milena ya mektuplar

1 /
burası istanbul yeditepe burası istanbul yeditepe
"sevgili bayan milenaya,

size önceden pragtan, ardından da meran'dan yazdığım kısacık
mektuplarıma kesinlikle cevap beklemiyordum.

umduğum gibi karşılık yazmadığınız için sevinmem gerek..."

ile başlayan aşkın en güzel nameleri...
zekiçevikahlaksız zekiçevikahlaksız
bazı cümleler vardır , o an kullanmanız çok elzemdir, hani tam o içinde bulunduğunuz durumu anlatıyordur lakin "şimdi bunu söylersem hakikaten klişe bir cevap olacak." dersiniz içinizden ve söylemezsiniz . böyle cümlelere klişeden ziyade klasik diyorum ben . bu kitap da öyle işte . kafka'nın halihazırda çok şey anlatan bir çok eseri var , bu eserler de en sığından tutun da en birikimlisine okunan eserler. milena'ya mektuplar aşk temasını içermesinden ötürü biraz daha garip bir kitle tarafından okunuyor .
ancak içerisinde aşık olmuş bir insanı uysallaştıracak bir çok cümle barındırıyor. kimi insanlar kendilerini alçaltıcı içgüdülerinden okuyarak kurtulur sonuçta.
örneğin;
"bazen sanki karşılıklı iki kapısı olan bir odadaymışız gibi hissediyorum, ikimiz de kendi kapı kolumuzu tutuyoruz ve birimizin göz kırpmasıyla diğeri hemen kendi kapısının arkasına geçmiş oluyor bile.hele birisi diğerine söz söyleyecek olsa, diğeri kapıyı kapatmış ve çoktan gözden kaybolmuş oluyor. birisi kapıyı tekrar açmak durumunda , çünkü bu kimsenin terk edemeyeceği bir oda. birincisi diğerine benzemese bu kadar, sakin olabilse, diğeriyle ilgilenmiyormuş gibi davransa, o zaman odada yavaş yavaş düzeni sağlayacak. ama bunun yerine o kapıda aynı şeyleri tekrar etmeyi sürdürüyor, hatta her ikisi de bazen aynı anda kapının arkasında duruyor ve güzelim oda boş kalıyor."
"tanıdığınız birisine rastladığınızda ansızın 2x2 kaç eder diye sorarsanız, bu akıl hastalarına yönelik bir soru olur ama diğer yandan aynı soru ilkokula giden birisi için de yerinde bir sorudur.milena benim size sorumda hem akıl hastanesi hem ilkokul olmak üzere her iki unsur da var."
"...sanki bir hafta boyunca bir çiviyi kayaya çakmakla görevlendirilmişim, üstelik hem çivi hem çiviyi çakan benim milena."
"... seni hiç görmesem bile bana aitsin."
"... tek bir kelime bile yeterli, fakat bu öyle bir kelime olsun ki pazartesi günki mektubunuzdaki sitemleri yok etsin ve mektubu okunacak bir hale getirsin."
"... başıma konan bu talih kuşu nedeniyle korkmuşken nasıl uyuyabilirim ki ...çelimsiz çocuklar olarak anlatılan peygamberlerin duyduğu korkudur bu(uzun zamandır ve hala süren), kendilerine seslenen sesi duyar fakat ürkerler, gitmeye gönülsüzdürler, ayak sürürler, beyinlerini ağrıtan bir korkuya kapılırlar , daha önce de sesler duydukları doğrudur ama bu sesteki korkutucu çınlamanın kaynağının onların kulaklarının zayıflığından mı yoksa sesin kudretinden mi olduğunu bilemezler , çocuk oldukları için sesin onları yendiğinin ve bu korku nedeniyle sesin onlardan kökleştiğinin farkına varamazlar. fakat bir çok kişinin ses duyması sebebiyle bu onların peygamber olduğu anlamına gelmez, dürüst olmak gerekirse peygamberliği hak edip etmedikleri bile şüphelidir."
"yeryüzünün bu kısa geceleri o sonsuz geceyle ilgili insana fazlasıyla korku veriyor."
"...mektubumuzun da dikenleri var elbette, vücuduma batan ve senin yönettiğin dikenler..."
eferen eferen
her okuduğum kitabından sonra saatlerce yazarkenki ruh halini düşündüğüm, böyle yazmak için ne yaşamak gerek diye kafa patlattığım efsane yazarın yasak aşkına gönderdiği-aldığı mektuplardan oluşan kitap.

oldukça sade bir dille aşkı-aşkını o kadar masum anlatmıştır ki etkilenmemek mümkün değil. öyle ağdalı kelimelerle değil sıradan basit kelimeleri gerçek bir sanatçı gibi yan yana getirip aşkının büyüklüğünü önce milena ya sonra da biz okurlarına en derinden hissettirmiştir.

unutmadıklarımdan örnekler;

"...yanımda yürüyordun milena. düşünsene! yanımda yürümüştün"

"tren garında bana bakan yüzünü düşündüm. unutamayacağım bir doğa olayıydı!"
illusive consensus illusive consensus
şu pasajı çok vurucudur:
"...ormanda yolunu yitirmiş çocuklar gibi terkedilmişlik içerisindeyiz. önümde durup bana baktığında, ne sen benim içimdeki acıları anlayabiliyorsun ne de ben seninkileri ve senin önünde kendimi yere atsam, ağlasam ve anlatsam bile, biri sana cehennemi sıcak ve korkunçtur diye anlattığında cehennem hakkında ne bilebilirsen, benim hakkımda da ancak o kadarını bilebilirsin..."
devenin ponponunun ucundaki tüy devenin ponponunun ucundaki tüy
nişanlı kafka'nın evli milena'ya olan umutsuz aşkını gösteren mektuplar.
çaresizlik içerisinde karşılıklı yalvarmalarla, umutsuzluk içinde minik umutlarla dolu hepsi.
kader...
çoğu zaman acımasızdır insanlara, özellikle söz konusu olan aşksa...

bakın ne yazmış kafka
"kesin olan az şey var, asla birlikte yaşayamayacak olmamız da bunlardan biri, aynı evde, beden bedene, aynı masada, aynı şehirde bile olamayacağız."

ve isyan etmiş çaresizliğine;
"mesela neden senin odanda duran, sen sandalyende ya da çalışma masanda otururken, uzanırken, ya da uyurken (iyi uykular diliyorum!), seni bütünüyle gören mutlu bir dolap değilim? neden değilim?"
yazarmışım yazarmışım
"insan, milena, sizin yüzünüzü avuçları arasına almalı ve dosdoğru gözlerinizin içine bakmalı ki, karşınızdakinin gözlerinde kendinizi görüp o andan itibaren o yazdıklarınızı değil yazmak,düşünemeyecek hale gelesiniz..."
1 /