memes, the new replicators'' dec. 1999 [ first published 1976; 1989 edition: oxford university press, ısbn 0-19-286092-5 (paperback) ], the best short introduction to, and the ... rubinghscience

bir de şöyle bir yazısı var dawkins'in, memlerin virütik salgın davranışlarını irdeleyen: viruses of the mind 1991 the haven all memes depend on reaching is the human mind, but a human mind is itself an artifact created when memes restructure a human brain ... umich

not:

1. işbu giri memetiğe giriş niteliğinde olduğundandır ki dawkins (1976) öncesinde ve sonrasında vuku bulan gelişmelere fazla değinilmemiştir, memetiğin kabası alınmıştır. dawkins'ten sonra memetiğin ne hale geldiğini merak edenler şuraya göz atabilirler: memetics papers on the web an index of hundreds of free, on-line papers and articles about meme theory lycaeum

2. giride bolca yönelmişlik tavrı kullanılmıştır, genler ve memlerin bir şeyi "istediği", "planladığı", "tercih ettiği"ni okuduğunuz zaman şaşırmayın. bu, doğal seçilim süreçlerinin, öyle davranır gibi işleyen genleri/memleri seçtiğini söylemenin kısa ve kolay yoludur. genlerden ve memlerden bahsederken genellikle bütün seçilim sürecini ve almaşıklarını baştan anlatmak yerine yönelmişlik tavrını kullanarak hızlı ve sezgisel biçimde anlamaya ve anlatmaya çalışırız.

3. böyle bir başlıkta meme şakası yapan kalbimi kırar.
recai pengül recai pengül
halka (the ring) filmindeki doğaüstü olayları memetik kullanarak açıklamaya çalışan tipler vardı. yok o seyredilen film memetik olarak ölümcül bir mesaj içeriyormuş da yok onu seyredenlerin beyinleri ölüme meyilli hâle geliyormuş da falan. şimdi aynı tipleri lost'taki karakterlerin soyağacını çıkartırken görüyoruz. boş işler bunlar...
ksilofon ksilofon
memlerle uğraşan bilim dalı.

(bloguma yazdığım bir yazı vardı, biraz uzuncana ama yoğun istek üzerine[mehe] buraya da koyayım, lazım olan okusun, memetiğin ilgi alanı aşağısıdır efendim)

virüs denilen oluşumun mantığı hemen herkes için anlaşılabilirdir: içeri sız, kendini kopyala, ortamlara ak; bu bilgisayar virüsleri için de, canlı olup olmadığı tartışmalı biyolojik virüsler için de geçerlidir. elbette ki bu işlerin de yolu yordamı vardır, zira ortamlara akmak için virüslerin "çaktırmama, donanımlı olma" gibi birtakım ön gereklilikleri yerine getirmesi gerekir; aksi takdirde enselenmeleri an meselesidir. peki ortamlara akmakla (isminin çekiciliği dışında) ne kazanır ki bu virüsler, amaçları nedir? belki de richard dawkins'in bencil dediği genler gibi, onların da tek derdi kendi egolarıdır; amaç, onlar için fazla büyük bir sözcüktür.

bir bilgisayar virüsü prensip olarak basit bir şekilde işler. assembler ile yazılan bu minik kod parçacıkları, girdiği bilgisayarda kendini çoğaltarak, yazılma amacına ulaşmaya çalışır. örneğin bu konuda ilk olan (elk cloner'ı saymazsak) brain virüsü, ki kendisi benden yaşlıdır, korsan yazılım diskleriyle beraber bilgisayara bulaşarak kendini boot sector'e kopyalar ve bilgisayarı, minik bir selamlama mesajıyla beraber, çalışmaz hale getirir. öte yandan biyolojik anlamdaki virüslerin işleri de anlaşılmaz değildir; örneğin bir h5n1 virüsü, tanıdık ismiyle kuş gribi virüsü, hedefine ulaşırken önce hücre zarını eritir, sonra genetik materyalini, ya da bir anlamda padişahını hücre içine gönderir ve kontrolü devralır. sonrası ise basit: böl, yönet ve çoğal!

kısacası her açıdan virüs, insanın pek de dostu sayılmaz. peki ya hiç ummadığınız bir anda, örneğin gayet sağlıklı hissediyorken, virüslerin beyninizde dolaştığını iddia etsem? tam da şu an mesela, bu yazıyı okurken beyninizin kıvrımlarında bir şeylerin çoğaldığını birisi söylese, ne diyebilirsiniz? peki o birisi, ya doğru söylüyorsa?

"ana karakter bir bara girdi, yanından geçen kızın poposunu süzerek barmene doğru yöneliyor. süzmeye devam ederken barmen bir kola getirdi, içerideki bunaltıcı sıcak ve kızlar boncuk boncuk terler döktürürken buz gibi kolayı glork glork içiyor.. glork glok.. glr.."

ne o, yoksa canınız film arasında büfeye koşup kola almak mı istedi? yalnız olmadığınızdan emin olun, zira beyninize giren bir virüs kendini çoğalttı ve "canınızın" kola içmek istemesine neden oldu. "ne virüsü yahu, canım istedi aldım işte" demeden önce biraz düşünün, girdiğiniz kola sırasındaki diğer kişilerin de basitçe, "canı" mı istedi? o adam glork glork diye kolayı kafaya dikmeseydi, yine o sırada olur muydunuz?

virüs diyerek olayı dramatikleştirmeyi bir kenara bırakalım da, anlatmaya çalıştığım şeyin temeline gelelim isterseniz. o kaptığınız, virüs benzeri şey, bir memdi ve beyninize sızdıktan sonra kendini çoğaltarak "canınızın" istekleri konusunda hayli etkili oldu. peki mem dediğim şey de nereden çıktı, neyden bahsediyorum ben, neler oluyor yahu?

önce bir sakin olduktan sonra devam edelim. derin nefes? tamam. memden bahsetmeden önce, yazının başında çıtlattığım richard dawkins adından bahsedeyim. oxford üniversitesi etolog ve evrimcisi prof. dr. richard dawkins, 1976 yılında yayımladığı the selfish gene (bencil gen - tübitak yayınları) kitabıyla tanınır. darwinci evrime getirilen grup veya tür seçilimi konularındaki yanlış anlama ve öğretmelerin, bu kitabıyla önüne geçmeye çalışır. doğal seçilimin gen bazında işlediğini, tür veya grup seçilimi diye bir şeyin olmadığını, genlerin yaşamkalım makinelerini (insanlar, hayvanlar, bitkiler vs.) çoğalmak ve soyunu devam ettirmek gibi bencil (analojik olarak) amaçları için kullandığını anlattığı the selfish gene, biyoloji camiasının dışına da taşarak pek çok çevrede büyük yankı uyandırmıştır. zira kitabın xı. ve son bölümü, memler, yani yeni eşleyicilere ayrılmıştır.

mem kelimesi, yunanca öykünme anlamına gelen mimeme'den türemiş olup etimolojik açıdan gen (gene) kelimesine benzemesi için mem (meme) olarak kısaltılmış. ilk olarak richard dawkins'in bahsettiği mem kavramı, kişi(ler)den kişi(ler)e yayılan, orada çoğalan ve kendini de çoğaltan kültürel verilere deniyor. tanımı bir kenara bırakıp örneklere yoğunlaşırsak sanıyorum ne olduğunu daha rahat anlayabiliriz. kültürel farklılıklar, birikimler, düşünce şekilleri, bulunulan senenin modası, müzik, resim... kısacası, dediğim gibi hemen her türlü kültürel veri, "mem" adı altında toplanıp incelemeye alınır.

önemi nedir peki bunun, yani incelenip de ne oluyor? üzerinde biraz düşünülünce rahatlıkla görülebileceği üzere aslında memler, kontrol edilebildiği halde dünyanın en büyük gücüdür, neyse ki şu ana kadar o denli kurnaz birisi çıkmadı. memler, ya da başka şekilde düşünecek olursak düşünce ve fikirler, satır aralarında kişiden kişiye geçer ve kendi çoğalma mekanizmasıyla kişinin değer yargıları, beğenileri ve hatta bilinç altına karışarak yaşama şekline etki eder; hatta bazı memler vardır ki, kişiyi bizzat yönetirler.

richard dawkins, kitabında evrene ve dünyadaki düzene bakarak bunun oluşma şekline gen bazında ışık tutmaya çalışıyor. ama insan türü, kesinlikle sadece biyolojik bir oluşum değildir, binyıllardan oluşan kültürel birikimimiz de başlı başına bir düzendir. yine dawkins, bu "kültürel düzene" de bakarak, mem düşüncesini ortaya atıyor. yazının başlarında film arasında görülen kısa bir reklamın isteklerinize nasıl bir etkide bulunabileceği konusunda basit bir örnek vermiştim. bu örnekler aslında bambaşka alanlardan çoğaltılabilir; komik ingilizcesi dışında bir özelliği olmayan internet mahir, yine komik bir ingilizce ile karşımıza çıkan all your base are belong to us, ajdar, gotik giyim modası, böyle bir dünyaya çocuk getirmek istememe geyiği... aklıma gelen her örneği verirsem, hiçbir şeyi düşünerek yaşamadığımız, hemen her şeyi öykünerek, yani memlerle oluşturduğumuz ortaya çıkabilirdi ve bu ciddi bir özgür irade sorunu doğurabilirdi; ama şimdilik bunu geçiyorum, bu başka bir yazının konusu olmalı.

memleri bu kadar tartışma götürür ve önemli kılan şey, bana kalırsa bu fikrin 'richard dawkins' tarafından ortaya atılmış olmasıdır. şimdi dawkins'e yine geri dönelim. zat-ı muhterem aslında darwinci evrime çok başarılı bir yorum getirmesinden daha ziyade, ateizmiyle, hatta evrim düşüncesini yaratılışçı (ve dolayısıyla dinsel her türlü) düşünceyi çürütme amaçlı kullanır. hatta son yıllarda yazdığı büyük tartışma yaratan the god delusion kitabı sadece bunun üzerinedir. pek de şaşılmayacağı üzere mem kavramını da temelde dawkins, dinsel savları çürütme amaçlı kullanıyor. bu anlamdaki mem kavramının da aslında bir mem olduğunu öne sürebiliriz aslında.

kitabının son bölümünde memlere ilişkin temel düşüncelerini açıklasa da dawkins'in bu konudaki esas düşünceleri, 1991 yılında yazdığı viruses of the mind makalesine dayanıyor. 6 yaşındaki tatlı bir kız diyor dawkins, thomas the tank engine'in yaşadığına inanıyor (eski bir çizgi film kahramanı), büyüyünce diş perisi olmak istiyor; büyüklerinin ağırbaşlı ve bilge sözlerine birebir inanıyor. bu yaştaki bir kız, ne söyleseniz inanabilir. prenslerin kurbağaya dönüştüğü masalları anlatsanız inanır, cehennem ateşinden söz etseniz kabuslarına girer. gördüğüme göre bu kızcağız, rahibe okuluna başlayacak yakında. inanıp inanmama konusunda bu kızcağızın, nasıl bir şansı olabilir ki? dawkins, dinlerin de mem yoluyla dağıldığına ve kişilerin bu memlerin esiri olup hayatını yönetmesine izin verdiğine inanıyor.

aslında dinlere mem demek yanlış, zira dawkins'in tanımlamasına göre nasıl bir bacak birden fazla gen (gen kompleksi) tarafından yönetiliyorsa, din gibi büyük ölçekli mem sistemleri de mempleks, yani mem kompleksleri tarafından yönetilir. bu mem kompleksleri öylesine güçlüdür ki, küçük yaşlarda beynine giren savunmasız bir insanda acımasızca çoğalarak tüm yaşamını yönlendirebilir, tüm değer yargılarını şekillendirebilir. hele ki din hakkında ileri geri konuşmanın çok başarılı bir koruma mekanizmasıyla güvenlik altına alındığı (cehennem azabı), tanrı'nın dünyevi akılla algılanamayacağı ve gözle görülür hemen hiçbir kanıtın ortada olmaması gibi zırhları bulunduğu düşünülürse, dinden güçlü mem veya mempleks yoktur dawkins'in düşüncesine göre.

din bu konudaki örneklerin en uçta olanı, ama buna dair örnekler çoğaltılabilir. bir insanın nasıl canlı bombaya dönüşebileceğini düşünmüşüzdür bazen. veya bir insanın niye bir terör eylemine giriştiği vs. bunların da küçüklükten itibaren kişilerin beynine sızmış ve sıkı bir şekilde çoğalmış mem mekanizmaları olduğunu söyleyebiliriz. memlerle infekte olmuş kişi (örneğin canlı bombalar), memeoid olarak sıfatlandırılıyor. bu terim 1985 yılında keith henson tarafından memetik literatürüne katıldıysa da, richard dawkins'in, sonradan genişletilmiş baskısını yayınladığı the selfish gene'inde de kendine yer buldu. (1989) bu konuda, gerek magazinel, gerekse daha acıklı örneklere göz atmak istiyorsanız şuradaki aftermath'in kaleme aldığı güzel örneklere göz atabilirsiniz:

(bkz: memetik 4: mim örnekleri ajdaranık: kanald'de yayınlanan popstaryarışmasında, adaylar arasında izledik kendisini.performansıyla haberlere, köşe yazarlarına konu oldu, ağızd... bildirgec )

murphy yasaları, ajdar, mahir, goatse.cx, smiley, abuk subuk spam mailler, hatta noel baba... peki bu memlere mem olma özelliğini katan şey nedir? niye özellikle bu seçilmiş kişiler/şeyler memlerin nevi şahsına münhasır çoğalma mekanizmaları var, olmasına; ancak yazının en başında değindiğim virüsler gibi bunların da çoğalabilmeleri için "çaktırmama" gibi bazı ön gereklilikleri yerine getirmesi gerekir. örneğin cast away filminde gözümüze gözümüze sokulan fedex reklamlarından antipati duymayan var mıdır? veya kurtlar vadisi'ndeki, örneğin bir gecekondunun üzerinde bile görebileceğiniz next & nextstar uydu reklamlarının sevimsizliği? peki ya bu işi abartmadan, örneğin bir "glork glork" sahnesiyle yaparsanız, işin etkileyiciliği artmaz mı? ya da başka bir açıdan sorayım; reklamlara kalite ölçütü getiren şey nedir?

memlerin etkinliğidir şüphesiz. bu konuda yine aftermath'in aşağıdaki yazısını örnek vereceğim, ki bu yazı aslında reklamcıların fazlasıyla işine yarayabilir. memlerin kendini sağlamlaştırabilmesi için, vaat, doz, güven gibi bazı konularda kendi iç mekaniklerini oturtmuş olması gerekir. kimse abuk subuk kosla reklamlarından etkilenerek kosla almaz; ama ürün içeriği abuk subuk olmasına rağmen bir dönem sırf reklamlarıyla deli gibi satmış pek çok ürün vardır. (buna vereceğim ilk örnek bendensin memidir, hatta bendensin adıyla bakkallar, pideli köfteciler bile açılmıştır - bursa) dediğim gibi memleri kontrol edebilen, gerçekten çok fazla şeyi kontrol etmiş olur.

(bkz: memetik 3: mimlerin yayılımı mim'lerin beyin virüsü olduğunu söylemiştik. bu virüsler güçlü oldukları oranda kendilerini kopyalayabilirler yani başka kişilere bulaşıp yayılabil... bildirgec )

bu mem düşüncesi aslında adı konulmadan da olsa, psikoloji ve sosyoloji gibi bilim alanlarında pek çok kez örnekleri görülmüş bir düşünce. örneğin "görsel görecelilik kuramı" ile tanınan benjamin whorf, çeşitli bölgelerin kültürel özellikleriyle dilinin kendine has bir biçimde özelleştiğini açıklamıştı. buna örnek olarak eskimoların dilinde kar kavramına ait 150'den fazla kelimenin olduğunu, veya yeni gine'deki bir kabilenin dilinde sadece açık ve karanlık olmak üzere 2 çeşit rengin olduğunu (ve her kabile mensubunun bu kelimelerle hangi rengin bahsedilmekte olduğunu tam olarak anlayabildiğini) örnek verebiliriz. ne var ki, bilimin ortaya koyduğu (veya araştırılan) bazı konuların çarpıtılarak "mutasyona uğramış" memlerin de ortalıkta dolaştığı görülmemiş şey değil. 90'lı yılların başında bir "mozart etkisi" tufanı esiyordu; kaliforniya üniversitesi'nin yaptığı bir araştırmanın sonuçlarının tamamen çarpıtılmış bir haliydi bu. araştırmaya göre sayısal işlem gerektiren bir sınava girmeden önce 20-30 dk mozart dinletilen öğrenciler, burun farkıyla diğerlerinden daha iyi sonuç alabiliyordu -ki bunda şaşılacak bir şey yoktu, zira beyinlerinin farklı bölümlerini kullanarak çoklu düşünme konusunda alıştırma yapmış oluyorlardı. ama haber basına yansıdıktan sonra ne oldu? klasik müzik cd'leri basan şirketler "bebelere klasik müzik" kampanyaları başlattı, anneler çocuklarına anlamsız bir şekilde beethoven dayatmasına girişti, üstelik zaten mutasyona uğramış bu memler iyice çarpıtılıp kendi kurallarını da getirdi: bebek banyodayken bach, süt içerken beethoven dinlenecek!

mutasyon demişken, memlerin yayılma mekanizmaları içerisinde bunun da büyük önemi var aslına bakarsanız. örneğin bir dedikodu memi kendisini yaymak için, karşısındakinin ilgisini çekecek şekle bürünür, ya da kişi tarafından çarpıtılır (mutasyona uğrar) ve keyfine devam eder. zira mutasyona uğramamış memlerin "mem havuzunda" kaybolup gitme tehlikesi vardır. memlerin doğal seçilimi olmadığını kim söyledi ki?

memler, genlerden çok daha hızlı bir şekilde evrilir, zira mutasyona uğraması ve yayılması genlere kıyasla çok daha kolaydır. richard dawkins'in geleceğe ilişkin mem düşünceleri bilimkurgu mu öngörü mü bilinmez, ama hayli ilgi çekici olduğu kesin (çünkü o da bir mem sonuçta). dawkins, matrix'te olduğu gibi ileride memler dünyasında bambaşka canlıların hüküm sürebileceğini belirtiyor. bu konuda gen bencildir'de şu yorumda bulunuyor: "biz biyologlar genetik evrim düşüncesini öylesine benimsemişiz ki, bunun olası evrim türlerinden yalnızca bir tanesi olduğunu unutuyoruz." cairns-smith'in dna'nın evrimine ilişkin düşüncesindeki cansız silikatların üzerinde (500 milyon yıl) dna'nın evrimleşip bayrağı devralması gibi, (3 milyar yıl) memlerin bu bayrağı devralmayacağını kimse iddia edemez sanıyorum. ileride bir gün, kaşık olmayabilir mesela.

dawkins'in 76'da ortaya attığı mem düşüncesi, ilk yıllarda douglas hofstadter gibi bazı akademisyenler dışında bir çevreden pek destek görmedi. "philosophy of mind" alanında çalışan daniel dennett, 1990 yılındaki hayli iddialı isimli kitabı consciousness explained'de memlere yer verdi; ancak bu konudaki esas çalışmalar 1995'te richard brodie'nin (eski microsoft çalışanı) ve aaron lynch'in katkılarıyla oluştu. (bu alandaki çalışmalara yine genetics kelimesine benzer olarak, memetics, yani memetik deniyor) o yıllarda kurulan journal of memetics, 2005'e kadar bu konudaki çalışmaların merkezinde yer aldıysa da yıllardır bu konuda uğraş veren kişiler, 2005'ten bu yana farklı çalışma alanlarına yöneldiler. 76'da doğan "mem" meminin, henüz ölmediyse de, en azından çocukluk dönemini geride bıraktığını söyleyebiliriz. ancak bu konudaki ciddi araştırmalar psikologları, antropologları, sosyologları, filozofları, hatta biyologları hep beraber uğraştıracağa benziyor. kaşığın olmadığı bir evrim yolunda ilerlerken memetikçileri hayli zor bir görev bekliyor.

kaynaklar:

the selfish gene – gen bencildir – tübitak yayınları – richard dawkins
memetik 1: dijital ve analog yaşamda veri bir yazı dizisi hazırlıyorum, çevrede olan şeyleri ve olabilecekleri daha rahat kavramak için. reklamcı ve pazarlamacıların eline geçmesinden çok k... bildirgec
memetics - wikipedia, the free encyclopedia memetics is a theory of mental content based on an analogy with darwinian evolution, originating from the popularization of richard dawkins' 1976 b... wikipedia
viruses of the mind 1991 the haven all memes depend on reaching is the human mind, but a human mind is itself an artifact created when memes restructure a human brain ... umich
the selfish meme home page of kate distin's the selfish meme theselfishmeme
.:tübitak bilim ve teknik dergisi:. kullandığımız dilin, içinde bulunduğumuz kültürel öğelerle etkileşim içerisine girdiği gerçeği bir yana kelime hazinesi ve cümle yapılarının temeld... tubitak
ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi
“bir de böyle bir şey akıl ettim, kültür teorisyenlerinin işine yarar belki” diyerek memetik fikrini ortaya attıktan 6 yıl sonra, gelen eleştiriler üzerine the extended phenotype'da (1982) şöyle yazıyor dawkins:

"öyle hissediyorum ki mem meminin ana değeri insan kültürünü anlamamızdan çok, genetik doğal seçilimi algılayışımızı keskinleştirmekte yatıyor. bu konudan bahsedecek kadar küstah olmamın tek nedeni bu, zira insan kültürü hakkındaki mevcut literatürü bu konuda ahkam kesecek kadar iyi bilmiyorum."

ne var ki uzmanı olmadığı alanlarda tartışmalara girmeyi sevmeyen dawkins'in bayrağını birsürü insan kapışırcasına devralıyor: memetics papers on the web an index of hundreds of free, on-line papers and articles about meme theory lycaeum

bunların en ünlülerinden biri daniel dennett. bilinç konusundaki otoritelerden biri olan daniel amca, bundle theory'ye mem memini katarak diyor ki:

"memler vs ben" gibi bir durumdan bahsedemeyiz çünkü "ben" dediğim şey de çeşitli memlerden oluşur. yabancı memlere karşı kendini korumaya çalışan "bağımsız" zihin bir mittir; aslında, temelde, sadece genlerin biyolojik emirleri ve memlerin emirleri arasındaki sürekli gerilimden bahsedebiliriz. "ben" dediğim şey de bu gerilimden ibarettir. ["memler vs genler"den bahsedebiliriz yani]

dennett'in konu hakkındaki zihin açıcı yazılarından biri için: page not found - ase - tufts unıversıty tufts

daniel memetik anlatırken gül yüzünü göreyim diyenler için:
ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi
konu ile ilgili gelen bazı sorulara verdiğim bazı cevapları buraya da yazıyorum ki herkes okuyabilsin, gülecek bir şey olursa da söylerim hep beraber güleriz.

— şu genler gayet elle tutulabilecek maddeler. fekat memler düşünce dünyasından ibaret.

— gen gibi, mem de tanımlama açısından esnek bir birim. bir dna zincirindeki genleri tespit etmek, teker teker sınırlarını çizmek nasıl zorsa bir mem birliğindeki memleri teker teker ayırt etmek de zor. watson-crick sonrası moleküler biyolojinin gerçek devrimci yönü, sayısallaşmış olmasıdır. onlardan sonra, genlerin çok küçük iç yapıları içinde saf sayısal bilgiden oluşan uzun diziler olduğunu öğrendik (dawkins 1995). memetiğe "bilim adayı" denmesinin sebebi de, günümüzde memlerin genler kadar net ve sayısal olarak tanımlanamaması, memetiğin watson ve crick’inin henüz ortaya çıkmış olmamasıdır. memetiğe göre genler de, memler de belli bir fiziksel ortamda kodlanmış bilgi parçacıklarıdır. canlılardaki (yapısal, davranışsal, düşünsel) bilgi eğer üreme yoluyla, dna yoluyla aktarılıyorsa genetiktir, iletişim yoluyla aktarılıyorsa memetiktir. protein sentezi ile göz oluşturma bilgisi genetiktir, üzümlü kek yapma bilgisi memetiktir, eminebederiktir. genlerdeki bilgi rna moleküllerince okunmak üzere dna molekülleriyle kodlanmıştır ve bugün insanlık olarak bu kodu okumayı söküyoruz, bu yüzden genler memlere göre daha somut görünüyor. memler de fiziksel ortamda kodlanmış bilgi parçacıkları ise, memleri de beyinde bulmamızın, yorumlandığı zaman anlamlı bilgilere dönüşen sayısal veriyi görmemizin ve buna göre faydalı incelemeler yapmamızın bir yolu olabilir. bu yola “henüz” sahip olmadığımız için bahsettiğim kişiler “henüz” memetiği bir bilim olarak görmemekte haklı olabilir. yine de dawkins’in (1976) söylediklerini hatırlamakta fayda var: fenotipik bir özelliğin doğrudan hangi gene bağlı olduğunu bilmeden de genetik bilimi faydalıdır, yeter ki o özelliğin bir gene bağlı olduğunu ve olası rakip genlerin farklı bir özellik yaratacağını bilelim. nasıl genleri, doğal seçilimin yaptığı gibi etkileri (fenotipler) ile değerlendirip inceleme ve tahmin yapmamız mümkünse memleri de etkileri (femotipler, insan davranışları) üzerinden incelemek mümkündür. “kültürel davranıştan tek bir meme yumuşak bir geçiş yapamayız, tıpkı fenotipik etkilerden tek bir gene yumuşak geçiş yapamadığımız gibi” (wilkins 1998). elbette memetik biliminin tamamen sayısallaşması inceleme ve tahmin gücümüzü arttıracaktır, ancak memetik şu haliyle de birçok alanda açıklama gücüne sahiptir. örneğin memlerin sinirbilimsel veya davranışsal seviyede değil de, bu ikisinin arasında bir yerdeki anlambilimsel seviyede kodlanan bilgi parçacıkları olduğunu savunan wilkins’e göre, anlambilimsel araçlarla memleri verimli olarak inceleyebiliriz. [bu konuda daha fazlası için dennett'in breaking the spell'indeki "the new replicators" bölümünü tavsiye ederim, şimdi üşendim oradaki fikirleri buraya yazmaya]

— genler de mem değil midir? genlerle memlerin çatışmasının ne gibi bir olanağı olabilir ki?

— genler mem değildir, ikisi arasındaki farkı anlayamayanlar için açık bir turnusol işlemi belirtmiştim ilk giride: bilgi eğer üreme yoluyla, dna yoluyla aktarılıyorsa genetiktir. iletişim yoluyla aktarılıyorsa memetiktir. hayvanlarda iletişim bizim gibi gelişmiş olmadığı için onların kültürleri de yok. dil, memetik iletişim otomatik olarak kültürü doğurur. canlılar genlerin kendilerini daha etkili kopyalamak için yaptığı makinelerdir (gen seçilimi görüşüne göre). memlerin kendilerini kopyalamak için yaptıklarına örnek olarak da kitaplar, cdler, bilgisayarlar verilebilir. burada önemli olan "insan"ı birinci etmen olmaktan çıkarmak. "genler insanların üremesi içindir" fikrinin değil "insanlar genlerin üremesi içindir" fikrinin doğru olduğunu anlamak gibi, "bilgisayarı insan yaptı" yerine "bilgisayar memetik evrimin bir ürünüdür, bilgisayarı memler yaptı" fikrini anlayabilmek önemli. insanı bir "ortam" olarak görmek lazım gen/mem bakış açısında, genlerin ve memlerin yayıldığı ve değiştirdiği bir ortam. onların işine gelecek şekilde yaşayan bir makine. genlerle memlerin çatışmasını da şimdi daha iyi anlayabilirsin sanırım. memler genlerden farklı replikatörler, dna’da değil beyindeki nöron bağlantılarında (ve kitaplarda, bilgisayarlarda,vs.) ikamet ediyorlar ve iletişimle ürüyorlar.

basit ve güncel bir örnek: ülkesi için gözünü kırpmadan ölüme giden bir kişide memler genleri yenmiştir çünkü genler kendi çıkarları için insana hayatta kalıp çocuk yapmasını emreder. vatan, din, özgürlük gibi memlerin genetik emirleri yenebildiği ve kişiyi ölüme götürebildiği böyle durumlara memoid diyoruz; uğrunda ölen birilerinin olması, bir memin yayılması ve güçlenmesi için, o ölen kişilerin hayatta kalarak iletişimle yayılma sağlamasından çok daha etkili bir yoldur: "vatan eğer uğrunda ölen varsa vatandır". (bkz: #2054868)

— mutasyona uğramaları gibi ortak bir paydadan yola çıkmak ne kadar elle tutulabilir?

— mutasyona uğramaları tek ortak nokta değil. ortak noktaları evrim, ve evrimde üç öğe var: bilgi aktarımı (kopyalama), rastgele değişiklikler (mutasyonlar) ve seçilim. bu üç öğe olduğu zaman orada evrim var demektir. genetik evrim, evrimin bir özel durumudur, memetik evrim de öyle. fikirler insandan insana (insandan kitaba, kitaptan insana) kopyalanır ve çoğalır, kopyalama hataları veya beyindeki süreçlerle değişikliğe (mutasyona) uğrar ve seçilimden geçer, memetik çevresiyle uyum içinde ürer veya uyum sağlayamadığı için yok olur. örneğin iran’daki memetik çevre feminizm memlerinin üremesi için uygun değildir.

mutasyon konusuna değinmişken: mutasyonların rastgele olduğunu, ileriyi görerek atılmış bir mutasyon adımının olamayacağını genetikten biliyoruz. peki ben belli bir yaratıcı amaca yönelik düşünürken oluşan mem mutasyonları bilinçli değil midir? onları ben, bilinçli olarak, bir amaca yönelmiş olarak yapmıyor muyum? burada anlaşılması gereken nokta “ben” diye bir üst merciden bahsetmenin sakatlığı (bkz: bundle theory). memetik çevre memin benim beynimden çıkması ile başlamaz, benim beynim de başlı başına memetik bir çevredir ve mutasyona uğrayan memin o çevreyle uyum içinde olması, o değişikliği “ben”im “bilinçli” olarak yaptığım hissini uyandırır. “ben” yaratıcı amaçlarla düşünürken, o sırada beynimde birsürü rastgele mutasyon olur ve çevresiyle, yani benim beynimdeki diğer memlerle uyum içinde olanlar aradan sıyrılır, başarılı olur. “ben”im etkim, “ben”i oluşturan diğer memlerin ortaya çıkardığı çevresel seçilim baskısından ibarettir. neden memlerde de mutasyondan bahsediyor olduğumuzu anlamak adına bu çok önemli bir nokta.

bu bağlamda deminki örneği de tazeleyebiliriz: iran’da, islami gelenekle büyümüş birinin beynindeki memetik çevre, o kişide feminizm memlerinin üremesi için uygun değildir. bunun geleneksel olarak “açık fikirli” olmakla ilgisi yok, örneğin benim beynim de islami memlerin yayılması için uygun bir ortam değil, benim üzerimden yayılmayı “planlayan” bir din meminin hiç şansı yok. aynı şey demet akalın şarkıları için de geçerli.
ali kamber ali kamber
bir kısım ördek "düşünürken oluşan mem mutasyonları bilinçli değil midir?" diye sormuş, ve kendi sorusuna "değildir!" diye cevap vermiş.

tanıma göre newton'un kütle çekim yasası bir memdir. einstein'ın genel göreliliği de bir memdir. ancak birinden diğerine geçiş, görebildiğim kadarıyla, memlerin etkisiyle kavrulmuş bir bilincin bir memi diğerine dönüştürüvermesiyle değil; karmaşık bir bilgi işlem makinesinin bol miktarda bilgiyi derinlemesine işlemesiyle mümkün olmuştur. insanın beynini genel görelilik gibi zırvalıklarla yormasını evrilen memlere bağlayabilirim. ancak insan beyni bazen kusurlu bir mem replikatöründen fazlasıdır diye düşünüyorum.
ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi
bir kısım bilgisayar tamircisi beynin bütün işleyişinin kör mem mutasyonlarıyla açıklanamayacağını düşünüyor. sanırım ördekler de bu fikre katılacaktır zira genetik analojisine danışacak olursak bir organizmadaki bütün metabolik olaylar da gen seviyesinde tezahür etmez, genler nedensel zincirde çok gerilerde kalır. dahası, bu zincirin son kısımlarındaki olaylar gen seçilimini de büyük oranda etkiler. memlere de bu şekilde bakarsak "yaratıcı" düşünmedeki "bilincin" beyindeki memlerin seçilim baskısından ibaret olduğu fikri daha mütevazi ve kabul edilebilir bir hal alır.

bilgisayar tamircilerinin de hatırlattığı gibi, einstein'ın beyninde kabaca görelilik "fikrinin" oluşması bir mem mutasyonu ile açıklanabilir (bu mutasyonun seçilmesini sağlayan mekanizmayla ilgili çok önemli açıklamalar az sonra). ancak sonrasında fikrin deneye tabi tutulması ve kuramın matematiksel modelinin kurulmasını, genlerin dolaylı etkileriyle organizmanın ağaca tırmanmasının dengi olarak görmek daha akla yatkın duruyor. bu noktada, genlerin metabolik etkileri nasıl geri dönüp gen seçilimini etkiliyorsa, memlerin metabolik etkilerinin (örneğimizde einstein öncesi ve sonrası gözlem verileri ve matematik modeller) de mem seçilimini (örneğimizde görelilik meminin seçilmesini) etkilediğini söyleyebiliriz. yani evet, nasıl hayvan organizması kusurlu bir gen replikatöründen fazlasıysa, insan beyni de kusurlu bir mem replikatöründen fazlasıdır.

ördeklerin, yaratıcı düşünmedeki "bilinci" memlere (ve bilgi işleme süreçlerine) teslim ederkenki fikri de bu yöndedir, evrimsel bir süreçte olmaması gereken kutsal insan etmeni, özgür insan iradesi yanılsamasından (bkz: bundle theory) kurtulma yönündedir, mutasyonun körlüğünü açıklama yönündedir; beyindeki bütün işi memlerin yaptığı yönünde değil. ördeklerin vurgusu dennett'in şu sözleriyle daha net anlaşılabilir: "rare is the novelist who doesn't claim characters who "take on a life of their own"; artists are rather fond of confessing that their paintings take over and paint themselves, and poets humbly submit that they are the servants or even slaves to the ideas that teem in their heads, not the bosses." [memes and the exploitation of imagination]

genel olarak beyin işleyişindeki ve özel olarak mem seçilimindeki tek etmenin bizzat memler olmadığı konusunda bir uzlaşmaya varıldığını varsayarak ek olarak söylüyorum; bazı sincaplar "hayvan organizması kusurlu bir gen replikatöründen fazlasıdır" lafına itiraz olarak uzaktan bakıp "bizim ağaca tırmanmamız da gen replikasyonundan başka bir şeye hizmet etmiyor" derse, bazı ördekler de aynı uzaklıktan bakarak "görelilik modelinin test edilmesi ve matematiksel olarak temellendirilmesi de görelilik memlerinin yayılmasından başka bir şeye hizmet etmiyor" diyebilir pekala. einstein göreliliği modelleyebilmek için uğraşıp gerekli matematiği öğrenmeye kasmasaydı, sadece "abi zaman, mekan falan hepsi göreli bence yeaaa" deseydi diğer bilimadamları da göreliliğe değer vermeyecekti, fikir yayılamayacaktı. sözkonusu uzaklıktan bakarsak, görelilik memi, yayılırken insanların evreni anlamasına yardımcı olduğu gerçeğini, daha çok kopyalanmasına yaraması dışında umursamaz.

genetik evrime de, memetik evrime de bu kadar uzaktan bakmak moral bozucu evet, yine de memleri ve genleri anlamaya çalışıp bu konuda yazılar yazan adamlardan nihilist olmaz bence.
ali kamber ali kamber
homofobik orta okul aşkıma ve onunla ilk öpüştüğümüz göldeki ördeklere ithafen...

bir şeylerin zaman içinde ondan buna evrilmesinden değil, iyi tanımlanmış, taşıyıcısı ve kodlayıcısı belli, kopyalama-bozulma-seçilme mekanizmalarına sahip, karmaşıklığı görece yüksek sistemler yaratan bir "evrimden" bahsediyorsak kuramımıza matematiksel dayanaklar da sağlamalıyız. yok, "bak kültür öğeleri zamanla değişiyor, sevdiklerimiz kalıyor, sevmediklerimiz gidiyor, arada da baskı hataları yüzünden değişiyorlar" diyorsak da bu konunun ciddiyetini düşünmeliyiz.

genetik önemlidir; çünkü insan vücudu dâhil bir sürü karmaşık sistemin (düşük entropiyi küçük bir yere hapseden sistemin) oluşmasına vesile olmuştur. ve genetik gerek fiziksel, gerek matematiksel olarak incelenmiş ve bu işi nasıl başardığı ortaya konmuştur. elde edilen bilgiler bilgisayar tamircilerine ve korsan cd satıcılarına genetik algoritmalar gibi yeni kapılar açmıştır.

genetik olmasaydı da evrilen toz zerreciklerinden, doğayla başa çıkan akarsulardan, doğal seçilime kurban giden dağlardan bahsedebilirdik. ama bunun bir önemi olmazdı.

peki memetik önemli midir? memetik dediğimiz şey hangi sorunu ince dengelere bağlı karmaşık sistemler yaratarak çözmüştür? insan oğlunun hayatta kalma çabasında memetiğin yeri nedir? memetiğin bir mekanizması var mıdır? varsa analiz edilmiş midir? edildiyse bunlar bilmediğimiz bir şey öğretmiş midir? yoksa memetik sadece zamanla evrilen bir takım şeylere takılmış bir isimden mi ibarettir? toz zerreciklerinin temetiğinden, galaksi sistemlerinin semetiğinden farkı yok mudur?

memetik ancak genetik gibi mekanizmaları ortaya konabilirse önemli olabilir. o zaman da sosyal ve matematiksel dayanaklarla desteklenmesi gerekecektir. desteklendikçe elde edilen bilgiler de o ya da bu alanda değer kazanacaktır.

mutasyon meselesine gelirsek; göldeki hayvanat suya düşmemek için bir kaç dalın üzerinde zıplıyor gibi görünüyor bana. bilinç bir yanılsamadır. okey, buna itirazım yok, sorunum iradeyle değil. einstein'ın genel göreliliği ortaya koyması genel görelilik meminin kopyalanmasına yaradı. ona da okey, genel görelilik memi bir kere ortaya çıkınca yayılmak için einstein'ı kendine köle edebilir. benim anlamadığım nokta şu: genel görelilik memi bir anda rasgele ortaya çıkmış olamayacak kadar karmaşık (genel göreliliğin bütün ayrıntılarını içeren memden bahsediyorum, "genel görelilik" isminden değil). ama işin kötüsü newton'un kütle çekim yasaları, riemann denklemleri, minkowski uzayları gibi memlerden rasgele mutasyonlarla ortaya çıkamayacak kadar da karmaşık görünüyor bana. arada öyle binlerce fizikçi ya da on binlerce yıl olmadığını düşünürsek nicelikten de kazanamıyoruz. açık ki, einstein'ın beyni belirli memleri alıp, karmaşık süreçlerden geçirip yeni ve daha sağlam memler yaratan bir makine gibi çalışıyor. bu, insanın kendi genleriyle oynayıp daha sağlam insanlar (dolayısıyla genler) yaratmasına benziyor. bu aşamadan sonra mutasyon ve seçilimle ilerleyen bir evrimden değil, bir bilgisayarla yapılan "akıllı tasarımdan" bahsediyoruz. işte bu yüzden memetik (önemli memetik diyeyim buna) evrimden çok böyle bir akıllı tasarımı andırıyor. öyleyse tanrı vardır.

memetikte akıllı tasarım akımı da böyle başlamış olsun.
ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi
memetiğin matematik modellerinin kurulması, şapşal şapşal yüzen ördeklerin ilgi alanına girmiyor olabilir. ördekler yüzerken ve memetik hakkında düşünürken matematik kullanmıyor olabilir, "bir ara birileri modeller, ben teorisine bakarım" diye bencilce düşünebilir. bu demek değildir ki bu yönde çalışmalar yapılmıyor. ördekleri fazlaca teorik ve piyasa dawkins-dennett-blackmore ekolünden görecek olursak, bilgisayar tamircilerini de belçika'da heylighen önderliğindeki center leo apostel ekolünden görebilir, onların ilgisini çekebilecek, ayakları yere basan matematik memetik modellerine yönelik birkaç link verebiliriz:

center leo apostel -- home the center leo apostel (clea) was founded in 1995 as a transdisciplinary research department. ıt is situated at the vrije universiteit brussel (vub... vub
meme and variations 1993 lectures in complex systems, addison wesley, p. 471-486. psychology and computer science, university of british columbialiane gabora liane.gab... vub
memetics-altruism by: john r. evers ı. ıntroduction: genes and altruism charles darwin described the sterility of certain castes of social insects, and more generall... vub

bu adamlar da ördeklere "az soluklanın, öyle atıp tutmak, sudan çıkıp popo sallamak kolay. önce memetik sadece bir analoji mi, yoksa gerçekten ikinci bir evrim türü mü onu anlayalım" diyerek ayakları yere basan matematik modellerin kurulması için çabalıyor. yine de memetiğin ayrıntılı matematik modellerinin kurulmasıyla, "bak kültür öğeleri zamanla değişiyor, sevdiklerimiz kalıyor, sevmediklerimiz gidiyor, arada da baskı hataları yüzünden değişiyorlar" demek arasında geniş bir yelpaze olduğunu ve ördeklerin arada bir yerde durduğunu düşünüyorum, memetiğin gerçekten ikinci bir evrimden bahsettiği fikrini fazla düşünmeden sahiplenseler de.

tamirciler demiş ki "genel görelilik memi bir anda rasgele ortaya çıkmış olamayacak kadar karmaşık (genel göreliliğin bütün ayrıntılarını içeren memden bahsediyorum, "genel görelilik" isminden değil). ama işin kötüsü newton'un kütle çekim yasaları, riemann denklemleri, minkowski uzayları gibi memlerden rasgele mutasyonlarla ortaya çıkamayacak kadar da karmaşık görünüyor bana. (...) bu, insanın kendi genleriyle oynayıp daha sağlam insanlar (dolayısıyla genler) yaratmasına benziyor."

bana göre genel göreliliğin bütün ayrıntılarını içeren tek bir mem yoktur, genel görelilik kuramı bir mem kompleksidir. bu memlerin ortaya çıkması ve seçilmesi de, daha önce anlatmaya çalıştığım gibi, bir anda rastgele olmamıştır. hepsinin einstein'ın kafasında olduğunu varsaysak bile, birsürü farklı seçilim seviyelerinden geçmiştir ve bu seçilim baskılarının sorumluları arasında gözlem ve deney memleri/süreçleri de vardır. bize bilinç gibi görünen de (genetik evrimdeki gibi) budur. bunu insanın kendi genleriyle oynayıp daha sağlam genler yaratmasına benzetiyorsak, bilinç ve irade konusundaki derdimi anlatamamışım demektir. zaten asıl amacı tanrı'ya işaret etmek olan sahte bilimcilerin ad hoc fikirleriyle uğraşmak hiç ilgimi çekmiyor.
recai pengül recai pengül
bir kısım sıradan bilgisayar tamircisinin görüşlerini tüm tamirat dünyasına mal etmemek gerekir. yüksek tamirci pengül'ün daha ılımlı görüşleri var memetik bir bilim midir değil midir meselesinde.

belçikalıların çalışmaları olası bir memetik dalının kullanabileceği gerekli matematiksel modelleri kurma çabasında, tamam. ama yaptıkları genel olarak "memleri şöyle temsil edelim, üzerlerinde işleyen mutasyon operatörleri şöyle olsun." çerçevesinde kalıyor. gerçek hayatta "bir mem nedir, mem kompleksi nedir?" gibi sorular "gen nedir? dna nedir? gen kompleksi nedir?" soruları kadar kolay cevaplanamayan şeyler.

evers'in laf arasında verdiği bir örnek ayakkabı bağlama şekilleri örneğin. ayakkabı dediğimiz nane taş çatlasın bir kaç bin yıllık geçmişe ve belki de bir kaç yüz yıllık geleceğe sahip iken ne tür bir memetik hayat çizgisine sahip olabilir? tanrı inancı bir mem midir mem kompleksi midir? bu tür memler üzerinde işleyebilecek mutasyonlar nelerdir? bir mem nerede saklanır? nasıl aktarılır?

hepsi de belki bir gün cevaplanabilecek ama bugün hakkıyla cevaplanmayan sorular. düşüncelerin ve iddiaların yazılı olarak insanlar arasında paylaşıldığı sözlükler, facebook veya benzeri internet tabanlı online ortamlar bu tür amaçlarla işlenebilecek ciddi veriler sağlıyorlar. memleri yazılı olarak temsil edilebilecek şeyler olarak görürsek belki buradan bir şeyler çıkartabiliriz. "ortaköy'de bira içmek harikadır." memi bir mutasyonla mı "kordon'da bira içmek harikadır." hâline dönüşür? yoksa bu bira içmek harikadır ile xxx'de bir şeyler yapmak harikadır memlerinden oluşan bir mem kompleksi midir? belki de iki memin birbiriyle hiç alakası yoktur?

tamircilerin ağzını kapamak için bu tür sorulara makul cevaplar bulmak gerek, aksi hâlde hakli olarak bik bik etmeye devam edecekler. kendisi de bir tamirci olmasına karşın pengül'ün haftasonları gizli gizli bu mesele üstünde çalıştığını biliyorum. belki biraz hedef küçültmek gerek. simyacılar da bu işe başladıklarında tenekeden altın yapma amacındalardı, en sonunda suda potasyum patlatma noktasına kadar gerilediler. ama simyadan kimyaya geçerek bilim niteliği kazandılar.
ali kamber ali kamber
"ekilen buğday, ağzı, testere ağzı gibi dişli bir orakla biçilir; çünkü eğer buğdayı darbeyle koparmaya kalkarsanız tohumları toprağa dökülür; ama eğer, onu hafif bir hareketle biçerseniz tohumlar başakta kalır. [...] böylesi bir teknoloji, böylesi bir fizik bilgisi tarım hayatının hemen her kesiminden öylesine kendiliğinden çıkıverip bize kadar ulaşır ki, sanki insan fikirleri değil de, fikirler insanı keşfediyor gibidir."
-- jacob bronowski, insanın yükselişi, 1973
mihman mihman
ne zamanki bilim adamları artık ortak bir düşünce ile memetiğin bir boka yaramadığını kabul ederler, o zaman ben memetiğe kalpten inanacağım. gene karşı savaşında, sanıyorum memetiğin en büyük başarısı kendi kendini saklayıp aslında olmadığı sanrısını insanlara kazandırması olacaktır.
mihman mihman
aklıma şöyle bir şey geldi:

mendel'in genetikte yeni bir ufuk açan deneylerini memetik kurallarına uygun hale getirebilir miyiz? böylelikle memleri birbirleriyle çaprazlayıp nur topu gibi memler elde ederiz kimbilir?

mesela, mendel dışardan döllenmesi oldukça zor olduğu için bezelye bitkilerini seçmiş ve farklı özellikleri birbirleriyle - karşılıklı olarak çiftleyerek genlerin karakteristiğini ortaya çıkarmıştı, hangisi dominant, hangisi resesif. benzer bir deneyle, iki adet, tamamen soyutlanmış memi birbiri ile çiftleyip hangi özelliklere sahip memin daha baskın olduğunu filan görerek propaganda konusunda yeni ufuklara yol alınabilir.
1 /