mousepad

hanspeterberigel hanspeterberigel
ters çevirip bardak altlığı yaptığım pislik yuvası. mouse kullanmayı kısıtlamaktan, bileğinizi rahatsız etmektan başka bir halta yaramadığından bu şekil kullanımı çok verimlidir.
broken tonight broken tonight
eğer yüzeyi tam manasıyla düz bir masanız yoksa ilaç gibi gelen zımbırtı. öbür türlü ise asla kullanmam açıkçası. zaten bir süre sonra çuval gibi oluyor meret. o da yetmiyormuş gibi mouse'un altına kir tutturuyor. nalet olasıca pislik! get out!*
keyif pezevengi keyif pezevengi
belki de bir faydası olmayan ama sırf alışkanlıktan kullandığım nesne. aslında faydası var, fare sessiz kayıyor; tahta üzerinde ise "zvııı zvııı" diye ses çıkarıyor.
rickard rickard
koca eskişehir'de zarrr zorrrr bulabildiğim zamazingo. yeni bir fare aldım söylemesi ayıp, bugün aşağıya inmişken altına bir tane bundan alayım dedim, babayı alıyordum az kalsın. misal teknosa, bimeks gibi teknomarketlerde hiç yok. pardon var tabi, saatlerce starcraft warcraft karşısında ömrünü tüketen manyaklar için olan oyuncu mousepadleri var. lakin çüşşünüzz dedirtecek kadar pahalılar ve üstelik yatak çarşafı kadar da büyükler. gereksiz yani. mediamarkt'da ise hama marka olanları vardı, tam istediğim gibi standart ölçülerdeydi ama onların da üstünde kavun karpuz resimleri, kedi köpek fotoğrafları falan basılıydı. amana allahım!! onlar neydi lan öyle? az kalsın kusuyordum, hemen kaçtım. sonra kendime dedim ki, lan niye buralarda sürtüyon hıyar bilgisayarcılara gitsene? başka nerde olabilir ki bu. ve gittim bilgisayarcıya, dedim amca mousepad var mı, mümkünse siyah, hee? adam bana artık kimse mağızbed kullanmıyor evlat, en son dört yıl önce sattım bir daha da getirtmedim demez mi! höh be moruk olmaz olsun senin gibi bilgisayarcı diyip çıktım dükkandan. yani demedim tabi, demek isterdim ama çok efendi bir insanımdır, bozmadım kibarlığımı. neyse. bir umut kırtasiyelere falan da baktım, yok anasını satayım yok. tam ümidi kesmiş çarşıda dilim dışarda ebleh ebleh yürürken esnaf sarayının yan sokağındaki elektronik dükkanında buldum kendimi, hele şükür!! vardı lan... göslerim doldu yemin ediyorum.. parasını verip aldım bir tane siyah olanlarından... eve geldim. çıkardım jelatinini güzelcene... üstünde beyaz renkte snopy yazısı basılıydı. asetat kalemiyle yazıyı siyaha bürüdüm fıstık gibi oldu şerefsizim. hayret valla, kıçıkırık bir mousepadi bu kadar arayacağımı hiç tahmin etmemiştim be. aslında çok faydalı ve gerekli bişidir, bu kadar zor bulunabilir olması çok interesting. şimdi bu olmadan fare kullanırsanız farenin tabanındaki ayaklar masaya sürtüle sürtüle aşınıyor. fareyi rahat hareket ettiremez oluryorsun bir süre sonra. bi de üstelik farenin tabanında iğrenç bir kir tabakası da olur ki en ifrit olduğum şeylerden biridir. kalemin ucuyla o kir tabakasını kazırken ne kadar pasaklı bir insan olduğumu hatırlıyor, kendim için üzülüyordum. ah ah. özet geçmem gerekirse mousepadın gereksiz olduğunu söyleyen dombililere kafam girsin. fare üstünde kaymak gibi kayıyor daha ne olsun len? mousepadsiz yıllarıma acıyorum doğrusu.
gılgamış gılgamış
ilk kişisel bilgisayarımdan itibaren optik okuyuculu fare kullandığımdan bugüne kadar hiç ihtiyaç duymadığımı düşündüğüm, ama yakın zamanda yanıldığımı anladığım zamazingo.

ilk bilgisayarımı toplarken türünün ilk örneği olan microsoft intellimouse explorer çıkmıştı. o zaman bütün bilgisayarlarda toplu fareler ve tabii altlarında mousepad'leri vardı. optik fare kullanmaya başlayınca ilk anda sağladığı konfor eskiye göre öyle yüksek oldu ki, mousepad'in ne olduğunu bile unuttum. bunca yıl fareleri kâh masaların üzerinde, kâh altlarına elime geçirdiğim herhangi bir şeyi (genelde kâğıt türevleri) koyarak kullandım lakin bir süredir adını koymadığım bir rahatsızlık hissediyordum. bilgisayar kullanımım o kadar otomatikleşmişti ki en ufak imleç atlamasında, takılmada sinirleniyordum. dedik ya ne olduğunu bile unuttuk diye, farenin altına koymadığım şey kalmadı, ama aklıma mousepad almak gelmedi uzun süre. bilgisayarın takılması sanıyordum. sonunda bir gün dank etti. bir de baktım eskilerin o uyduruk ürünlerinin yerine gayet profesyonel olanları gelmiş. gittim bir tane aldım. oooh dünya varmış lan. %100 hassasiyet, ne bir atlama ne bir takılma. artık paint'te çok daha güzel resimler yapabilirim.*
vishera vishera
şu zamana kadar gereksiz diye düşündüğüm ama bugün mecburen almak zorunda kaldığım mouse altlığı.
bu olmayınca mouse altındaki ayaklar etrafı hep kir pislik falan doluyor ve kullanım ömrü azalıyor canıma tak etti gittim aldım 50 liraya tabi içim acıya acıya başka çarem yoktu ama şimdi mis gibi kullanıyorum.
gereksiz de değilmiş
mouse daha hızlandı ve hareket etmesi daha kolay.
purge me purge me
hiç umursamadığımız tırt bir nesne ile ilgili methiye olur mu derken büyük konuşmuşum (büyük konuşmamayı öğreneceğim artık). bugün yeni aldığım 90x40cm ebatlarında olan mousepad geldi kargodan. acayip fark ediyormuş lan, halı gibi. nedensizce mutlu oldum bedbaht modumda. bakıp bakıp okşuyorum sdlkjfk. okyanus manzaralı, iç açıyor ve artık sözlükte gezerken, yavaş yavaş mousepad dışına çıkıp kaygan mobilyaya temas etme akabinde mousepadi alıp havaya kaldırıp yeniden mouse'un ortasına koyma derdi bitti. süper bir icat bu. özellikle dev gibi olanları.
x biri x biri
bir insanın mousepade nasıl ihtiyacı olmaz. okurken imrendim. ne kadar düzenli insanlarsınız. eskiden en şık elbiselerini giyip süslenip beyoğluna giden eski istanbul beyfendileri gibi masanın başına geçip düzenli bir şekilde masa üzerinde bilgisayarınızla takılıyorsunuz, oyun oynuyorsunuz ya da işinizi hallediyorsunuz. iş yeri falan tamam anlarım da, evde yatağa sırtüstü uzanıp dizleri üzerinde işini halleden ya da film falan izleyip nette gezinen bir ben miyim. böyle bir durumda da battaniye yorgan koltuk falan üzerinde mouse denen nane mousepadsiz pek işlevli olmuyor.