mülkiyet

1 /
subuo subuo
ayni haklardan en geniş yetki tanıyan haktır.malik malını kullanabilir, malının semerelerinden yararlanabilir ya da onu istediği gibi tüketebilir.
tembel tembel
bizim lanetimiz. her yere, her şeye bulaşan kirli hırsımız. mülkiyet yozlaşmadır. sahip olmak yozlaştırmaktır. her değeri erozyona uğratması yalnızca zaman meselesi olan pis bir muhasebe yöntemidir mülkiyet.

cennetten koparılmış bir parçaya arsa diye, parsel diye hakaret etmenin diğer adıdır mülkiyet. üzerindeki asırlık çınar ağacını, denizden esen tuzlu rüzgarı, adına tapu denen bir kağıt parçasıyla değiş tokuş etmenin kibarca söylenişi.

yanında uyuyan kadını düşün. köşe başlarında tesadüfen karşılaşmak için türlü maymunluk yaptığın, gözlerine ayrı, kaşlarına ayrı şiir yazdığın kadın o; hatırlıyor musun? gün geldi o’na da “sahip” oldun. şimdi o yanında herşeyden habersiz uyurken, işyerindeki kızıl saçlı sekreteri, otobüs durağında karşılaştığın sarışını düşlüyorsun. o’nu ise bir mal gibi deftere kaydettin; envantere yazdın. sahip oldun ve unuttun.

çünkü unutmak mülkün temelidir.
hexagram hexagram
goethe'nin "sahip olmak"la "olmak" arasındaki farkı anlatan kısa şiiri mülkiyeti güzel tanımlıyor.

"biliyorum ki ben, ruhumdan akıp gelmek isteyen düşünceler dışında, hiçbir şeye sahip değilim.
biliyorum ki ben, tatlı bir sevgiyi, küçük bir sevinci tattığım anlar dışında, hiçbir şeye sahip değilim."
karambakaravita karambakaravita
"mülkiyet hırsızlıktır."
(bkz: pierre joseph proudhon)

hergün birbirimizden daha çok çalmaya devam etmemizdir. sahip olduklarımız ise aslında başkalarından çaldıklarımızdır.

bedelleri herneyse ödenir, bize ait kılınır . kimbilir aitliğinden sıkılına kadar.

sahip olduklarımız bizimdir. olamadıklarımız ya da istediklerimiz ise zaten hak ettiklerimiz, hak gördüklerimizdir. gözümüzü döndürenlerdir.gözü dönmüş aç ruhlarımız ise doyumsuzluğun tangosuyla raks ederler hep. ritimler bozulur, notalar yer değiştirir sürekli.



biz ihtiyacımızdan fazlasına sahip oldukça, diğerlerinin ihtiyaçlarına el koymuş oluruz. ama doğamızda var ya sahip olduklarımız yetmez hiç. kazandıkça hep daha fazlasını ister dururuz.

elde ettiklerimizin tadına alışırız bi süre sonra ve sürekli bizde olmayanlara sahipliğin getirdiği hazzı merak ederiz.

sonu gelmeyen bu hırsımızdan ötürü ise hırsızlığa devam eder dururuz.
ipimlekusagim ipimlekusagim
insan mefhumu üzerindeki silsileli tehdit.

gerçi marx'ın bu sabah bana söylediği de aynı metanın ne denli büzük bir manifestoyla ödünleştiğini ispatlar nitelikte: “kapital iktidarı yaşadıkça; değil yalnız emek, değil yalnız sevgi ve insan, herşey ama herşey alınıp satılacaktır.”
santiago santiago
efenim, düşünüyorum da*, mülkiyet aslında yaşadığım anların toplamıdır.belkide düşünme yetisi olmasaydı, mülkiyet kavramı da olmazdı. ömer hayyam şöyle der; " ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok." güzel de der hani. katılmamak elde değil. sevgili hayyam derse bi bildiği vardır elbet; biz sorgulayalım bakalım şu mülkiyet kavramını. eger ben yoksam mülkiyet nem-e gerek, bu mülkiyet dedikleri madde mi mâna mı? maddî ise eğer, gayrimenkul-hissesenedi-araba-yat-kat v.b. diye adlandırılan mânada önemsiz densede maddiyatta önemli gözüken değerler bizim maneviyatımızı mı oluşturuyor? her manevi değer maddi bağımlılık mı gerektirir? -sor sor bitmiyor valla- gothe düşünmüş taşınmış bir kaç kelâm etmiş bu mülkiyet üzerine, şöyle demiş ki;

biliorum ki ben,
ruhumdan akıp gelmek isteyen düşünceler dışında,
hiçbirşeye sahip değilim.
biliyorum ki ben,
tatlı bir sevgiyi, küçük bir sevinci tattığım anlar dışında
hiçbirşeye sahip değilim.

gotheye saygısızlık etmek olmaz. o da doğru demiş, biz mülkiyet kavramının mâna boyutunu inceleyelim o zaman. zaman dedim de aklıma geldi; zaman kavramı değişimi esas alır. şimdi insanlar atalarından bir şeyler öğreniyorlar, biz buna kültür diyelim, geliştiriyorlar\değiştiriyorlar aktarıyorlar geleceğe. adeta zamanı parselliyorlar kendi adlarına. biz bugün alafıranga tuvaletlere şıçıyorsak eger, biri düşünmüş ve bizlere aktarmış. bizde düşüncesine şıçıyoruz çok afedersiniz.

toparlayacak olursak; biz insanlar nefes alarak soluduğumuz havayı mülk ediniyoruz herşeyden önce, zaman bizim en büyük mülkiyetimiz ki biz zamanın gemisinde yolculuk ediyoruz. bir gün geliyor ve o gemi bizi bir limanda indiriyor apansızın, hiç istemsiz.
ebemgari ebemgari
edinme arzularımız ah...
sahip olma ve hükmetme saplantılarımız.
bizim kılma kaygılarımız.
varlığımızın ispatı haline dönüşen, ele geçirme paronoyalarımız.
sahiplendikçe coşan egolarımız.
edindikçe katmerleşen "benim" lerimiz.
tüm bunların özeti...
böbelere bolon böbelere bolon
sol: mülkiyet olmazsa hırs olmaz, herkes bacı kardeş olur -> refah durumu.
sağ: mülkiyet lazımdır. mülkiyeti olan onun değerini bilir ve karşıdakine sulanmaz -> refah durumu.
1 /