miserere

1 /
yesilcuppelipenguen yesilcuppelipenguen
henryk mikolaj gorecki ustanın yarım saatten biraz fazla süren şaheseri.

ustanın üçüncü senfonisi insanın kalbini yerinden sökerken, miserere ciğerlerini yakıyor; soluksuz kalıyorsunuz!

müzikte minimalizmin savunucusu olan gorecki usta, bu şaheserinden amacına sonuna kadar ulaşmış, sadece iki cümle koro tarafından terennüm ediliyor:

"domine deus doster"

"miserere nobis" * .


"insan"ın canını sonuna kadar yakan bir bestekar gorecki usta ve miserere bunun en güzel kanıtı!..
kırmızıdenizyıldızı kırmızıdenizyıldızı
jean christophe grangeın yeni romanı. yine doğan kitap tarafından basılmış. her ne kadar leyleklerin uçuşu ve taş meclisi kadar sürükleyici olmasa da, siyah kandan çok daha iyi bir roman olduğu kesin. grange'ın romanlarına alışkın olanlar için okuması oldukça keyifli. grange, bir çok teknik ayrıntı ile ilgili bilgisi ve kurgusuyla da göz dolduruyor.

spoilerlı zorunlu edit: söylemeden geçemeyeceğim, şili'ye,pinochet'e ve allende'ye bi göz atın derim.
volokine volokine
grange'ın yeni kitabı.şevket deniz'in çevirmemesinden midir nedir kitaptaki heyecanlı olması gereken sahneler eskisi kadar haz vermemekte. her zaman ki gibi karakterlerin kişilikleri mükemmel...sonu taş meclisindeki kadar fantastik bitmesede, sanki "hadi bitireyim de gideyim" modunda sonlandırılmış bir kitap.
ceza aka keskinkılıç ceza aka keskinkılıç
grange'in son romanı
karakterler o kadar iyi oturtulmuş ki
polisleri okurken otomatik olarak yaşıyorsunuz onları

gerçi hiçbiri jean louis schiffer kadar iyi resmedilmedi ama (belki de jean reno'dandır)

gene de polisiye severlerin mutlaka okuması gereken bir eser


spoiler

grangé'nin uzun zamandır beklenen romanı...
soluğunuzu kesen tempo heyecan ve gerilim hiç bitmeyecek!

onlar çocuktular...
en mükemmel elmasların saflığındaydılar...
ne ufak bir lekeleri...ne de en ufak bir kusurları vardı...
ve ne de en ufak bir günahları...
ama onların saflığı kötülüğün saflığıydı...

paris'te bir ermeni katedralinde işlenen bir cinayet. kan yok cinayet aleti yok yara bere yok…
biri yaşlı ve huysuz emekli bir polis diğeri çocuk bürosu'nda görevli ancak açığa alınmış uyuşturucu müptelası genç bir polis. bu ikisi gitgide hunharca bir hal alan ve peşpeşe işlenen cinayetlerin katilini veya katillerini bulmak için birlikte çalışmak zorundadır. birbirlerine ihtiyaçları vardır birbirlerini tamamlamaktadırlar. ancak bu cinayetler sıradan bir seri katilin işi değildir. gizli servisler nazileryahudiler ülke içinde ülkeler ve 'siyah bölgeler'... sanki birileri bir şeyleri gizlemek istemektedir.

fransa'nın göbeğinde başka bir ülke olabilir miydi?
bu ülkeye kim veya kimler göz yumuyordu?
burada neler yapılmaktadır?
kaçırılan çocuklar ile öldürülenler arasındaki bağ nedir?
i̇ki polisin çabası cinayetleri açığa kavuşturmaya yetecek midir?
yoksa...


spoiler
in trance we trust in trance we trust
elime geçmesiyle yine dünyadan kopuk iki gün yaşamama sebebiyet veren polisiye romanı.

uzun süredir bekliyordum grange'nin yeni kitabını çıkartmasını. bu kitabıyla, daha öncekilerde olduğu gibi sıradışı bir öyküyle beklenilen günlerin mükafatını verdiğine inanıyorum. grange'nin kitaplarını bitirdiğimde içimde duygu çatışmaları yaşıyorum. bir yandan kitabın verdiği zevkle mutlu oluyorum, diğer yandan kitabın bitmesiyle okunacak yeni bir grange romanı olmadığı için dertleniyorum. sanırım bu yazar bende bağımlılık yaptı. ne yapacağım bilmiyorum. şimdi yine aynı durum tekrarlanıyor ve grange'nin yeni romanını sabırsızlıkla bekliyorum.

(bkz: jean christophe grange)
ali kamber ali kamber
gregorio allegri'nin bu beş sesli koral eseri zamanında o kadar güçlü bir etki bırakmış ki dinleyenler üzerinde, papalık gizemini korusun diye aforoz tehdidiyle eserin notalarının yayınlanmasını yasaklamış. böylece roma halkı tam 140 yıl bu güzel armoniler nasıl oluyor da oluyor bilemeden yaşamışlar.

derken bir gün, 1770 yılında, 14 yaşında bir çocuk babasıyla roma'yı ziyarete geldiğinde bu eseri dinleme fırsatı bulmuş ve dinlediğinin ertesi günü oturup eserin notalarını kafasından baştan sona yazmış. bir sene sonra ingiliz tarihçi charles burney bu elyazmalarını ele geçirip yayınlamış. papa durumu öğrenince bu işi beceren veledi yanına çağırmış. babası oğlum aforoz edilecek diye korkadursun, papa çocuğun dehâsını göklere çıkarıp onu onurlandırmış. aynı yıl eser üzerindeki yasak kalkmış. çocuk da büyüyüp mozart olmuş.

onlar ermiş muradına biz dinleyelim yuutuptan:
uyumsuz uyumsuz
grange klişelerini sık sık gördüğümüz başarılı eser. yine nazi hikayesi, yine yaşlı polis genç polis dayanışması. okuması zevkli. heyecan verici fakat şaşırtmayan sona sahip.
tarih ve saat tarih ve saat
önceki kitaplarının hepsini okuyan bir okuru için yazarın kendisini sıradanlaştırdığı kitap olmuştur. siyah kan ve şeytan yemininden sonra yazarın performansını yitirdiğini düşündürten kitaptır efendim koloni. hanı her yönden tekrarlamıştır kendini grange öyle nefes kesici hikaye falan beklemeyin bu kitap için sizi taş çatlasa 2 yerde şaşırtabiliyor, karakter analizi yaparken ilk kez eksik kaldığını hissettim yazarın bu kitap için söylüyorum bunu yoksa diğer kitaplarda tanımlar net görsellik süper okurun kafasında. karakterlerde bildik benzerlikler var diğer kitaplarla, olmamış be grange bu sefer hayal kırıklığı oldu.
kolpatusubasa kolpatusubasa
kitabı bitirdiğimde "bu mu yani?" diye sordum kendime. kuzenden kitabı alırken beklentim yüksekti; çünkü "süper kitap ya, nerden aklına geliyo böyle şeyler" falan demişti. ben de okurken her sayfada şaşkınlık yaratacak şeyler beklemeye başladım. ama koca kitapta sadece 2 nokta benim için şaşırtıcı oldu. onlar da lionel kasdan ve pierre rochas'ın kimlikleri hakkında olan kısımlardı.

yine de güzel bir kitap. sürekleyici olduğu inkar edilemez.
1 /