mübalağa

aytok aytok
divan edebiyatında, yapılan abartmanın akla ve mantığa uygun olduğu söz sanatı.
"haddeden geçmiş nezaket yal u bal olmuş sana
mey süzülmüş şişeden ruhsar-ı al olmuş sana"
sözgelimi bu beyitte nezaket denen şeyin bir kalıptan geçirildiğini ve ortaya çıkan şeyin sevgiliye boy pos olduğu; şarabın süzülmesinden arta kalan tortunun ise sevgilinin yanağına renk olduğu söylenerek abartma sanatı yapılmıştır.
(bkz: gulüv)
adhamdeva adhamdeva
edebiyatta sözün etkisini artırmak için, bir varlığı, nesneyi veya kavramı, olduğundan çok fazla veya az gösterme şeklinde yapılan sanattır.
rutubetli gözler rutubetli gözler
mübalağa ırsi midir, ırki midir? mesela acemlerin çok mübalağa yaptıklarını söylerler; "acem palavrası" diye bir deyim de vardır.

mübalağanın kıvamını bilmek lazımdır. yoksa sığ ve beş para etmez bir şey oluyor. bize de "öeh" demekten fazlası kalmıyor.
fikir yüce fikir yüce
her karşılaştığımda, nazım hikmet'in şeyh bedreddin destanı'ndaki dizeyi hatırlatır.

"sıcaktı.
bulutlar doluydular.
nerdeyse tatlı bir söz gibi ilk damla düşecekti yere.
birden-
- bire
kayalardan dökülür
gökten yağar
yerden biter gibi,
bu toprağın verdiği en son eser gibi
bedreddin yiğitleri şehzade ordusunun karşısına
çıktılar.
dikişsiz ak libaslı
baş açık
yalnayak ve yalın kılıçtılar.

mübalağa cenk olundu.

aydının türk köylüleri,
sakızlı rum gemiciler,
yahudi esnafları,
on bin mülhid yoldaşı börklüce mustafanın
düşman ormanına on bin balta gibi daldı.
bayrakları al, yeşil,
kalkanları kakma, tolgası tunç
saflar
pâre pâre edildi ama,
boşanan yağmur içinde gün inerken akşama
on binler iki bin kaldı."