mimesis

marjane und eudaimonia marjane und eudaimonia
mimesis, doğa ve insan davranışının sanatta ve edebiyatta taklide dayanan temsilidir.
aristoteles tarafından sanatın rolünün “doğanın taklidi” olduğunu ileri sürerken kullanılmıştır.
yunanca taklit anlamına gelir.
aslında platon’nun eserlerinde ve felsefesinde de, her şeyin aslının idealar dünyasında bulunduğu, bu dünyadakilerin hepsinin onun iyi ve kötü taklitleri olduğu şeklinde bir görüş vardır. aristoteles ise insanda bir taklit (mimesis) yeteneği ve hazzının bulunduğunu, sanatçının olayların ve varlıkların özündeki ideali, fikri taklit ettiğini söyler. sanatçı, adeta tabiatın eksik bıraktığı şeyleri tamamlar.
estetiği bağımsız bir bilim haline getiren alman filozof baumgarten’e göre de evrende madde ve ruh öylesine ahenkli bir şekilde birleşmiş ve kaynaşmıştır ki, sanatın ve sanatçının amacı tabiatı taklit olmalıdır.
maddeci estetikçilerden koch’a göre ise, sanat, özel bir gerçekliği yansıtma biçimidir. ancak bu yansıtma biçimini toplumsal değerler belirler. belki bazı sanat dallarında, mesela resimde, heykelde, tiyatroda taklidin daha fazla yer aldığını, ama mimari, edebi sanatlar gibi alanlarda hayal gücünün taklidi aştığını söylemek daha gerçekçi olur. zaten eski yunan düşünürlerinden philostratos taklidi ikinci plana atarak hayal gücü ve yaratma ilkesini savunmuştur. hayal gücü taklitten daha kuvvetlidir. eski yunan tanrılarının heykellerini yapanlar onları görerek yapmamışlardır.
alman filozofu hegel de tabiat güzelliğini reddederek sanat güzelliğini tabiat güzelliğinden üstün tutar. shelling de sanatı tabiatın taklidi sayanlara karşıdır. sanatçı, yaratıcı tanrının ruhunu bilinçsizce izler; onun yaptıklarını taklit etmez, tabiatı canlandıran tanrısal ruh gibi o da yeniden, orijinal olarak yaratır, kullandığı eşyaya can verir. taklit; resim, heykel gibi bazı sanatların vasıtası olabilir ama birçok sanatlarda vasıta bile olamaz. kaldı ki, birçok fotoğrafta, plastik ve balmumundan yapılmış gerçeği aynen taklit eden eserlerde bir sanatçı ruhu, bir estetik heyecan duyulmuyor.

kaynak: wikipedia
kibar feyzo kibar feyzo
aslında yaygın bilinen olayın aksine aristoteles mimesis i taklit anlamında kullanmaz. aristoteles in bu kavramdan çıkardığı anlam farklıdır. özdemir nutku nun "dram sanatı tiyatroya giriş" kitabında dediği gibi:" platon, doğada 'kutsal olarak bulunan' yaratıcı etkinliği ozanların şiirlerinde 'taklit ettikleri' görüşünü benimser. oysa aristoteles, sanatta mimesisin yaratıcı bir etkinlik olduğunu buna karşı savunur.
...buna göre platon, mimesis terimini daha çok genel anlamıyla, aristoteles ise daha çok özel anlamıyla kullanılır. platon için taklit olan mimesis, aristoteles için sanatta yeniden yaratmadır."

yani o sözlüklerdeki yaygın " aritoteles için taklit etmektir" lafı aslında yanlıştır. aristoteles mimesis teriminde başlarda tutarsızlığa düşer. "poetika" kitabında aristoteles terimi farklı anlamlarda kullandığı olmuştur. bu terimi anlamak için özdemir nutku nun "dram sanatı" kitabını okumak yararlı olur.

edit: aristoteles mimesis terimini bazen mimik bazen sanat yapıtı konusundan yorumlamıştır.
geçmiş zaman yolcusu geçmiş zaman yolcusu
"bugünlerde her tarafta karşımıza çıkan angaje sanat kuramı, mübadele toplumunda kaçınılmaz olarak hüküm süren bir gerçeği, hem insanlar arasındaki hem de nesnel tin ile onun dile getirdiği ve yönlendirdiği toplum arasındaki yabancılaşma gerçeğini açıkça göz ardı etmektedir. bu kuram, sanki bir evrensel dolayım dünyasında dolaysızlık dolaysızca gerçekleştirilebilirmiş gibi, sanatın insanlara dolaysızca seslenmesini ister. ama tam da bu yüzden, sözü ve biçimi sadece bir araca, yapıtın etkisi bağlamındaki bir öğeye, kısaca psikolojik manipülasyona indirger; ve kendi hakikatinin yasasına göre değil de tüketicilerde en az dirence yol açacak bir çizgide yol almasını istediği sanat yapıtının tutarlılık ve mantığını oyup boşaltır. (...) ancak işbölümünün inkâr edilmekle ortadan kaldırılamayacağı, rasyonelleştirilmiş dünyanın soğukluğunu gidermenin yolunun akıldışılık olmadığı, faşizmde çok çarpıcı şekilde kanıtlanmış toplumsal bir gerçektir. akıl denilen aracın bütünü itibariyle akıldışı olan insanlıkta açtığı yaralar daha az değil, daha çok akıl sayesinde iyileşebilir."**