mülakat

1 /
azwepsa azwepsa
adayla yüz yüze gelip onun hakkında forlarda yazanlardan daha fazlasını yüzyüze konuşmak suretiyle öğrenmeyi amaçlayan bir yöntem.
fempusay fempusay
karşılıklı görüşme, buluşma, konuşma gibi anlamları var kelimenin. ancak daha çoğunlukla böyle bir iş, herhangi bir kurum, kuruluşa kabul veya öğrencilik faaliyetleri bağlamında -eğer çoklu bir sınav sistemi uygulanıyorsa- en son aşamda gerçekleştirilen yüzyüze görüşmedir. aslında yüzyüze demek doğru olur mu bilmiyorum. çünkü, sonuçta bir sınav jürisi var ve siz onların karşısında tir tir titrerken onlar çaylarını yudumlayarak ne renk çorap giydiğinize, nasıl cümleler kurduğunuza, yaratıcı olup olmadığınıza felan bakarlar güya. bendeniz böyle bir sürü mülakata girdim. hepsinden alnımızın akıyla çıktık. hiç de bile referansım felan yoktu kendimden başkaca. ancak bir mülakatta jüriden biri bana "-milakatlara girilmeden önce geçip kalacaklar bellidir!" dediydi de şaşırdımdı. şimdi bakıyorum gerçekten de öyle iken öyleymiş yahu. pek nadiren -hani kontenjan dolmadı felan ayağı- böyle önceden tespit edilmemiş kişiler seçilir.
gerçek ve ciddi bir mülakata giriyorsanız yapmanız gereken şey; ne söylecekseniz söyleyin ama söylediklerinizi bir şekilde temellendirin. söyledikleriniz belirli bir anlam bile ifade etmiyor olabilir ancak bunları akıllıca müdafaa edip makul gerekçelerle destekleyebiliyorsanız ne mutludur size... -ki işi kaparsınız büyük ihtimalle- zira ekipler, kendilerine güveni olan, yaratıcı, stres altında bile sağlıklı düşünebilen, takım çalışmasına ve gerilime dayanıklı, soğukkanlı vb. niteliklere sahip bireylerden oluşturulur.
bundandır ki; fazla kasmayın, ne de olsa basit bir görüşmedir. sana istiklal marşının 6. kıtasını bile sorabilirler. bilmiyorsan sakın atma. bilmediğini söyle geç; ama yalanın ortaya çıkarsa bir daha asla güvenlerini kazanamazsın. -gerçi ben bu alman konsolosluğundaki kadını kandırmıştım ama o ayrı şimdi- neyse işte mülakatlar sıkar, gerer, boğar insanı. bu dönemlerde en güzeli tutunabileceğiniz, gözlerini düşününce zihninizi açan bir sevgiliye sahip olmaktır. anne-baba-kardeş felan gözüne gelmiyor da o sevgilinin "-ben varım ya! hep yanındayım!" diyesi seni canavar yapıyor, mülakat cengaveri oluyorsun bir anda. yardırıp gidiyorsun ondan sonra da. işte böyle.
eudaimonia eudaimonia
-size 500ytl verebiliriz,
-yetersiz.
-bu ücreti kabul eden çok kişi başvurdu ama?
-onlardan benim niteliklerime sahip, benim gibi çalışacak ve benim kadar yarar sağlayacak olan varsa bence hemen arayın!
--!!!
demek istediğim, ancak "efendim ücret politikanız vardır zaten, takdir edilen ücret kabulümdür" dediğim salak olay!
cozypowell cozypowell
mülakatlarda tarafıma sorulan en saçma "okulumuzda kaç öğrenci vardır?" sorusudur.bu soru üstelik ülkenin köklü, yaptığı kampanyalarla eğitime destek veren okulundan gelmesi de üzücüdür.bu soruya verilen cevapla; adayın iyi bir eğitimci,öğrenci psikolojisinden anlayan, eğitimdeki yeni yaklaşımları takip eden, sürekli kendini yenileyen bir öğretmen adayı olup olamadığını nasıl anladılar bilmiyorum.
(bkz: ted)
(bkz: gerçekten)
hepgülserçe hepgülserçe
teorik binlerce kelimenin peşisıra söylenmesi,sizi mülakata alan kişilerin yılların tecrübesi ile üniversitede verilen teoirk eğitmi unutmuş olmalarından yararlanma avantajını en iyi şekilde kullanabilme,hatalardan en güzel şekilde sıyrılabilme,psikolojik teste tabi olduğunuzu hisettiğiniz ,ardısıra gelen aşağılama politikası ile sabrınızın sınanadığı bölümde sinirlenmek yerine sohbeti eğlenceli bir havaya dönüştürebilme asla sinirlenmeme aralarda veremediğiniz soruları mülakatı yapan şahısların ağızlarından çıkan bilgileri kullanarak sonuçlar elde edebilme gibi uyanıklıklarla zah edebilme olayı.
muse muse
mülakkata jüri olan iki kişiden, birnin sorduğu sorunun cevabını, mülakata giren kişi verdikten ve soruyu soran tarafından cevabın doğruluğu teyit edildikten sonra, diğer jürinin "yaa hocam gerçekten öyle mi?" dediği bir tür handikaptır. zira, "yeterlilik"in denendiği bir durumda, bu yeterliliği değerlendirecek kişinin, sorulan sorunun cevabını bilmemesi yeterince absürttür.
zedt zedt
yalanla doğruyu harmanlayıp karşıdakini inandırma sanatı.
siz hiç para için iş değiştiren adam gördünüz mü?
ooo! ben cok gördüm nerdeyse iş değiştirenlerin %99'u.
eee peki mülakatta neden şirketimizde çalışmak istiyorsunuz sorusuna "para için cevabı duydunuz mu"
hayır, ben de duymadım.*
kariyerim için, çalışanına değer veren firma olduğu için, kurumsal firma olduğu için vs... yalandan cevaplar...
karahisari karahisari
mülakat, karşılıklı yapılan söyleşi, röportaj manasında olsa da genel olarak kariyercilerin diline pelesenk olmuş, işverenle röportaj da diyebileceğimiz kelime.
blondestorm blondestorm
mülakat , işe girmeden önce yapılan görüşmelere denir , iki tarafta oyunculuk dersleri vermek durumdadır , araya sıkıştırılan ingilizce kelimeler , ters köşe sorular , case study ler olmazsa olmazdır , hatta bu case ler teamlere verilip takımda sivrilen elemanlar işe alınıyor artık yani zeki , çevik ,iyi bir oyuncu olmak ve
karşınızdakinin bir insan mühendisi olduğunu bilerek davranmak gerekir.
v v
ben ilk iş mülakatıma daha dün katıldım, komikti.

... talihsizlikler serüveni banka binasından içeri girmemle başladı. pardon, maslak minibüsüne binip kafayı minibüsün demirine vurduğumu unuttum. işte, talihisizliğim orda başladı. banka binasının içine girdikten sonra mülakat bekleme salonunda grup mülakatımızın diğer üyeleriyle karşılıklı oturduk. karşıdan baksanız, kimin deneyimli, kimin deneyimsiz olduğunu çok rahat anlarsınız. içimizden birinin çıkıp bu benim 17. mülakatım, artık çok rahatım mülakatlarda demesiyle ben iyice gerilmiş durumdaydım. neden bilmiyorum, mülakat öncesi erkeklerden zerre kadar ses çıkmazdan kızlar sürekli birbirlerine nerden mezunsun nerde staj yaptın gibi ( sanki birbirinizi mülakat yapın demişler bunlara) geren sorular sordu. ben zaten mülakata girmeden, aralarındaki en küçük yaşta, en deneyimsiz olduğumu anlamış oldum. o an kendi cinsimden nefret etmek istedim, çünkü onlar konuştukça geriliyordum. neyse, mülakat odasına çıktık. bir olay verdiler, çözün grup olarak dediler, çözdük. talihsizlik serüvenim bu noktadan sonra ivme kazanarak hızlanmaya başladı. tüm gruptakiler kendilerini tek tek tanıtıyorlar:

1. eleman: merhaba ben x
odtünün şeref listesinden mezun oldum.

2. eleman: meraba ben y.
odtünün şeref listesinden mezun oldum. şu bölümle yan dal yaptım. 6 tane kamu kurumunda, 4 tane özel şirkette staj yaptım.

3. eleman: merhaba ben z.
ankara bilgisayar mezunuyum. üniversiteyi birincilikle bitirdim.

4. eleman: merhaba ben bilmem ne. ( isimlerini hatırlayamıyorum, kendimden geçmişim şaşkınlıktan)
bilkentten dereceyle mezun oldum.

vs vs.

9 kişiyidik. ya, herkes mi onur öğrencisi, herkes mi şeref listesinde. bu ne ya? ben dışında herkes onur öğrencisi, şeref öğrencisi, tübitak burslu, bilmem ne burslu. allahım çıldırmak üzereydim. 2 saat süren görüşme sonucunda, ben olsam beni işe almam dedirttiler bana. benim bunlarla yazılı sınavda aynı puanı almış olmam bile mucize.

daha bitmedi;

mülakat çıkışında bir de asansör kapısına sıkıştım. beni değil işe, o binadan içeri almasalar yeridir.
heidi heidi
yarım saatte, bildik sorularla kişi çözümleme işlemi. gelin adaylarını hamama götürmek bile daha işlevsel olmalı. ama yapan kişi bir büyücüyse o zaman bir bakışı yeter, var öyleleri, korkun.
1 /