midnight express

1 /
thereddeer thereddeer
aldığı iki oscar ın bir şey ifade etmediği film. lâkin iki salatalık alsa daha uygun olurdu. verilen oscar filmin içeriğinin doğruluğuna değil en azından bu film için bok atma işlemi iyi gerçekleştirdiği için verilmiştir. üstelik haklı bir filmse türk halkından beğeni görsündür. kendi haklarında yapılan aşağılayıcı filmlere tepkisiz kalan milletler utansındır.
soulforged soulforged
oliver stone'un geçenlerde alexander filmi çerçevesinde türkiyeye yaptığı ziyaret sonrası çok geç olsa da senaryosundaki türkiyeyi ve türk insanını aşağılayan bölümlerden dolayı özür dilediği ve filmde çizilen türk imajının gerçekle alakası olmadığını kabul ettiği filmdir.
easy company easy company
yurt dışında türkiye deyince yabancıların aklına gelen ilk şey. hatta bu film yüzünden türkiye'ye yapmak istediği ziyareti iptal eden adam bile gördüm. amacına ulaşmış bir film yani...
cerceve cerceve
bir adet bile istanbul ağzıyla konuşan türkiyeli'nin olmadığı bir filmdir, zira çoğu rol türkçe bilen ermeni ve rumlara verilmiştir. özellikle hırslı türk milliyetçisi savcı rolü oynayan kişinin ermeni olduğunu da belirtmek isterim.

bununla birlikte aslında o kadar da 30 yıl öncesinin türkiye'sini devasa ölçülerde abartmadığını düşünüyorum. elbette bazı abartılı yönler olacaktır fakat filmin çoğu bölümünün de hapisanede geçtiğini belirtmekte fayda var, ve bu konuda insan hakları mahkemesinde işkence konusunda ne denli bir sicile sahip olduğumuzu düşünürsek, hele hele 30 yıl öncesinin türkiyesi ise söz konusu olan, biraz daha objektif bakmamız gerekli filme.

esrar kaçakçısı kişinin hakkıyla yakalanmasının ardından merkeze götürülmesi ve buradaki olaylar tam anlamıyla komedidir. filmin yaran sahnesi, fotoğraf çektirme bölümüydü bence:

- gel bakalım fotoğrafçı bey, şu amerikalının fotoğrafını güzelce çekiver hadi yürü yürü yürü.

emrindeki polislere seslenerek:
- kalk kalk kalk hazır ol hadi. bana afal afal ne bakıyorsunuz ulan!

amerikalıya döner:
- hoşgeldin amerikalı tıfıl hoşgeldin.

polislere bakarak:
- ulan herifle beraber resim çekilecez. esrarı eline verin bakalım şunun.

bundan sonrası asıl komedidir zaten, polisin biri amerikalının yanında fotoğrafçıya karşı saçlarını düzeltip gülümsemektedir.
- çık ulan çık ben senin kumandanığım ulan, ben senin kumandanığım ulan.

ardından amerikalıya dönüp
- sırıtma ulan fotoğrafçıya bakıver sırıtma, bak sıçarım suratığa.

fotoğrafçı fotoğrafı çeker.

esas adam : - güzel güzel, çok güzel fotoğraftı dimi lan?

tabi bu sahne anlatılmaz yaşanır cinsten olmakla birlikte gora'nın en yaran sahnelerinden daha da yarıcıdır. ayrıca bu sahnelerin tamamı türkçedir ve ne orjinal filmde ne de ingilizce altyazıda bunların tercümesi yoktur, yani sadece türkler anlayabiliyor, zaten tercüme edilse de o tadı vermeyecektir ki.
petrucciante petrucciante
filmde dikkat çeken bir yön de, akıl hastalarının bulunduğu hapishanedeki sütunun etrafında dönme sahnesidir. öyledir ki bu sahne sanki biraz kabenin etrafında tavafı andırıyor, inceden koyun gibi dönüyosunuz mesajı vermeye çalışıyor gibi...tabi ki olmaya bilir de...

yine de diyeceğim şudur ki, gerçekten bayağı bir abartılmış bir film...gram zekası olan batılılar-ki batılı ne demektir, batı kavramını da ayrı bir tartışmak gerekir-dan bazıları biraz araştırma yapsalar, azcık kıçlarını kaldırıp şu güzel ülkeme bir gelip görseler de anlasalar filmin ne kadar abartıldığını...
gelirsemkal gelirsemkal
filmle ilgili birkaç komik ayrıntı var bende paylaşayım:
- filmin geçtiği zaman nixon'in türkiye'ye rest dedigi, bulent ecevit'in ise gördüm diyerek cevap verdiği bir dönemdir. yani turkiye'nin ambargo yediği dönem. film siyasi bir gerekliliğin ürünüdür amerikalılar için.
- film de sehir manzaraları camilerden ibaret.
- sokak veya cadde gibi ortamlarda hep çarşaflı kadınlar var, bir tane iki tane de değil.
- filmde w. hayes, siz domuz milletsiniz, hepiniz piçsiniz gibi laflar ediyor. mazallah bugün bunları başka bir millet için söyleyen film çekseniz kiyamet kopar.
- türk erkekler yüzde doksan bıyıklı, şişman, baya baya esmer ve çirkin. benim için sorun yok ama, demek ki bu özellikler batı dünyasında negatif olarak biliniyor.
alexandrian alexandrian
filmin tek güzel yanı sütun çevresindeki tavaftır. 'harvard ve oxford mezunu', kafayı çizik ahmet kardeşim filmi özetlemiştir. william hayes diğerlerinin aksine ters yönde sütunu tavaf eder ve diğerlerinin tepkisini çeker. çünkü william hayes komünizmi temsil eden sol taraftan tavafını yapıyordur. halbuki tavaf yani devlete bağlılık sağ taraftan tavafla mümkündür.

film ajitasyon politikasının kurbanı olmuştur kanımca. biraz duygusal yapalım, herkes ağlasın adamcağıza, biz de gişe hasılatından kotaralım diye bağırılıyor. halbuki abartılmasa hah işte biz de bunlardan şikayetçiyiz diyebilirdik. ama yok allan parker bile 19. yüzyıldan kalma ingilizlerin türk düşmanlığı geleneğinden etkileniyorsa vay dünyanın haline.
kerdem kerdem
türk karakterleri oynayanların tipleri, pislikleri, konuşmaları, çekimin yapıldığı mekanlara bakılarak türkler hakkında aralıksız olumsuz çağrışım yaratan film.. "türkiye'de durum böyle, objektif olalım arkadaşlar" tribine girenin alnını karışlarım..
volga volga
senaryo oluştuktan sonra çekim için türkiye'den izin istenmiştir, izin alınamayınca filmin pek çok sahnesi malta'da tamamlanmıştır.

türk televizyonlarında ilk kez 90'lı yılların başında hbb'de gösterilmiştir.
subaquatic subaquatic
alinur velidedeoglu cannes da bu filme konu olan adamı tesadüf eseri bulmuş ve amatör bir röportaj yapmıştır. içerği, temel olarak bu kişinin kendisine işkence yapılmadığını anlatıyor olması. ancak kimse yayınlamak istememiş, kendisi de bu nedenden dolayı youtube koymuştur.
izlemek faidelidir.


thedewil thedewil
alinur velidedeoğlu'nun, bu filmin tam olarak gerçekleri anlatmadığı doğrultusunda, hayat hikayesi filme konu olan kişi ile yaptığı 2 parçalık röportaj şu adreslerden izlenebilecek filmdir.


(bölüm 1)

(bölüm 2)

ayrıca kendisinin de belirttiği üzere, bu sayfalar ne kadar hit alırsa, o kadar kişiye ulaşıp, o kadar kişide ülkenin imajı hakkında olumlu yansıyacak. dolayısı ile izlemesek bile; sadece açıp izlenme sayısına katkıda bulunmakta fayda var.
thedewil thedewil
alinur dedeoğlu'nun, türkiye'de birkaç kere gösterilmesi aksine, amerika'da yılda yaklaşık altı kez gösterildiğini söylediği film.
cinephile cinephile
elimizden yapacak hiçbirşeyin birtürlü gelmediği,önyargı kurbanı olduğumuz film.en azından bir kere youtube'daki videosunu seyretsek bişeyler yapabiliriz kanısındayım.alinur velidedeoğlu'nu da ayrıca takdir etmek lazım duyarlılığı için.
1 /