metin çulhaoğlu

1 /
libertar libertar
1978'de tip'den ayrılan sosyalist iktidar grubundandır, 1979'da sosyalist iktidar dergisi'nde yazmaya başlar 80 darbesiyle dergi kapatılır. 1986 senesinde sosyalist iktidar grubu olarak gelenek dergisini çıkarmaya başarlar. 1992'de sosyalist türkiye partisi'nin kurucusu ve genel başkan yardımcısıdır. 1993'de stp kapatılır yerine sosyalist iktidar partisi kurulur. sosyalist iktidar partisi genel başkan yardımcısıyken girilen görüş ayrılıkları gerekçesiyle partiden ihraç edilir, sosyalist politika dergisini kurar, birleşik sosyalist parti ve ödp kuruluş süreçlerinde yer alır; fakat uzun zaman geçip de ödp'nin bir programa sahip olamayışı ve yaşanılan deneyim üzerine sosyalist iktidar partisine geri dönmüştür. halen türkiye komünist partisi merkez komite üyesidir. marksist teori alanında türkiye'deki sayılı kişilerdendir. yazılarında ise akıcı bir üslubu olup güzel örneklerle konuları somutlamanıza çok yardımcı olur.
kisil kisil
metin çulhaoğlu'nu okurken veya bir yerde yaptığı konuşmayı dinlerken bir şeyi fark edersiniz: metin çulhaoğlu, çizdiği her çerçevede iki uç belirler ve daha sonra kendi bulunduğu konumu açıklar. bu öyle bir hal alır ki; bazen durulan nokta önemli olmaz, çizilen çerçeve kendisi açısından tarif edici düzeydedir. kendisi de bunu bir sarkaç örneği ile zenginleştirir. bazıları için bu dediğim bir eleştiri gibi gelecek; ancak değil. zira metin çulhaoğlu kendi siyasal aidiyetini belirlemiş ve buna göre yönünü çizmiştir. o nedenle bir çerçeve üzerinden iki uç noktayı belirlemesi doğrudur. çizgisiz, yönsüz, bulamaca benzer fikirlere sahip olsaydı bu dediklerim bir eleştiri olarak görülebilirdi ama durum böyle değil.

son olarak kendimi de esefle kınıyorum, bu değerli marksist hakkında bu kadar geç bir tanıtma yazısı yazmam büyük bir zaman kaybıdır. başka durumlarda telafi ederiz artık.
fouite fouite
bu haftada yazdığı yazı harikadır.

mekânın i̇ntikamı

neme lazım, baştan uyarayım da sonra kimse demedi demesin: bu yazı “teorik” bir yazıdır. böyle olduğundan, sabah sabah çekilmez, bu yaz günlerinde öğle vakti hiç gitmez, akşam yorgun argın evine dönene de ağır gelebilir. üstelik günün her vaktinde, her yaştan okura, “ülkenin bunca güncel sorunu varken…” dedirtir, tepki çeker.

“o zaman niye yazıyorsun?” diye sorulursa, yanıtım basittir: böyle yazılar, yazanın kendisi için de, belirli bir okuyucu kesimi için de “ara sıra” lazımdır. gelinen yerin, güncel durumun, tarihsel bağlamda bir bütünlüğe oturtulması ve anlamlandırılması açısından gereklidir. “teorik bakmak”, hakkı verilirse, aynı zamanda salim kafayla bakmak demektir. bir de şu: “teorik” yazının, en aşağı 30 sayfa uzunluğunda, 55 dipnotlu, sonunda 5 sayfalık kaynakçayla mücehhez dergi yazısı olması gibi bir zorunluluk yoktur.

tamam mı?



geri kalanı için mekânın i̇ntikamı neme lazım, baştan uyarayım da sonra kimse demedi demesin: bu yazı "teorik" bir yazıdır. böyle olduğundan, sabah sabah çekilmez, bu yaz günlerinde ... sol linkine bakabilirsiniz
dag atesi dag atesi
birgün'de ve sol haber sitesinde haftada bir yazı yazar. hoş bir üslubu vardır. solda birçok ismin politik gibi görünse de aslında her konuda havet tavrını benimseyen apolitik söylemleri üçüncü cephe diye pazarladıkları şu günlerde yazdıkları daha bir özenle okunmalıdır.
ellaam ellaam
az bilinse de, şerif mardin'in "bediüzzaman said nursi olayı" isimli kitabını türkçeye çevirmiştir. bazı iktisat ders kitaplarının çevirmeni olarak da adına rastlayabilirsiniz.
dag atesi dag atesi
son yazısında türkiye solunun önderlerinin ideolojik formasyonunu kenara bırakıp bu kişileri sadece sosyalizme bağlılıklarıyla, kahramanlıklarıyla veya ödedikleri bedellerle değerlendiren anlayışa karşı sağlam bir eleştiri getirmiştir.

"

türkiye sosyalist hareketini ısrarla hep ''acıların hareketi'' olarak görmenin; böyle resmetmenin, değerlendirmenin, romanlaştırmanın ve anılaştırmanın ''marazi''; bir yanı vardır. bu marazi yaklaşımın ve onun ürünü olan anlatının bu ülkenin insanlarına artık fazla hitap etmediğinin anlaşılmış olması gerekir. ha, belki avrupalı komünistlere, solculara, demokratlara vb hitap ediyordur; duyduklarında, öğrendiklerinde diyeceklerdir ki ''vah vah, şu türkiyeli solcular da çok cefakâr, çilekeş, hapislerde süründürülen, katledilen insanlarama bir yerden sonra onlar da soracaklardır: ''yahu bu insanlar çile çekmenin dışında hiç mi fikir üretmemişler? ''

"

yazının tamamı

türkiye solcusunun çilekeş bir insan olarak portresi çok büyük bir devrimciydi... öyle yiğitti ki.... tam bir enternasyonalistti... nice işkencelere, acılara göğüs gerdi, hiç yılmadı... bunlar, türkiy... sol
spancibab spancibab
bugünkü yazısında akp iktidarı ile ilgili önemli tespitlerde bulunmuş yazar. geride bıraktığımız birkaç haftayı türkiye için kritik bir uğrak, bir bükülme noktası olarak görüyor çulhaoğlu, matematiğin "yukarı içbükey" ve "aşağı içbükey" kavramları ile analoji kuruyor. akp'nin yukarı içbükey döneminde solu, sosyalistleri gözardı ettiğini, buna tahamülü olduğunu lakin geçtiğimiz birkaç hafta içindeki yaşananlara bakıldığında akp'nin "geleneksel devletlu" çizgiyi devraldığını yani aşağı içbükey döneme girdiğini söylemekte. tabii ki eski temsilcilerini tasfiye ederek ve ettikten sonra.

http://www.birgun.net/writer_index.php?category_code=1262359858&news_code=1327050093&year=2012&month=01&day=20
cyranodebergerac123 cyranodebergerac123
oldum olası metin çulhaoğlu-kemal okuyan-aydemir güler 3'lüsünü sevmişimdir. metin hocanın yeri ayrıdır tabii ki , olaylara gerçekçi ve sınıfsal yaklaşımı, akademik dili ve teorik bilgisi ile göze çarpmaktadır metin hoca.

seksen beşinci yılda cumhuriyet ve sol yazısı hala birilerinin kulağına küpe olmaktadır

le top des reductions et bons plans 2014 en découvrant conforama et les meilleurs choix de ventes en ligne, je bénéficie via mon code reduc conforama 2014 et livraison gratuite conforama d... kalemlervekiliclar
bitmeyen pil bitmeyen pil
bugün sol gazetesi'ndeki köşesinde halkı sokağa çıkmaya çağırmıştır.

-- spoiler --

adım adım gidiyorlar:

seçimlerde bir mevzi tutabildiler; mit yasası desen o biçim; erdoğan 'yaparsam başka türlü yaparım havasıyla köşke tırmanacak gibi ve bir de yeni seçim yasası..

daha da güçleniyorlar denmemeli; tuttukları yere kazık çakıyorlar.

dilimizde karşılığı;paydaş olarak verilen yabancı bir sözcüğün (stakeholder) kökeninde kazık çakma olduğu söylenir. stakeholder düz çevrildiğinde kazık sahibi demektir. bir yoruma göre, boş gördükleri yere çökenler burasının mülkiyetinin kendilerine ait olduğunu göstermek için oraya bir kazık çakarlarmış.
akp şimdi tuttuğu yere kazık çakmaktadır. elbette, paydaş değil hepdaş olma niyetiyle...

* * *

akp karşıtları ne yapmalı?

yapılması gereken, bugünden başlayarak 2015 sonuna uzanan sağlam bir mücadele çizgisi belirlemektir.

mücadele dendiğinde, chp başta kimi muhaliflerin aklına eski bir deyiş gelecektir: meşruiyet içinde çare tükenmez

tamam, çare tükenmez de meşruiyet nedir?

örneğin akp, tartışılsa da meşru bir seçimle %43 oy almıştır. mit yasası meclisten usulünce, yani meşru yollardan geçmiştir. çıkarsa, erdoğan köşke meşru yollardan çıkacaktır. yeni seçim yasası da bu yollardan ülkenin üzerine çökecektir.

yani meşruiyet içinde çare tükenmez sözü akp'ye, seçim, parlamento, yüksek yargı gibi kanallardan gösterilecek bir dirençten mi ibarettir?

böyleyse geçmiş olsun; çare ayrı, ama türkiye tükenecektir.

eğer buysa haziran 2013'ü de meşru olmayan yol sayalım, olsun bitsin.

o zaman?

* * *

önceleri bu ülkede devrimciler temsili demokrasiye bakıp gerici parlamentarizm, filipin tipi demokrasi diye burun kıvırırlardı. sonra bir de pdm (parlamento dışı muhalefet) sözü dillerden düşmezdi.

pdm mi? işte, bugün tam sırasıdır.

tam sırasıysa, parlamento o zaman gerici, filipin tipiydi şimdi iyi diyeceklere kocaman bir yuh çekip yola koyulmak gerekir.

ülkede pek çok devrimci sokak sözcüğünü savurganca kullanageldi. pek gerçekçi görünmediği durumlarda bile devrimci sayılan sokağı her sorunun çözüm yolu olarak gördü.

neyse, şimdi bunu tartışmanın sırası değildir ve sokaksa, işte sokağın tam zamanıdır.

sivil itaatsizlik mi?

yurttaş inisiyatifleri mi?

hepsinin tam sırasıdır

türkiye'de muhalefet, parlamentonun her şey bir yana fazla bir şey bile olmadığı idrakiyle hareket etmelidir.

özetle: 30 mart 2014, haziran 2013'ü sandığın içine atmıştı. şimdi onu oradan çıkarmanın zamanıdır.

* * *

tamam, ama daha somut olarak ne?

şu: bir yanda örgütlenme ve örgütlü mücadele çabaları merkezden ve yerellerden doğru sürerken, diğer yanda tek tek insanlar kendilerini tartmalı, ciddi bir vicdan muhasebesi yapmalı ve bir şeylere angaje olmanın değerini kavramalıdır.

tikeldeki böyle bir kararlılık, tümeldeki çabaların vazgeçilmez bütünleyicisidir.

daha somutu:

sendikalar mı? meslek kuruluşları, kitle örgütleri mi? buralarda yerleri olanlar, bu ülkede milletvekilliğine sıçramaktan, 1 mayıs strateji ve taktiklerinden, genel kurul hesaplarından çok daha önemli şeyler olduğunu görmelidir.

chp'li vekiller mi? 2011 seçimlerinden sonra becerilemeyen bir işi yeniden düşünmeli, meclis boykotu gibi girişimlerin zamanının gelebileceğini hesaba katmalıdır. en azından kendi paşalarının hakkını vermelidir: bir memlekette, namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o memlekette kurtuluş yoktur
kanaat önderleri mi? köşe yazarları mı? bugün canım yazı yazmak istemiyor deyip o gün köşenizi boş bıraktığınızda belki yitireceğiniz bir iş ve köşe olur, ama bunun telafisi kazanacağınız saygınlık olacaktır.

akademi mi? akademisyenler mi? bir üniversitenin açılışında, bir dersinizde öğrencilerinize nabza göre şerbet vermeyin türü bir öğüdü günümüze uyarlayarak verirseniz, ne öğrencilerinizi peşinize takmış ne de onların peşine takılmış olursunuz; iyice anlamsızlaşan bir kuşak ve mevki farkını kapatmış olursunuz

emekçiler, öğretmenler, kadınlar, gençler

hepsi, her biriniz için geçerlidir.

* * *

70'lerin koalisyonları için söylenmişti: milliyetçi cephe'ye bu ülkeyi yönetemeyeceği gösterilmelidir.

şimdi akp'ye bu ülkeyi yönetemeyeceğinin gösterilmesi gerekmektedir.

artık ne gerekiyorsa...


-- spoiler --
1 /