montmartre

stocky2001 stocky2001
paris'in eskiden entel dantel mekanı olsa da, şimdiler de ortasında şarap bağları, moulin rouge ve de sacre-coeur ile en turistik mekanlarından biri. soğan çorbası eskiden fakir fukaraya bedavaya yardım olarak dağıtılırken şimdi ise acayip fiyatlara satılır oldu. ama buraların en güzel yanı, hala akdeniz havasındaki sokaklarıdır derim ben.
garion garion
şehrin nadir tepelerinden, ve avrupa'nın tarihi açıdan en önemli kiliselerinden, bembeyaz sacre coeur'ü; porte de clignancourt'daki mağriplilerin fason dolu pazarlarından bile daha ucuza, çok hoş hediyelik eşyalar satan küçük dükkanları; dar ve şirinlik abidesi sokakları; az araba- bol bisikletli, çağımız dünyasından değil de bir çocuk düşünün izdüşümünden fırlamış gibi duran yolları; hemen her dilde az buçuk konuşmayı kapmış, her biri işinin erbabı muzip ressamları; her daim var olan sıcak şarap-peynir kokusu ve hiçbir zaman eksik olmayan akordeon dolu melodileri ile paris'in tartışmasız en güzel semti.

bunların hepsini bir yana bırakın, dünyaya audrey tautou'nun her biri birer dünya olan gözlerinden bakmak; güvercinleri, sokak bandolarını ve oradaki meşhur atlıkarıncayı hınzır hınzır gülümseyen amelie'nin baktığı paris'i görmek bile başlı başına bir mutluluk kaynağıdır. en azından benim için.
hayvanat bahçesinde kuş olsam hayvanat bahçesinde kuş olsam
dolaşırken kendinizi amelie filminde figüran gibi hissedebileceğiniz yer. ayrıca van gogh'un yaşadığı ev bu civardadır. burada kardeşimle van gogh'un evini ararken kardeşim "birine sorsana" dedi, "kime sorayım, şunlara bak yaşlı yaşlı adamlar" dediğim anda etrafımdaki yaşlı adamlardan biri dönüp bana baktı. türk çıktı. bu daha etrafta türk olabileceğini düşünmeden kırdığım potlardan ilkiydi.
otomobil otomobil
yolunuz bir gün düşerse sacre cour' a çıkan funiculaire' e binilmemesi; her iki yandaki, çıktıkça uzayan merdivenlerden çıkılması tavsiye edilir.

ayrıca sokaklarında yürürken elinize kolunuza sahip çıkmanız, misinayı elinize dolayıveren ve iplikle bişeyler dokuyana kadar bir daha da bırakmayan afro-fransızlardan korunmanız için sizin hayrınızadır.
(bkz: dehşete kapılmak)

soğan çorbası içecekseniz de bıçak isteyin. *
uzama kabiliyeti kilometreler ile ölçülen peynir ve çeyrek boyuttaki inatçı bir ekmeğin, bir çorbanın içinde özellikle de siz sadece kaşık ile mücadele ediyorken nasıl bir bela haline geldiğini tahmin bile edemezsiniz. lezzetini uzun bir süre hatırlayacaksınız, çektiğiniz sıkıntıyı ise yıllarca. o yüzden, bıçak.
lady lady
paris'in ressamlar tepesidir. bu tepeye, ismini hatırlayamadığım, metromsu, teleferiğimsi bir araçla çıkma şansınız da vardır. bu tepeye çıkar çıkmaz, karşınıza bembeyaz sacre coeur kilisesi çıkar. sonrasında ressamların bulunduğu sokağa ilerlediğinizde, irili ufaklı pek güzel cafeler görürsünüz. burda boş boş oturcağınıza, bir ressamla pazarlık yapıp resminizi yaptırabilirsiniz. bir de bu tepede bir dondurmacı var ki, takdire şayan. algılayamayacağınız kadar çok çeşit dondurma var. daha önce duymadığınız, görmediğiniz çeşitlerden seçerseniz, iyi halt edersiniz. çünkü üstünden yıllar geçse bile o dondurmayı unutamaz, sürekli onu sayıklarsınız.

homini gırtlak durumunu bir kenara bırakırsak, parise gidildiyse, bir de vakit varsa, gidilesi tepedir.
angelsdream angelsdream
montmartre; paris'te sanatsal akımların başladığı yer olarak bilinir.

deniz seviyesinden yükseklik olarak 130 metre ile şehrin en yüksek yeri kabul edilir.

pablo picasso, vincent van gogh ve georges braque gibi bir çok ünlü ressamın yaşamına tanıklık etmiştir.

hatta dedikodulara göre; montmartre semtinde bir çorbacı varmış ve bu saydığımız ünlü ressamlardan bazıları çok fakir oldukları için tabloları karşılığında çorba içerlermiş. şimdilerde ise tabloların bazılarına milyonlar verilmekte...