mülteci sorunu

josephine k josephine k
solun mülteci probleminin büyümesinde, dogru düzgün anlasilamamasinda ve gelecege dair tutarli ve gercekci politikalar gelistirilememesindeki büyükce payina dair sorularimi siralamaya devam edecegim. (daha önce de belirttim, bize biraz beyin jimnastigi gerekiyor. siyasal islamci sag iktidardaydi ok ama sol bu sirada neyle mesguldu? bu soruyu sormak zorundayiz, cünkü saglikli ve gercekci bir muhalefetle mesgul degildi bunu biliyoruz. vizyonsuz, beceriksiz, geri kafali türk & kürt solu, kendini hala 68 hareketinin uzami sanadursun, artik onlarin tikadigi yollari acmak ve bu tartismalari yapmak yorundayiz.)

sözüm ona arap bahari protestolarini demokrasi, özgürlük talebi vs filan gibi yorumlamisti bu dangalak safdiller ancak bugün görüyoruz ki sadece yanilmadilar ayrica yamuldular. tipki türkiyede siyaseti kültürel kodlari degisimi vs okuyamadiklari gibi dünyayi da okuyamiyorlar. cünkü vizyonsuzlar, cünkü kutsal kitaplarinin cizdigi ideal dünyanin disinda siyaset üretemiyorlar. ya da dandik sovyetik abuk sabuk "köylü devrimi" hayalleri filan kuruyorlar. cumhuriyet kuruldugundan beri bu arkadaslar ortaya aslinda orijinal hicbir sey koyamadilar. 100 yillik teraneler dinliyoruz bunlardan.

her neyse. biliyoruz ki suriyeden türkiyeye yasanan göcün büyük bölümü esad karsiti muhalifler, buraya kadar herkes hemfikir. peki kim bu esad karsiti muhalifler ve ne istiyorlar? mesela isid, esad karsiti muhalif bir örgüt, peki suriye halkina daha cok demokrasi, daha cok özgürlük, anayasal düzen, parlementer sistem filan mi talep ediyor? peki diger esad karsiti muhalifler ne istiyorlar, esadsiz suriye hayalleri neye benziyor, biliyor muyuz? bunlari hic sorguladik mi? hayir, cünkü bu gerzek solcular bize bunlari konusmayi sormayi yasakladi. aklindaki en ufak soru isaretini dile getireni "aaa sanki türkiyede yok mu", "aaa sanki türkiye muhafazakar/dindar vs degil mi", "aaaa sanki türkler kadin taciz etmiyo mu (sahilde denizden cikan turist bir kadini akbaba gibi cevreleyip isi fiziksel taciz noktasina vardirdiklarinda bunu söyleyen isim isim onlarca kisi sayarim)" gibi aslinda etraflica düsününce baya aptalca argümanlarla susturdular.

bu gerzek tiplere göre (ne yazik ki bunlardan yurt disindaki türkler arasinda da asiri bol var) "bu insanlarin cogu kirsaldan geliyor, cok dindar, cok muhafazakarlar ve muhtemelen dini pratiklerimiz ya da dini yorumlama seklimiz arasinda derin farkliliklar var" dediginiz anda irkcisiniz cünkü mesela türkiyenin karadeniziyle akdenizi ayniymis gibi bütün türkiye bütün arap ve hatta islam cografyasi "ayni" olmak, ayni cekmeceye konmak zorunda. mesela o dönem kamplarda stk`larda calisanlar siklikla suriye ve iraktan gelen mültecilerin dogum kontrol yöntemlerini bilmediklerini anlatiyordu, sonradan bu bilgi kadinlarin esleri tarafindan kullanmalarina karsi cikildigi bilgisiyle yer degistirdi, bugün geldigimiz noktada dogum kontrolünü ögrenen mültecilerin bir kismi afford edemedigi icin önemli bir kismi da dini saiklerle reddettikleri icin dogum kontrolü yapmiyorlar.

insanlarin üremeye devam etmesi, tamamen omurilikten gayet dogal ve hayvani bir sürec. insan dogar, büyür, ürer ve ölür. peki medeni toplumlarda bu nüfus kontrolü neden önem tasir? yasadigimiz dünyada insan mikro ve makro düzeyde bir yasam standardi yarisi icindedir. kaynaklarin cok kisitli oldugu bir yerde populasyon artisi neyle sonuclanir? süregen sekilde dusen bir yasam kalitesiyle. burdan ay mülteciler yüzünden ekonomik kriz cikti, gibi makro sacmaliklara baglamicam tabii ki. daha mikro düzeyde ele alicam olayi. sayisi sürekli artan bir suriyeli aileyi ve türkiyede onlara saglanan sartlari düsünün, resmi statüleri, sigortali ve/veya beyaz yakali islere erisim imkanlari vs yok, zaten cok büyük bölümü kirsaldan geliyor ve büyük bölümünün okuma yazmasi bile yok. bu 5 - 6 kisilik bir ailenin yardimla, devlet destegiyle, ab fonuyla, gündelik islerle zart zurt hayatta kalmasi mümkün. ancak bir yasam standardi tutturabilmesi "imkansiz". bu kalabalik gruplar kentlerin sosyolojisini degistirdi ve degistiriyor. ancak mesela biliyoruz ki dünyanin tamaminda yapilan arastirmalar gösteriyor ki egitim, sinifsal bir olgu, daha yüksek gelirli ailelerden gelen insanlar daha iyi egitim olanaklarina sahip oluyor. egitim süreclerinde daha basarili oluyor. daha uzun süre egitimde kalabiliyor ve bunun karsiligi olarak daha cok kazaniyor. türkiye, bu günü kurtarmaci gerizekalilikla, bu sayisi her gecen gün artan, dibin dibinde yasamak disinda cok fazla alternatifi olmayan alt sinifi ve alt orta sinifi bir hayli genisleten kalabalik mülteci gruplariyla nasil bir gelecek hayal ediyor kendine? (daha önce de söylemistim, hepsini geri gönderelim demek hem feasible degil hem insani degil hem gercekci degil.)

peki egitim olanaklarindan esit derecede faydalanamayan, istenmedigini bilen, sürekli itilip kakilmis, hayati boyunca hicbir hayale tutunmasina izin verilmemis bu kalabalik gruplarin, özellikle erkeklerin, toplum sagligi acisindan nasil tehlikeler barindirdigini hesap eden var mi? biz dünyanin bircok yerinde yapilmis calismalardan hazirlanmis raporlardan ve dünyanin fasizm tarihinden vs biliyoruz ki radikal egilimler genelde toplumlarin en alt sosyo ekonomik ve sosyo kültürel basamaklarinda yeserir, en radikal en hor görülmüs en dislanmis en ait olamamis gruplar en baskici rejimlerin, en kanli terör eylemlerinin vs en yilmaz savunucusu en sadik askerleri haline gelebilirler. bunun tarihteki en iyi örnekleri nazilerin kahverengi gömleklileridir aslinda.

bu sartlar altinda bu insanlarin saglik, sigorta, emeklilik, emekli ayligi vs gibi ekonomik süreclere dahil olmadiklarini / olamadiklarini biliyoruz. bunlarin bize orta ve uzun vadede nasil problemler olarak geri dönecegine dair etraflica düsünen, cözüm önerisi olan var mi?

bunca yeni nüfusu ülkeye doldurup kahramancilik oynamak sonra onlari sopa olarak kullanip iktidarini saglamlastirmak akp ve erdogan icin kullanisliydi her anlamda. ama diger yandan ülkenin farkli sosyal gruplarindan hic kimse bunca insani ülkeye doldurmanin bir sorumlulukla geldigini, özellikle dangalak sol bunca insani egitmenin ve onlara bir gelecek vaadetmenin zaruretini ve maliyetini konusmadi. solun mesela bu konuyu o dönemde cicek cocuklar gibi üc bes sloganla, dünya barisi, sinirlar olmasin, ulus devletler tü kaka filan diye baya 10 yasinda cocuk kapasitesiyle yorumladigini düsünüyorum. hatta bugün bile hala meselenin derinlikli ve katmanli yapisini algilayabildiklerini sanmiyorum.
bu başlıktaki 15 giriyi daha gör