mülteci sorunu

anabacı vokke anabacı vokke
arkadaş şu işin sorumlusu da solcular oldu ya, ne diyim size. hani bazı akıllı mantıklı giriler üzerine ciddiye alınabilecek bir eleştiri belki vardır diye okudum. ama olanı gören, olacağı göremeyen hele hele olayların arkasındaki gerçekleri hiç göremeyen bir giriler toplamı olmuş. yani ablacım gezmediğin avrupa kenti kalmamaış eyvallah ama daha kendi devletini tanımıyorsun. ha kendi devletini tanısan benim gibi kafayı yersin zaten...

madde madde gidelim...

* yaklaşan islamo-faşist diktatörlüğü öngöremedikleri maalesef doğru. yani toplamda baktığımızda net bir duruştan sözetmek zor. bir tkp tayfasının baştan net bir şekilde akp'ye karşı çıktığı söylenebilir. ama onların karşı çıkışı da "restorasyon süreci" dedikleri başka bir avanaklıkla malüldu. onlara göre 28 şubat'ta ordu kılıcını atmıştı, türkiye'nin geleceğinde siyasal islam'a yer yoktu. buna da "sol'a alan açılacağı" türünden türkiye demokraissinin geleceğine dair başka iyimser beklentiler eşlik ediyordu. ordunun kılıcını akp eline alınca şaşkınlık geçirdiler, o feryat figan akp karşıtlıklarında bunun da payı vardır. şok oldular çünkü... ama gene de atıyorum bir yaşathak aslan gibi insanları da es geçmemek lazım. adam ta 2004'te yazmıştı birgün'de "akp yukarıdan aşağıya faşizmi kurumsallaştıran neo faşist bir parti" diye. neticede cılız bir sesti ama o gün için türkiye'de bunu söyleyen başka kimse yoktu. hele hele sağ siyasette hiç bulamazsınız böyle bir analiz. cumhuriyet mtiinglerinde tayyip'e küfretmekten tutalım "biz kaç kişiyiz"'e kadar tonla gereksiz şey söylenmiştir ama akp'ye faşist denmemiştir. faşist mhp'yle birlikte hükümet devirmeye kalkarsan hükümete faşist demek bir garip olurdu zaten... hal böyleyken akp noktasında gene en doğru şeyler sol'dan söylenmiştir. akp'ye direniş noktasında da gene solculara pek bir şey diyebilecek kimse yoktur türkiye'de... çünkü işin yükünü onlar çekiyor bugün. özellikle kürt solu...

* ablacım baştan söyleyeyim, benim bir çözüm önerim yok. bu saatten sonra çözülemez bu sorun... almanya bile türkiye'den işçi alımı sırasında bir göçmen poltiikalarının olmadığını, artık bu insanlar yerleşip kendi mahallelerini kurduklarında bile onları göçmen değil misafir işçi saydıklarını ve dolayısıyla bu işte başarısız olduklarını itiraf ediyor. ama almanya'nın olmayan politikası bile bizimki kadar başıbozuk değildi. 5 yıl sonra evlerine dönerler diye bakılan süreçte bile bu adamlar çok ciddi bir sağlık muayenesiyle ve karantinadan sonra alınıyorlardı. sonra da hepsinin kalacağı yerden tut çalışacağı yere kadar her şey belliydi, kaydı vardı. birinci kuşak türk işçilerden hiç kimse sigortasız çalışmamıştır mesela... bugün suriyelilierin ssk kaydı bile yok. gene o almanya, göçmenliğin değil ama misafir işçi alımının asgari gereklerini yerine getirmesine rağmen "biz başarısız olduk" diyor. çünkü bu adamların artık ülkelerine yerleşeceğini öngöremediler, biraz da kabul etmek istemediler. dolayısıyla iki toplum çok ayrıştıktan sonra başladı entegrasyon politikaları... eh orada da yama tutmadı tabi.

şimdi türkiye'deki suriyeli meselesi bunun beş beteri. bırakalım göç gibi çok ciddi bir mefhumu, vize verdiğin turiste gösterilen özen bile gösterilmedi bu insanlara. karantinasını, kaydını falan geçtim uzun süre kimlik bile verilmedi... solcular o zamanlar bırakın ensarı muhaciri bu insanlar göçmen işçi, yarın da türkiye'de kalacaklar şimdiden entegrasyon politikalarını hayata geçirmemiz lazım diye bas bas bağırıyorlardı. iktidar da muhalefet de bunu ciddiye almadı. şimdi sorun dağları aşıp, gözle görülür hale gelince yeni yeni konuşmaya başladılar. bu meseleyi nasıl çözücez diye... şu an elde mancınıklı videolar çeken bir adam ve "suriyelileri gönderelim de sanayiciler bizi mi siksin" diyen bir bakan var. ikisi de su katılmamış faşist... ikisi de sallıyor.

birincisi türkiye zaten bu adamları rojava'da işgal ettiği yerlere "mancınıkla" gönderiyor. çünkü bu devlet ta osmanlı'dan beri nüfus mühendisliğini çok iyi bilir ki devletinizi tanımadığınız nokta tam da burası. bu devlet gelen suriyelilerin resmi kaydını tutmamıştır belki ama emin olun gelen nüfusun etnik yapısını çok iyi bilir. ona göre yerleştirir. resmi kaydı yoksa nasıl oluyor demeyin, bu devlet bir gizli karanameler devleti... bu yüzden naziler bizzat kendi resmi belgeleriyle soykırım suçundan hüküm giydiler. ama ittihatçıları hiçbir devlet belgesiyle suçlayamadılar. çünkü resmi emri yazdıkları telgraftan sonra bir de şifreli telgraf gönderip, "önceki söylediklerimizi tamamen unut asıl emir bu" diye gerçek talimatı veriyorlardı. yani devlet resmi olmasa da gayrıresmi bunun çetelesini tutmuştur. tutamadığı kısmını başka verilerle tahmin eder ki şu an tc için önemli olan tek veri gelen nüfusun etnik ve dini yapısı... yaşam koşulları, ne yiyip ne içecekleri, hastanelere nasıl gidecekleri emin olun hiç umurlarında değil. şu an devletin suriyelilerden bütün beklentisi suriye ve ırak kürdistan'ında demografik yapıyı araplaştırmaları, bunu hatta türkiye'deki bazı kürt şehirlerinde yapabilmeleri ve iç politikada dengelere göre bazen laiklere, bazen farklı nüfus gruplarına karşı bir denge unsuru olmaları. hatta ve hatta ileride kıbrıs'taki muhalefet ersin tatar'ı bile tasfiye edecek kadar büyürse kıbrıs'a yerleştirilmeleri bile gündeme gelebilir. yani osmanlı'nın "iti ite kırdırmak" dediği, bütün etnik grupları sağa sola sürüp birbirlerine karşı denge unsuru olarak tutma politikasının basit bir devamı yani... bunu öyle ilk kez akp de yapmıyor. kıbrıs'taki yapıyı türkleştirmek için anadolu'dan yörükler alınıp yerleştirildi kıbns'a. yapanlar da bilumum eski türkiye'nin laik hükümetleriydi.

ama tüm bunlar sorunu çözüyor mu? hayır, daha da ağırlaştırıyor. zaten dikkat edin, osmanlı'nın hükmettiği bütün coğrafyalar bugün etnik boğazlaşmalardan kırılıyor. en büyük örneği de balkanlardır. bunun temel sebebi de osmanlı'nın bütün etnik grupları vatanlarından kopartıp, sağa sola dağıtması. sonra da birbirleirne kırdırmasıdır. yani hiç göçmen paylaşımı anlaşmasına gerek yok. bu göçmenler gayet komşu ülkelere de dağıtılabilir ve kısmen dağıtılıyor da... ama bu da yeni yeni sorunlara gebe işte.

* evet, türkiye ırak'ta savaşa girmedi ama ıraklı mülteci var. bu doğru... ama gelgelelim suriyeliler gibi milyonlarca mı işte? o noktada sorun bal gibi de senin ülkenin işgalci, savaşçı politikaları. bu işin bir de avrupa'ya şantaj boyutu da var tabi...

* kürt solcusu olarak beyin jimnastiği yapmama gerek yok. çünkü senin bana dışarıdan anlatmaya kalktığın realiteyi ben içeriden yaşıyorum. bu devleti de senden çok daha iyi tanıyorum. senin için gezi'ye kadar polis ehliyet-ruhsat'tan ibaret bir şeydi. bizim için hiçbir zaman öyle olmadı. o yüzden iyi tanıyoruz... işte polonya sınırında donan kürt mültecilerden bahsetmişsin ya, o mülteciler belarus'a nereden geldi hiç düşündün mü? türkiye'den... hepsinin kürt olması tabi ki tesadüf değildi. bu insanların güya kaydı yok, avrupa sorunca kaç kişiler bilmiyoruz falan deniyor. ama ne hikmetse sınır kapıları açılınca avrupa'ya gidenlerin hepsi kürt... nasıl oluyor bu? çünkü devletiniz aslında her şeyin farkında. zaten rahatsız olduğu hızla büyüyen bir kendi kürt nüfusu var. bunu bir de suriyeli kürtlerle takviye etmek istemiyor. ne yapıyor? avrupa'ya "salarım mültecileri ha" kozunu oynayacağı zaman sınıra hemen kürtleri ve nusayrileri gönderiyor. bu kadar basit...

bu arada bu kürtlerin kaçtığı şey pyd/ypg değil. oraya demokrasinin gelişinin rötar yapması da değil. orada yaşayan bir insanın iki seçeneği var, ya yerel savunma komitelerine katılıp savaşmak. yada savaştan kaçmak... efrin hariç durum böyleydi rojava'da. efrin'e de sağolsun türkiye girdiği için durum şimdi orada da aynı. kürtler de suriye'nin nispeten gelişmiş bir bölgesinde yaşıyor. türkiye'deki kürt nüfusu ne kadar "zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmayanlardan" oluşuyorsa suriye'deki kürt nüfusu kaybedecek az da olsa bir şeyleri olanlardan oluşuyor. dolayısıyla bu sosyoloji savaşın dışında kalmayı daha çok tercih edebiliyor, göçü daha rahat göze alabiliyor. ırak'taki durum ise daha farklı... birincisi orada otonomi ilan edenler zaten pkk yada pyd değil. onların ideolojisiyle de yönetilmiyor oradaki özerk devlet... ayrıca oradaki göç de basitçe "kadın sünnetinden kaçıyorlar" hikayesi değil. iki sebebi var, birincisi ışid'ın ardından da türkiye'nin bölgeye girmesi ve bir savaş ortamı yaratması.. ikincisi de yerel yönetimin yolsuzluklarından sonra oluşan ekonomik kriz ve kaos ortamı. bu kaosu türkiye'nin de harmanladığını söylemek lazım. dolayısıyla oradan gelen göç hareketi aslında oldukça yeni. ve durumlar hep böyle değildi, işler tıkırındayken hollanda'yı bırakıp oraya yerleşen insanlar tanıdım. bu arada kadın sünnetiyle ilgili olan hikayeyi bilmiyorum. ilk kez şimdi duyuorum. peşin peşin yok diyemem çünkü orası tam bir tarikat cenneti. dünyada ne kadar tarikat varsa hepsinin bir şubesini ırak kürdistan'ında görmek mümkün. onlardan birinin işi olabilir. ama gelgelelim şunu rahatlıkla söyleyebilirim, kürtlerin kadın sünneti diye bir adeti yok.

* eh işte o ortadoğulu müslüman erkek stereotipine türkler de giriyor. sonra berlin metrosunda taciz ediyor. o noktada "sanki türkler taciz etmiyor mu" argümanı aptalca olmuyor işte... bu naiflikte solcu var mı bilmiyorum, cihangir tayfadan emin olamıyorum. ama ben kendi adıma hiçbir göçmen hiçbir kadını taciz etmez demiyorum zaten. sadece bu argümanı ciddiye alamıyorum diyorum. memleket tacizci kaynarken suriyelileri gönderince tacizden kurtulacağımızı düşünmek ya da bu yüzden suriyelileri göndermek ciddiye alınabilir bir fikir değil diyorum.

* "doyç türk"ler başlıbaşına bir analiz birimi... lakin entegrasyona gösterdikleri dirençle ilgili bazı şeyleri yerli yerine oturtmak zorunlu. araplar entegrasyona direnç gösterir mesela. nereye giderlerse gitsinler aismile olmazlar. ama türkler için bunu söylemek pek mümkün değil. tc kurulana kadar olan bütün tarihe bakın, türkler göç ettikleri her yerde yerel halkın içinde erimiştir. eğer bizans taht kavgalarıyla askeri gücünü ve otoritesini kaybetmeseydi anadolu'da da böyle olacaktı muhtemelen. osmanlı'nın son yüzyılında kapadokya'da, anadolu'nun göbeğinde türkçe konuşan devasa bir ortodoks hristiyan nüfus vardı mesela... öyle olunca türkler arap-islam dünyasının içinde de rahatlıkla eriyebiliyorlar, batı dünyasının içinde de... şimdiki "biz gavur olmayacaz", "biz onlara saygı duymuyoruz" tavrı cumhuriyetle, ulus-devletin kuruluşuyla beraber ortaya çıkmış bir şey. çünkü osmanlı aydını milli bilincin zayıflığından devletin eriyip bittiğini farketti. aradaki açığı telafi etmek için korkunç bir milliyetçilik pompaladı topluma... ama hala bile çok güçlü bir türk kültür milliyetçiliğinden söz edilebilir mi, türklerin kültürlerini korudukları söylenebilir mi? hiç zannetmiyorum. almanya'da kendi yemeklerini aslında uygun yapmayan tek yabancı lokantalar türk lokantalarıdır. düşün "hayır baklava bizim" diye yunanlılarla kavga ediyorsun, yunanın yaptığı baklava gene türk baklavasına daha çok benziyor. yada griech joghurt diye sattıkları şey bildiğin bizim süzme yoğurt işte. ama türk marketinde satılan yoğurttan daha bir süzme yoğurta benziyor. türkler aslında asimilasyona dirençli bir millet değil yani, bu kadar şeyi bundan anlattım. şu anki entegrasyon sorununun bir tarafı almanların entegrasyon politikasına çok geç başlamaları, bunu bir cebimize koyalım. bir de buna türkiye'nin özellikle belli bir tarihten sonra avrupa'yı imamlarla doldurmasını da ekleyin. bu süreç özellikle 1980'den sonra hızlandı. elbette bir gizli kararnameler devleti olduğumuz için bu politika değişiminin sebebi açıkça söylenmedi. avrupa'daki vatandaşlarımızın kültürel ihtiyaçları falan dendi. ama öğretmen ihtiyacı hiç yok muydu mesela bu insanların? avrupa'ya gönderilen öğretmen sayısına bir bakın, sonra da imamlara... farkı anlarsınız. bence bunun iki sebebi vardı, birincisi hemen hemen aynı dönemde almanların "misafir diye aldık ama bunlar baya baya kalıcı" demeye başlaması... türkleri entegre etmeye dönük projelere başlaması. bence o kadar büyük bir nüfusun alman hegemonyasına girmesini istemediler. ve onları en kolay kemikleştirecekleri enstrümanı, dini kullandılar. ikinci sebep gene aynı dönemin türk politik mülteci akınının olduğu dönem olması... bu yeni gelenleri oradaki türk nüfusu içindeki örgütlenmesinin de önüne geçmek istendi bana göre. bunun için de din iyi bir araçtı. yani ben türk diyanetini ve tarikatlarını almanya'dan çıkartırsanız bu entegrasyon sorununun da kısa sürede çözüleceğini düşünüyorum. ama hem türkiye orada bir diasporasının omasını istiyor, hem almanya da islam'ı bir enstrüman olarak kullanmak istiyor. dolayısıyla kimse bu adamlara yallah afganistan'a demiyor... ha benim sorunum metroda mini etek giymek diyorsan da onun kısa vadede çözümü yok işte. türkiye'nin siktiriboktan türk-islamcı fantezileri, almanya'nın emperyal politikaları sürdüğü müddetçe uzun vadede de yok.

ek: şu anki türkiye'deki suriyeli doğum patlamasının doğum kontrolüyle ilgisi yok. bu scientific fact'tir ve ilk kez ikinci dünya savaşında "burada sosyolojinin açıklayamadığı bir şey var demek ki mesele biyolojik" denip, açıklanmıştır. dünyanın her yerinde savaş coğrafyalarında doğum patlaması yaşanır. askerlere şişme bebek de dağıtsanız bu böyledir, sivil halk fakirleşse de, aileler dağılsa da böyledir. çünkü insanın temel dürtüsü hayatta kalmak ve üremek. hayatı tehlikeye girdiği zaman dürtüsel olarak üremek istiyor. genlerini gelecek nesillere aktarmak istiyor, birinin başına bir şey gelse sağ kalan birileri istiyor. bu suriyeliler gibi feodal ve zaten geniş aileler kuran bir toplumda yaşanınca doğum patlaması normal yani.
bu başlıktaki 15 giriyi daha gör