michel platini

1 /
ageblood ageblood
fransız futbolunun yetiştirdiği ilk efsanelerden biri olan futbolcu...

futbola başladığı zamanlarda kalbinin normalden daha büyük olması gibi bir problemle karşılaşmış ve fc metz kulübü de risk alamayacağını söyleyince nancy kulübüyle anlaşmıştır. tarihe heysel faciası olarak da geçen juventus ve liverpool arasında oynanan kupa galipleri kupası finalinde juventus'un tek golünü atarak kupayı juventus'a kazandırmştır... fransız milli takımını tarihindeki ilk finale ve şampiyonluğa taşıması efsanevi olma yolundaki önemli adımlardan biri olmuştur... fransa'nın 1998 dünya kupası finalini oynadığı sıralar organizasyon komitesinde yer alan platini'nin takım elbisesinin altına milli takım forması giydiği bilinmektedir...
deget deget
ayrıca bu akşam ortaköy-beşiktaş arasında kısa bir yürüyüş yapmış kişi. dur hele "hassiktir lan" çekmeden oku bi. ki ben de ilk gördüğümde böyle dedim. bu esrarengiz yürüyüşün perde arkası azzzzz sonra (bkz: giride televole tandansı) değil, şimdi. şimdi efendim olay şu. saat 22:15 suları. ben ve arkadaşım ortaköyden çıkmışız, otobüse binip evimize gitmek üzere beşiktaşa doğru yürüyoruz. biraz önümüzde takım elbiseli, hızlı yürüyen 7-8 adam dikkatimizi çekti. ve yumurta kafa yapısı sayesinde bu adamlardan birinin haluk ulusoy olduğunu anlamamız uzun sürmedi. ve hemen daha iyi görebilmek için yolun karşısına geçtik. ve benim yere düşmemi sağlayan o an geldi: michel platini, haluk ulusoy ve şenes erzik'in koluna girmiş gayet hararetli birşeyler anlatarak yürüyordu. arkalarında da lütfü arıboğan, affan keçeci ve tanıyamadığım 2 adam daha vardı. biz "ulan dünyanın en önemli futbol adamı gecenin yarısı nasıl korumasız polissiz yürür" diye düşünürken ilk şoku atlattık. gerçi arkadaşım hâlâ atlatamamıştı çünkü fotoğraf falan çektirmeyi düşünüyordu bense çoktan planımı yapmış, bu çok özel yürüyüşü cep telefonumla çekip ertesi gün tv kanallarını dolaşıp paranın mına koymayı düşünüyordum ki, biraz önce olmadığını düşündüğümüz polisler arkadan motosikletleriyle yanımıza geldiler. ben içimden bir hassiktir çekerek polisleri selamladıktan sonra olayı öğrendim. amcamlar ortaköyde yemek yedikten sonra kaldıkları çırağan sarayı'na doğru yediklerini eritmek amacıyla olduğunu düşündüğüm bir yürüyüş yapmışlar. olay bundan ibaret. ancak dünyanın gelmiş geçmiş en büyük futbolcularından biri ve aynı zamanda avrupa futbolunun bir numarası olan bir adamı istanbul kaldırımlarında yürürken görmek biraz heyecanlandırdı. yolculuk çırağanın önünde biterken ben hâlâ bu müthiş olayı kayda alamamanın hüznü içindeydim. neyse efendim bu da böyle bir anımdı işte.

ayrıca platini'yi görmek isteyenlerin yarın akşam çırağanın önünde beklemelerini tavsiye ederim. çünkü haluk ulusoy ve platini okkadar samimi, okkadar senli-benliydi ki, yarın ulusoy'un yine tabanvayla platini'yi nevizade'ye içmeye ya da kahveye okey çevirmeye götüreceğini düşünüyorum. evet.
dr conners dr conners
anlamsız bir sidik yarışına girmiş kişidir. bana yıldırım demirören'i hatırlatıyor (hatırlatmaz olaydı). bahsettiği şey, 23 yaşındaki dönem ise, o dönem değil platini, maradona bile o para etmezdi çünkü öyle paralar yoktu ortada. bahsettiği şimdi 23 yaşındaki yetenkleriyle var olmasıysa üzgünüm şimdi engin baytar'dan öte olamaz. futbol, onun oynadığı dönemden bu yana çok değişti. 80'lerden bir kaç üst düzey maç izleyen herkes bunu görür. (bkz: futbol arşivinden)

c.ronaldo'ya o kadar para verilmesinin mantığını büyük üstat uğur meleke çok güzel açıklamıştır, platini'ye tavsiyem tez zamanda bu yazıyı okumasıdır;

dünyanın en ucuz futbolcusu: cristiano ronaldo
uğur meleke - dünyanın en ucuz futbolcusu: cristiano ronaldo - milliyet.com.tr "biz altın top kazanan sporcular yetiştiririz, başkalarıysa onlar için para öder" demişti geçenlerde barcelona başkanı laporta... barcelona'nın yıl... milliyet
lady viola lady viola
"büyük takımlar aldıkları kupalarla; küçük takımlar, büyük takımlara karşı aldıkları skorlarla övünürler." sözünün sahibi güzel insan.


not: ben de platini'nin yalancısıyım . swh.
mbaskan mbaskan
sporun burjuvazisi var ise onlara hizmet ettiği aşikar olan futbol adamı. büyük kulüpleri kollayabilmek ve gelişmekte olan kulüplerin önünü kesip, avrupa kupalarını adeta bir hayal haline getiren bir başkandır.
black magic black magic
söylediği iddia edilen malum söz sebebiyle sık sık kulakları çınlatılan futbol adamı. yalnız birileri sanırım "büyük takım-küçük takım" muhabbetine dair sözü kaba etleriyle anlamışlar, adam büyük takımlar her branşta, her zaman ezeli rakiplerine ezilirler, şamaroğlanına dönerler mi demiş, yoksa anlamak işinize mi gelmiyor?
yubermis yubermis
portsmouth fc'nin batması örneği üzerinden premier lig'deki kulüplerin ekonomik açıdan fazla serbest bırakıldığına dair eleştiri yaparken sıradan bir erkek düşüncesiyle örnek vermiş kişi.

"bu, parası olmayan birinin lüks bir spor otomobil almasına benziyor. güzel kızları bu otomobil ile etkileyebilirsiniz, ancak sonunda herşeyinizi kaybedeceğiniz kesindir. aynı durum premier lig için de geçerli. kulüplerin olmayan paraları ile oyuncu satın almalarına göz yumuluyor. bu hiç doğru değil"

yani "arabaya vermek" deyiminin taa elin fransa'sında da olsan, uefa başkanı bile olsan geçerli olduğunu gösteriyor.

tam metin için:
platini'den tepki uefa başkanı michel platini, portsmouth'un kayyuma devredilmesiyle sonuçlanan ekonomik çöküşünü, premier lig yönetimine bağladı. platini, premier l... ntvmsnbc
1 /