memoria de mis putas tristes

1 /
muzevir muzevir
anladım ki insan yaşlandıkça sorularını daha açık ve anlaşılır soruyor ama gençliğinin ataklığıyla, her yere kolay ulaşılırlığıyla, bitmek tükenmek bilmeyen delirimsirek çabasıyla kurduğu en karmaşık denklemlere nazaran anlaşılır oldukça, açık seçik sordukça bir o kadar da bilinmez oluyor.

bir gabriel garcia marquez romanı bu. hayatı boyunca birlikte olduğu her kadına para vermiş ve bunu ilke edinmiş bir gazetecinin (hayat ne tuhaf, hayır, vapurlar değil de marquez de gazeteciydi) doksanıncı doğum günü kendisine armağan olarak sunmak istediği on beş yaşındaki bakire kıza duyduğu aşkı anlatıyor.

çok kadınım oldu benim. durun, hemen çemkirmeyin, benim yaşıma gelin, sizin de çok kadınlarınız, çok erkekleriniz olmuş olacak, artık hayat böyle. çemkirecekseniz, "büyülü anların anlatıcısı" diye tanımlanan marquez beye çemkirin; açık ve doğrudan, karmaşıksız sorulmuş soruları algılayabiliyorsanız eğer; bu kitabı okuyunca ilk tepkiniz bu olabilir belki. ne diyordum, çok kadınım oldu benim ve dostlarıma şununla öğündüm hep; bir kadına para vererek ilişki kurmadım hiç.

şimdi düşünüyorum da para yerine onlara öyle şeyler verdim ki eksildim hep ve bu yüzden pek de huzurlu olduğum söylenemez bu açıdan. şimdi bir tercih yapma hakkım olsa, "verdiklerini mi yoksa para mı?" diye bir seçenek sunsalar direkt parayı tercih ederim. hayır, "şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler" türünden bir serzeniş değil bu, yaşadıklarımdan memnunum, yalnızca verdiklerimden şikayetçiyim.

katlandıklarımı da söylemek istemiyorum; acılarımdan, hüzünlerimden, yarelerimden de hoşnutum ve onları hiçbir şeye değişmem; büyüttüğüm kadınlardan söz ediyorum yalnızca. aklımdan verdiğim, elimden verdiğim, kalbimden verdiğim, bedenimden verdiğim şeylerden ve bütün bunların karşılığında aldığım şeylerin yetersiz olduğunu düşünüyorum.

kitabı okurken kendi hüzünlü orospularımı düşünmüştüm ister istemez, çok sonra bu hesaplaşmaları yaşarken, işi aldıya verdiye getirince farkına vardım kendi orospuluğumun.

büyük yazar böyle olunuyor demek ki; açık ve anlaşılır sorular sorarak oldukça karmaşık insani durumlar örnekleyerek.
ceyus ceyus
hayatı boyunca gerçekten sevmediği ve gerçekten aşık olarak birisiyle sevişmediği için, ne kadar ünlü bir yazar ya da müzik eleştirmeni olsa da aslında kaybetmiş bir insanın hayatını anlatan kitap.
hayatta tatması gereken en önemli şeyi, sevgiyi tatmamıştır çünkü.
judy judy
" ...ömrümde hiçbir kadınla parasını vermeden yatmamışımdır,meslekten olmayan pek azını da ,sonradan çöpe atmak için bile olsa parayı almaları için ya güzellikle ya da zorla razı etmişimdir.yirmi yaşımdayken,adını ,yaşını ve yerini yazdığım ayrıca koşullarıyla stili hakkında kısa bir not da koyduğum bir liste tutmaya başlamıştım.elli yaşıma kadar en azından bir kez birlikte olduğum beş yüz on dört kadını bulmuştu liste.bedenim artık bu kadarına dayanamadığında kayıt tutmaktan vazgeçtim,hesabı kağıt kalemsizde sürdürebiliyordum.kendime göre bir ahlak anlayışım vardı.asla ne grup halinde cümbüşlere katılmış ne de alenen biriyle yaşamıştım,ne sırları paylaşmış ne de bedenin ya da ruhun yaşadığı bir serüveni başkalarına anlatmıştım çünkü daha gençliğimden beri bu ikisininde cezasız kalmadığının farkındaydım.."
satırları ile günümüzde yaşadığı her şeyi çarşaf çarşaf seren gençlere,yapıyorsunuz bari susun içinizde yaşayın diyerek ahlak dersi veren kitap.
misa misa misa misa
yataktaki delgadina o kada ışıltılı ve farklıydı ki, onu tanımakta zorluk çektim.

...büyümüştü, ama boynundan posundan değil. doğal hali, doğanın beni bu becerileri hayran bırakmış, ama yapay olanlar şaşırtmıştı: takma kirpikler, el ve ayak tırnaklarında sedefli ojeler ve aşkla hiç ilgisi olmayan iki çeyreklik bir parfüm. yine de beni asıl zıvanadan çıkaran, üzerinde taşıdığı servet oldu: zümrüt sallantılı küpeler, doğal incilerden bir kolye, elmas ışıltılı altın bilezik ve her parmağında gerçek taşlı birer yüzük. sandalyenin üzerinde pullu ve işlemeli bir gece elbisesiyle saten pabuçları duruyordu. garip bir buhar yükseldi ta içimden.

''orospu!'' diye bağırdım...
6 yasimdan beri metal dinliyorum 6 yasimdan beri metal dinliyorum
'kırk iki yaşındayken bir gün sırtımda soluk almamı zorlaştıran bir ağrıyla doktora gitmiştim. adam bunu hiç önemsemedi: "sizin yaşınızda bu ağrı doğaldır," dedi. "öyleyse," dedim, "doğal olmayan benim yaşım."'

bir geç kalış.. ayrıca aklıma hep teoman'dan şarkılar geldi kitabı okurken.
132 132
g.g. marquez'in sondan ikinci kitabı. şer saati'nin son kitabı olmamasını, bu yaştan sonra bize bir sürpriz yapmasını umuyoruz o ayrı. ölene kadar kimseyle para vermeden yatmamış bir köşe yazarını anlatıyor. gabo'dan izler bulmayı mümkün kılan, akıcı, müthiş roman.
navira navira
(bkz: gabriel garcia marquez)in 2004te çıkarmış olduğu kitabıdır. yazarın başkahramanı 90 yaşında bir gazetecidir ve doksanıncı yaş gününde aklına garip bir fikir gelir. doğum günü hediyesi olarak kendine bakire bir kızla bir gece sunmak ister.
-- spoiler --
genelevlerde sözü geçen eski bir arkadaşından yardım ister ve bakire bir kız bulunur. kız korktuğu için kediotu ile uyutulmuştur adam yanına kıvrılır ve onu uyandırmaktan vazgeçer. ona delgadina adını koyar. öz kızına aşık olan bir kralın hikayesindeki kızdır delgadina ve başkahramanın hikayesine de benzer. kendisi pek bi ihtiyar o ise küçük bir kızdır. bizim ihtiyar delgadina'ya aşık olur. onu hep uyurken görür, uyurken sever böyle de masumane bir aşktır. gazetedeki köşe yazılarını da ona yazar hatta onun için yaşar. tüm şehirde yankı uyandırır bu yazılar; şehirdeki tüm aşıklar gazeteye yüzlerce mektup gönderirler. hayatının son demlerinde kariyerinde bir zirveye erişir.

kitap ilk ağızdan yazılmış kısa, bir solukta bitecek bir kitap gibi görünse de sindirilerek okunması tavsiyem. toplu taşıma araçlarında okuduğunuzda sizi garipseyecek gözleri de unutmayın * önemi yok. tasvirler, yaptığı atıflar, dili her şeyi harika. okumadan ölmeyin.

-- spoiler --
byanca byanca
belki ihtiyacı vardır diye onun için dua ettim, gördüğüm iyilikler için şükran olsun diye kendim için de dua ettim: "kimse aldatmasın kendini, sakın sanmasın ki daha uzun sürecek beklediği hayat, daha önce gördüklerinden."

gabriel garcia marquez
tessgiberson tessgiberson
bugün okumaya başladığım ve bitirdiğim kitaptır. gabriel garcia marquez ile ilgili haberleri okumamıştım. tesadüf ki kendisi bugün rahmetli olmuş. tamamen denk gelmesiydi bugün onun kitabını okumuş olmam.

kitaba gelirsem, ister sanatın doruklarını yaşatsın, ister betimlemeleri eşsiz olsun, ister edebi anlamda paha biçilemez olsun. 90 yaşında olan herifin 14 yaşında olan kıza dokundukça, ona aşk besledikçe midemin bulanmasına bunlar asla engel olamaz. evet 90 yaşında olan bir adamın aşkla tanışmasını anlayabilirim, ergenmiş gibi hissetmesini, aşk acısını çekmesini her şeyi anlarım tek bir laf bile etmem ama o kız 14 yaşında değil en azından 25-30u olsaydı sayın rahmetli garcia. yazarın son kitabı olması da pek bir manidar geldi. sanki kendi iç dünyasının dışa vurumu gibi...
alfaeksi alfaeksi
94 sayfalık bir kitap, boşa geçmiş 90 yıllık bir ömrün hikayesi. daha sevememişken yıllar tarafından yorulmuş bir kalp, dünyayı gezemeden yaşlanmış bacaklar. nihayetinde aşkı bulur. öyle sonbahar aşkı değildir bu. tüm ömrünü şehvet merkezli şefkatlerle geçiren, parasını orospulara harcayan bu adamın 90 yaş armağanı elbette finale yakışır olmalıydı. 14 yaşında bir bakire. gündüz düğme dikmekten bitkin düşüp geceleri derin uykularla geçiren uyuyan bir prenses. ve adam aşık olur. aşık olduğu genç kız değildir esasında. çıplak bir kadına arzu ya da utanç duymadan bakabilmesi, duyduğu şefkat, gördüğü masumiyettir. aşkı şehvetin önüne geçmiştir. ilk defa hayalini kurduğu, yazılarına konu olan, umursadığı bir beden. aslında çoğunlukla bir bedendir ki kız uyansın onunla konuşsun onla zaman geçirsin gibi bir arzusu yoktur. adamın derdi aşkı bulmak ve aşka aşık olmaktır nihayetinde. 90 yaşında aşkı keşfederseniz, aşık olduğunuz kişiden çok aşkın izini sürersiniz.

belli ki aşkın sizi ne zaman bulacağı belli olmuyor, bazen bir lütuf, bazen bir ceza olarak iner omuzlarınıza. ama eninde sonunda en çok hatırladığınız, hayatı en çok anlamlandıran, yaşadığınızı en çok hissettiren şeydir aşk. mutlu ya da mutsuz son, yaşanmış ya da yaşanmamış olsun bazen kalbinizde, bazen belleğinizde, bazen düğüm düğüm boğazında bir ömür durur.

"katedralin saati yediyi vurduğunda gökyüzünde pembe renkli, berrak, tek bir yıldız vardı; geminin biri kederli bir veda çığlığı attı; yaşanabilecekken yaşanmamış tüm aşkların sıkıntısını bir gordion düğümü gibi hissettim gırtlağımda."

edebiyat eleştirileri eleştiri falan yok, sitenin adına kanmayın. okuduğum kitaplarla ilgili beylik laflar edemeyecek kadar nihilistim, önüne geleni okuyup sonra oturup ... blogspot
240485 240485
roman; doksan yaşındaki bir adamın, doğum gününde kendisine bakire bir kız hediye etmek istemesini ve sonrasında gelişen olayları konu alır.
adamın yaşayışını anlatan bir bölüm şöyle geçiyor kitapta:

"ömrümde hiçbir kadınla parasını vermeden yatmamışımdır,meslekten olmayan pek azını da ,sonradan çöpe atmak için bile olsa parayı almaları için ya güzellikle ya da zorla razı etmişimdir.yirmi yaşımdayken,adını ,yaşını ve yerini yazdığım ayrıca koşullarıyla stili hakkında kısa bir not da koyduğum bir liste tutmaya başlamıştım.elli yaşıma kadar en azından bir kez birlikte olduğum beş yüz on dört kadını bulmuştu liste.bedenim artık bu kadarına dayanamadığında kayıt tutmaktan vazgeçtim,hesabı kağıt kalemsizde sürdürebiliyordum.kendime göre bir ahlak anlayışım vardı."

doksan yaşında ve sürekli genelev kadınlarına adanmış bir hayatı olan adamın, on dört yaşında bakire bir kızla ilişkiye girmek istemesi şeklinde yorumlanırsa eğer bu kitap, elbette çoğu kişi bu kitap için iğrenç bir kitap yaftasını yapıştıracaktır. doksan yaşındaki birisinin bu şekilde davranması, toplumun geneli tarafından kötü olarak değerlendirilse de o toplumdaki kişiler teker teker ele alındığında bu kişilerin her biri doksan değil yüz elli yaşında olsalar bile bu şekilde cinsel bir ihtiyaç duyabilirler. gabriel garcia marquez de bu gerçeği doğrudan okuyucuların yüzüne çarptığı için belli bir kesim tarafından haliyle eleştiriliyor.

gerçekleri iyice hatırlatmak istercesine, adamın istediği kızın özelliklerini şu şekilde betimliyor kitapta yazar :

" yatağın kenarına oturup beş duyumla büyülenmiş gibi onu seyretmeye koyuldum. teni esmerdi, ılıktı. onu öyle bir temizlik ve güzellik rejimine sokmuşlardı ki, karnının alt kısmında henüz çıkmaya başlayan tüylerini bile unutmamışlardı. saçlarını kıvırmışlar, el ve ayak tırnaklarına doğal renkli oje sürmüşlerdi, ama şeker posası rengindeki teni kupkuru ve bakımsız görünüyordu. yeni çıkmış göğüsleri henüz erkek çocuklarınınkilere benziyordu, ama patlamaya hazır gizli bir enerji taşıyordu sanki. vücudunun en güzel yeri, el parmakları gibi upuzun ve duyarlı parmaklarıyla sanki yumuşacık adımlarla yürümek için yaratılmışa benzeyen ince uzun ayaklarıydı."

kitapta anlatılan bir konu da aşk ve sevginin, insanın duygularını ve davranışlarını ne kadar etkilediği ve değiştirdiği konusudur. doksan yaşındaki bu adamın amacı doğum gününde kendisine hediye ettiği kızı düzmekten başka bir şey değildi. ama yatakta çırılçıplak uzanan kızın yanında sabahlara kadar öylece durup ona dokunmaması; yüzlerce kadınla duygusuz bir şekilde yatan adamın bile içinde aşk ve sevgi duygularının barınabileceğini anlatıyordu aslında.
adamın, kıza duyduğu aşkı da kitaptaki şu bölüm iyi anlatmış bana göre:

" hayatımdaki huzur eksikliği günlük yaşamımdaki şaşmaz düzeni de yok etmişti. saat beşte uyanıyor, ama odanın karanlığı içinde yatmaya devam ederek onu gerçekdışı yaşantısında kardeşlerini kaldırırken, okula gitsinler diye giydirirken, varsa onlara kahvaltı verirken, sonra da düğme dikme cezasını çekmek üzere bisikletle şehri bir baştan bir başa geçerken hayal ediyordum. şaşkınlıkla soruyordum kendi kendime: acaba beni mi düşünüyordu? acaba benimle buluşmak için o da arıyor muydu rosa cabargas'ı? üzerimdeki tamirci tulumunu çıkarmadan, yıkanmadan, tıraş olmadan, dişlerimi fırçalamadan bütün bir hafta geçirdim, çünkü insanın üstünü başını birisi için düzelttiğini, birisi uğruna giyinip kokular süründüğünü aşk çok geç öğretmişti bana. benim hayatta hiçbir zaman böyle bir kimsem olmamıştı."

tanım: gabriel garcia marquez'in türkçeye benim hüzünlü orospularım şeklinde çevrilmiş olan romanı.
1 /