mia aioniotita kai mia mera

1 /
gregorsamsabenim gregorsamsabenim
sonsuzluk ve bir gün adıyla türkiye'de gösterilen theo angelopoulos'un nefis filmi. filmin müzikleri ise eleni karaindrou'ya aittir.
-yarın ne kadar sürer anna
-sonsuzluk ve birgün
azwepsa azwepsa
bir yunan filminin adıdır. film müziği pek meşhur olmuş sağda solda çalınmıştır. hala yer yer duyarım. güzel acıklı bir filmdi. yaşlı bir ihtiyar ile küçük bir çocuğun hikayesi.
tricky tricky
theo angelopoulos filmdir. insanların sinemada film seyredebilmeleri için günlerinde olmaları gerektiğine inanırım genelde.günümde olmadığım birgün eskişehir film festivalinde izleyip beğenmediğim hatta sıkıcı bulduğum bu film, daha sonra tv de izlediğimde çok hoşuma gitmişti. etkilenmiştim gerçekten. fırsat bulup izlenmeli bence.

müziği de çok güzeldir ayrıca. aslında herkesin de bildiğini tahmin ediyorum. birara beko reklamlarında kullanılmıştı.
deadsoul deadsoul
belki de en sevdiğim..
angelopoulos'un ingilizce'de eternity and a day ismiyle bilinen en önemli yapıtlarından biridir.
filmde yaşlı bir entellektüelin son deminde,hayatının en değerli izlerinde yaptığı yolculuk döner gelir küçük bir göçmen çocuğunun omuzlarına konar.sarı yağmurlukla bisiklet sürenler, bayraklı bir eylemci,otobüste konser verenler ve daha onlarca theo bilmecesi...
kelimeler yüklerseniz yaşarken filmi, sözsüz müziğe..

-bana bir gün ver.
-yarın ne kadar sürer?
-sonsuzluk ve bir gün kadar..
nizam nizam
ödev yetiştirmem gereken bir akşam cnbc-e de yarım yamalak izleyebildiğim, otobüsteki konser sahnesiyle aklımda yer etmiş film. müzikleri harikadır. (bkz: by the sea)

çocuk karakterin arkadaşına yaktığı ağıtta unutulmazdır. (bkz: hey selim)
mabel mabel
çiy tanesinin titreyişi,

suya vuran son yıldız parlak bir güneşi müjdeledi.

bir tek bulut,

en ufak bir sis perdesi yoktu uçsuz bucaksız gökyüzünde.

meltemin soluğu yüzümü okşuyordu hafifçe

kalbimin yapraklarına fısıldar gibi.

"hayat narindir."

ve hayat narindir.


hamiş:filmden önce ingmar bergman'dan smultronstallet

izlenirse theo angelopoulos'un ilham kaynağı da içselleştirilmiş olur.


ayrıca,

(bkz: arşivlenmesi gereken filmler)
ustasına posta koyan jedi ustasına posta koyan jedi
mia aioniotita kai mia mera / sonsuzluk ve bir gün

yönetmen – senaryo: theodoros angelopoulos
oyuncular: bruno ganz (aleksandre), achileas skevis (çocuk), ısabelle renauld (anna)
yapım: almanya-yunanistan-fransa-italya, yunanca, 132 dk., renkli.
müzik: eleni karaindrou

otomobiller kırmızı ışıkta dururlarken birkaç çocuk fırlayıp cam silmek için birbirleriyle yarışıyor. manzara tanıdık ama yer yunanistan’ın selânik kenti. o sırada devriye araçlarından fırlayan polisler çocukları tek tek yakalarlar. biri hariç. sürücülerden birisi en yakınındaki çocuğa arabasının kapısını açar ve onu polislerden kurtarır. aynı gün içinde, aynı çocuğu, çocukları zengin ailelere satan bir çetenin de elinden, kurtarır. aslında bunu neden yaptığını bile bilmez. çünkü hayatının son gününü yaşamaktadır. buna karşın iki defa beladan kurtardığı çocuksa, hayatını onun için özetleyecek olan bir arkadaştır. zira ertesi gün hastaneye yatacak ve büyük olasılıkla da oradan sağ çıkamayacaktır.

herakleitos’a sorarlar ‘zaman nedir,’ diye. o ise şöyle cevap verir. “zaman deniz kıyısında çakıllarla oynayan küçük bir çocuktur.” aslında bu söz angelopoulos’un neden film yaptığını da açıklıyor: akıp giden zamanı geçirmek için. ayrıca, zaman demişken; eleni karaindrou’nun müziklerinin eşsizliği de angelopoulos’a zamanı unutturmak konusunda, her zamanki gibi, en büyük yardımcı.

sonsuzluk ve bir gün filmi bir soruyla ortaya çıkıyor. “yaşamının son gününü yaşadığını bilsen ne yapardın?” bu sorunun yanıtını ise aleksandre adlı bir şairin yaşamından bulmaya çalışıyor.

aleksandre, 19. yüzyıl şairi olan dionysios solomos’un tamamlanmamış bir şiirine son aramakta olan bir şairdir (solomos aynı zamanda modern yunanistan’ın ulusal marşı’nın da yazarıdır). angelopoulos’un çizdiği solomos ise biraz daha düşsel bir karakterdir. gerçekte italya’da büyüyen solomos, yunanlıların osmanlı yönetimine başkaldırdığını duymuş ve hareketin içinde yer almak üzere yunanistan’a dönmüş. elinden pek bir şey gelmemekle birlikte, kendisine, “bir şair olarak ne yapabilirim?” sorusunu sormuş ve kahramanlık türküleri, ağıtlar, marşlar yazmaya başlamış. ancak italya’da büyüdüğünden yunanca sözcükler kullanmak konusunda sıkıntı çekiyormuş. böylece köylerde dolaştığı süre içinde köylülerden, (özellikle pek bilinmeyen) sözcükler öğrenmeye çalışmış. angelopoulos’un filmindeki solomos ise, gerçeğinden farklı olarak, daha önce duymadığı her sözcük karşılığında para veriyor. yani sözcükleri satın alıyor.

aleksandre yeni küçük arkadaşıyla belki de hayatındaki son oyununu oynamaya başlar. hayatında hiçbir ilişkisinde başarılı olamadığı için üzüldüğü bir anda çocuk ona, köylülerin solomos’a sattığı gibi, bir sözcük satar: korfulamu*. bu sözcük “bir çiçeğin kalbi” anlamına gelir. sevgiyi, yakınlığı ve mahremiyeti simgeler. asla yaşayamadığı ilişkiler için. öyle ki bir keresinde karısı aleksandre’ye şöyle der: “seni iki kitabının arasında yakalamaya çalışıyorum. benim ve kızımızın yanındasın ama kendi hayatını yaşıyorsun.”

çocuğun aleksandre’ye sattığı ikinci sözcük ise xenitis**’tir. bu sözcük ise “yabancı, sürgün hayatı yaşayan” anlamındadır. açıkça aleksandre’nin ruh haline göndermedir. öyle ki aleksandre sınırlardan hayatı boyunca korkmuştur. filmde de küçük arkadaşını arnavutluk sınırına kadar götürdüğü zaman sınırdaki tellerde asılı insanlar hayal etmiştir. bu aslında herkesin yaşayabileceği olası bir korku türü olmakla birlikte, yaşandığında asla daha büyük bir engele gerek kalmaz: ‘kendi sınırların’ı aşmak.

filmin bir bölümünde aleksandre annesine şöyle der: “neden bütün hayatım sürgünde geçti? neden insanların unuttukları kayıp kelimeleri bulup çıkardığım nadir anlarda mutlu olabildim? neden? söylesene anne, neden sevmeyi bilemedim?”
aynı günün sonunda veda vakti geldiğinde, çocuk alexandre’ye üçüncü sözcüğü satar: argathini***. bu sözcükse, “gece geç vakit” anlamına gelir.
işte bu üç sözcük aleksandre’nin yaşamını özetler. korfulamu o güne dek hiçbir ilişkisinde yakalayamadığı samimiyeti, xenitis asla içinden çıkamadığı ruh halinin varoluşçu yanını anlatır. argathini ise çocukla karşılaşmasını sembolize eder: yaşadığı belki de tek gerçek ilişkisi çocukla yaşadığı büyük dostluktur, ve bu da ona çok geç bir zamanda gelmiştir.

angelopoulos’un filmleri klasik sonla bitmez. o’na göre, yaptığı filmler büyük ve hiç bitmeyecek olan bir filmin küçük kesitleridir. böylece filmin sonunda aleksandre, küçük çocukla ilk karşılaştığı ışıklarda dururken, hastaneye yatmamaya karar verir ve klasik sonu reddeder. bunun yerine, sahildeki eski evine gider ve kendini anılarının içinde bulur. karısı anna’yı ve diğer herkesi yitirdiği halleriyle bulur. anna’ya özlemle şunu sorar:
-yarın nedir, anna? bir keresinde sana şöyle sormuştum: “yarın ne kadar sürer?”
sen de demiştin ki…?
-sonsuzluk ve bir gün kadar…



*(korfulamu)
**(zenitis)
***(argadini)

yazan: denge esentürk
sonat 2'den
yuukicross yuukicross
film adını shakespeare ' in bir oyununda ( şimdi adını hatırlayamadım ) geçen dizeden alır.
adamın , kadına onu ne kadar seveceğini sorması üzerine shakespeare ' in , kadının ağzından verdiği cevaptır ; sonsuzluk ve bir gün kadar .
1 /