mülteci sorunu

milli kafir milli kafir
türkiyede gün geçtikçe kendini gösteren, bir çok kesim tarafından görmezden gelinen bir sorundur.
mültecilerin kim olduğuna dikkat edilmeden, bir eleme yapılmadan alınması,
sınırlarda olan mülteci kamplarının kamp giriş-çıkış denetiminin önemsenmemesi,
kamplarda güvenlik koşullarının yeterince sağlanmaması,
mülteci statüsünde olan birçok bireyin tüm şehirlere plansız olarak yerleşebilmesi,
kaçak iş gücü olarak göz yumulmasından dolayı işsizlik ve haksız rekabete sebep olması,
suriyeli mültecilerin sağlık ihtiyaçlarının mecliste ya da başka bir siyasi kolda tartışılmadan özel sağlık kartı çıkartılıp ücretsiz sağlık imkanı sağlanması,
ana sebepler olarak sayılabilir. mülteci kamplarının ve şehirde yaşamaya hak kazanmış mültecilerin planlı olarak yerleştirilmesine örnek olarak almanya'yı gösterebilirim.
cüneyt özdemir'in berlin'de yapmış olduğu habere gözatmanızı öneririm.

o c o c
teee 2015'te soyle yazmisim (bkz: suriyeli mülteciler/@o c), hala ayni dusunuyorum. multecileri suclamak kadar sacma bir sey yok. dusman icimizde, onlari defetmeden multeci sorunu dedigimiz seyi asla cozemeyecegiz.

turkiye'de bir multeci sorunu yoktur. bakin su videoyu izlerseniz anlarsiniz: [1], ne oluyor burada? turkiye'den yunanistan'a gecen multecileri paketleyip merkeze goturuyorlar. orada duyulan haberlere gore de dovup geri sinirdisi bize postaliyorlar. muhabir nereye goturuyorsunuz dediginde kar maskeli polisler "ben emir kuluyum"a getiriyor. daha yetkili abilere soruldugunda, "benim onceligim ulkemin sinirlarini korumak" diyor. oldu, bitti.

insani durussa, savastan kacmaysa, hepsi ayni bunlarda da. ama kimse cikip gonderemezsiniz, su bu demiyor. ikiyuzlu avrupa'dan da ciliz bir iki ses disinda (iste bbc'nin yaptigi bu kiytirik haber gibi) hicbir ses cikmiyor.

bizim ulkedeyse, tayyip efendi iktidarini korusun diye, uc bes kurus daha sadaka alabilelim diye bu adamlari doldurduk. hala bosuna tartisiyoruz, onlar da burali oldu, ne yapsinlar gitsinler mi falan filan diye. bunlar hikaye arkadaslar. gordugunuz gibi yunan kulagindan tuttugu gibi atiyor geri, kimse de bir sey demiyor. diyemez de. biri cikip laf ederse de, kendini adam gibi ifade edersin, tamam kardesim, hepimiz paylasalim var misin diye. yok seni gurultuyle, yaptirimlarla ezerlerse, sen de kendi icine cekilirsin. ulan 10-15 (bundan 10 yil sonra 25 olur o rahatlikla) adami beslemek zaten basli basina bir ambargo, yaptirim. korkacak ne kalmis?

kendimizi bosuna yoruyoruz. yok hain gazeteciler bunu savunmus, solcular soyle demis sagcilar sunu yapmis falan. bu insanlar buraya biz cok humanist oldugumuz icin degil, gucunu kaybetmis bir diktator, caresizlikle batiya yaranabilsin diye geldi. bunun fikirsel duzlemdeki her tartismasi sonunda biz bu adamlara yasal yollarla yaptirim uygulamadiktan sonra hicbir anlam ifade etmiyor. ulkenin demografik yapisini asindirmak icin can havliyle cirpinan, vatanina dusman bir iktidar oldugu surece bu sorun surecek.

bu arada tabi ki artan siddet ve ic karisikligi gormezden gelemeyiz. maalesef bu da yine vatan haini iktidar defolup gitmeden cozebilecegimiz bir sorun degil. ama cozum yolu asla siddet degildir.

birincisi, diplomasiyle bu insanlari, ait olduklari yere gondermeye calismaktir. emin olun hic kimse memleketinden keyfi olarak uzak kalmiyor. herkesin turkiye den siktir olup gitmek icin ugrastigi bu zamanlarda bile, ah keske diye dusunuyor gurbettekiler, keske bir mucize olsa da ulke duzelse biz de donsek. neyse, yani bizim onlari istemedigimiz gibi, onlarin da keyfi yerinde falan degil. bahsedilen yardimlar ve kayirmacilik olsa dahi, ozellikle turkiye'de dogmamis multeciler ulkesine donmek ister.

ikincisi, is illa guc kullanmaya gelirse, bu fiziksel bir siddet degil, ekonomik ve sosyal bir baski olacaktir. yuksek vergiler, is ve egitim alaninda asilmasi gereken birtakim engeller, seyahat ve hareket kisitlamasi dunyanin bircok yerinde multeci sifatiyla yasayan insanlarin yuzlestigi sorunlardir. su anda bulundugum ulkede, buraya 15 yil once gelmis ama vatandasligini alamadigi icin ulkeden cikamayan tanidiklarim var. okul okuyorsan eyalet/vatandasi olmadigi icin odedigi ucretler 3-4 katina cikiyor. ise basvururken alinma kosullari, "bu adami aldik cunku bu isi yapacak baska kimse bulamadik" kadar agir. ve devlet de bu durumu tesvik (ters tesvik daha dogrusu) etmek icin, bu insanlari calistirirsan ek vergiler ve masraflar cikariyor.

[1]
2
gulhane parkindaki ceviz agaci gulhane parkindaki ceviz agaci
"dışişleri bakanı çavuşoğlu'ndan ab'ye: "biraz para vereyim türkiye mültecileri tutsun" anlayışı işlemez"

"herhangi bir ülkenin tahliye edeceği afganların ülkemizde belli bir süre de olsa kalması mümkün değil"

t24.com.tr

"hayatlarının en büyük hatalarını yaparlar"

özellikle afganistan üzerinden oluşacak mülteci krizi nedeniyle bu uyarıları yapıyoruz. geçmişte nasıl suriye'de mesela 'herkes elini taşın altına koysun' önerisinde bulunmuştuk. ama buna yanaşmayanlar, o insanlar ölümle karşı karşıya kalınca göç dalgasının ortaya çıktığını gördü. afganistan'daki kaos devam ederse göç dalgası büyüyecektir, gelişmiş ülkelerin sınır ülkeleri sorumluluk alır diyorsa hayatlarının en büyük hatalarını yaparlar."

www.internethaber.com

necip erdoğan rejimini sıkıştırmaya başladı anlaşılan. ab'den bir yere kadar tehdit ve şantajla bir şeyler elde edebilirler. fazla naz aşık usandırdığında ise devreye "daha aşırılıkçı" güvenlik politikaları girer. oralarda bir yerlerde aslan gibi yunan erkekkkleri var sonuçta. kendilerine verilen pahalı oyuncakları kullanacakları zamanı bekliyorlar.
josephine k josephine k
yillar yillar sonra oturup buraya yazma ihtiyaci hissettim, cünkü nevsin mengü`nün dünkü yayininda gördüklerimden sonra icimde yükselen kizginligi bastiramadim. türkiye`de sol da sag da toplumun genel dinamiklerinden azade degil ve iki taraf da "cemaat-perest". bu ne demek? iki tarafin da bir kanaat önderi var ve kalan tüm destekciler sorgusuz sualsiz onun ezberini cogaltiyorlar, düsünmek sorgulamak, hele hele cemaatinizin duymaktan hoslanmayacagi seyler söylemek ve sormak yasak. sol buna officially yasak demez, ama herkes bilir ki yasaktir. dislanirsin, ocak disi kalirsin. bu ocak espirisini bu kadar sevmelerinin bilinc disi okumasi iclerinde yatan derin korku bana sorarsaniz.

neyse gelelim solun ve sagin bilerek ve bilmeyerek kilitledigi ve 4 yas cocuk dikotomilerine hapsettigi mülteci sorununda sorulmasi, konusulmasi adeta yasaklanmis konu basliklarina. kimse sevmeyecek bu yaziyi cunku göcmen asigi ve göcmen karsiti herkese esit mesafede uzagim, kendim de yurtdisinda yasayan göcmen bir kadinim ve herkesle kavgali, herkese kizgin ve herkese sinirliyim. bu toplumun dev bir vasathaneye dönüsmesinin tek bir sorumlusu yok, herkesin bu iste payi var ve en cok cemaatim beni dislamasin, diye sesi cikmayan, göze batmamak icin kiyida kösede nefes bile almadan oturan, sadece biyik altindan sizlananlarin.

ilgili görüntüleri sapanca`da vahabist, selefist kuveytli dini cult liderinin cami ziyareti filan seklinde aratirsaniz bulursunuz.

ben sorularimi birakiyorum. bugüne kadar bu konularin dogru düzgün konusulmamis olmasini türkiyede solun basiretsizligine ve kendini alice in wonderland sanmasina, hayati ve pratigi tatli teorilerin icine sigdirmaya calismak konusundaki akil almaz cocuksuluguna ve aslinda güncel hicbir soruna sloganlar disinda hicbir mantikli, uygulanabilir, gercekci, 360 derece cözüm önerisi olmamasina bagliyorum. tirnak icinde yazdiklarimin altini ciziyorum, cünkü türkiye solunda bu hasletler yok. sagdan bu yasima kadar büyük oranda akil mantik tartisma kültürü/adabi evrensel etik vs gibi yüksek degerler beklememis biri olarak 30umdan sonra türkiyede solun basiretsizligi, vasatligi, salakligi ve yetersizligi karsisinda yasadigim aydinlanma nedeniyle -haliyle- en cok onlara kiziyorum.

• yaklasan islami fundemantalist muhafazakarlasma dalgasina karsi ne düsünüyorlar, ne planliyorlar ve bunun gelisini neden göremediler? (gördük filan demesin kimse, göremediler ve bu kaygilari dile getirmeye calisan herkesi irkcilikla suclamakla, ucuz sosyal medya kavgalarinda like toplamakla mesgulduler.)

• yine cogunlukla sol cenahin sik sik dile getirdigi göçmen yükünü avrupayla paylaşmak, imzalanan geri kabul anlasmasini askıya almak ne kadar gerçekçi ve uygulanabilir? buna bir süre ben de inandim ama inkar etseler de su bir gercek ki biz su anda akp`nin kendi sizofrenik neo-osmanlici hayallerinin dogrusuna ne kadar göçmeni türkiyeye aldigini bilmiyoruz, veriler güncel değil, gerçek değil, manipüle edildi ya da bir asamadan sonra tamamen verileri tutmayi gereksiz görmeye basladilar, ok. yarin avrupa`yla tekrar masaya oturduk diyelim, bizde 8 mio göçmen var, hadi bakalim paylasalim bunlari desek "ee haci bize 3.5 - 4 mio dediniz, biz de ona göre pozisyon aldik, bize mi sordunuz dünyanin her yerinden bu kadar insani sorgusuz sualsiz ülkeye toplarken, biz 3.5 mio suriyeliden 1 mio daha aliriz gerisi de bizi ilgilendirmez" deseler, ne yapmayi planlıyoruz? avrupada ortalama insanin kafa yapisini az buçuk bilen, bu yaniti ya da buna cok yakin bir yaniti/soruyu alacagini da bilir. tekrar çocuk gibi avrupaya küsüp onlari ikiyüzlülükle suçlamak disinda, eli yüzü düzgün bir plani, cözüm önerisi olan var mi mesela?

bastan söyleyeyim, insanlari toplayıp geri göndermek gibi hem etik hem de feasible olmayan zirvalarla gelmeyin. gerçekçi olmak gerekiyor. biz toplum olarak kendimizi kandirmayi severiz bilirim, nitekim kazin ayagi öyle değil.

sadece siyasiler de değil, bütün pro-göcmen stk`lar, bilhassa vasat akademi (göcenleri dünyanin geri kalaninda kimsenin ciddiye almadigi s*kim sokum arastirmalarina malzeme yapmak disinda ne cözüm önerileri var, duymak isterim), sol cevreler vs.. herkes oturup en mantikli, makul, gerçekçi, uygulanabilir plan programlarini döksünler görelim lütfen.
ben bu toplumu biraz taniyorsam, su anda en göcmen sevdalisindan en sagcisina sapanca`da gördükleri gece kabuslarina girmeyecek tek grup terörist islamci cetelerdir ama sol da sag da standart ezberinden asla sasmiyor, cemaatleri tarafindan dislanmaktan asiri korktuklari icin asla derinlikli etraflica konusulacak bir tartisma atmosferi olusmuyor.

• yine sol cenahtan siklikla dile getirdigi bombos bir slogana gelelim. "göçmen istemiyorsan baskasinin ülkesinde savaş cikarma/savasa girme" söylemi. ok, etik olarak tamamen bu söylemin yanindayim ancak gerçekçi olalim türkiye suriyenin savasina girmeseydi bugün türkiyede milyonlarca göçmen ve beraberinde yükselen selefilik tehdidi vs olmayacak miydi? mesela türkiye demokrasisinin altin günlerinden biri bana sorarsaniz irak savas tezkeresini meclisten geçirmediğimiz sihhiye meydaninin kizilayin tika basa dolu olduğu o özel gündür. evet, meramimi anladiniz, türkiye irak`a girmedi ve türkiyeye hic irakli mülteci gelmedi mi?

• hadi biraz kürt soluna da beyin jimnastiği olsun. kuzey irak`ta kürtler otonomi ilan ettiler ama sahlanmis bir demokrasi ve insan haklari atmosferi göremiyoruz. kuzey irak`ta neden kadin sünneti gibi vahşetler gündeme gelmeye basladi otonomi ilanindan cok kisa bir süre sonra? (hic bos yere yalanlamayin google`layip bulun, bunlar gözümüzü kapatinca kaybolacak sandigimiz gerceklerimiz, yeter artik.) neden mesela gecen kis kuzey irakli kürtler polonya sinir kapilarinda donarak öldüler? hani kadin erkek, eşit eşit, isil isil bir demokrasi insa ediyordu kürt hareketi, noldu? ucagi rötar mi yapmis bu demokrasinin bir türlü gelemedi buralara cünkü? ya da hicbir zaman dandik sovyetik hayallerden ötesine yetmedi mi hafsalaniz? (buralarda pr`larini böyle yapiyor bu arkadaslar ama biz hdp`ye oy veren "cihangirli türkler" olarak kazin ayaginin öyle olmadigini gayet iyi biliyoruz. artik yasak konulari konusalim, sistim cünkü.)

• ortadogulu müslüman erkek gercegiyle hayatimizin herhangi bir evresinde yüzlesmeyi planliyor muyuz, mesela bir takim abstact sosyal medya kavgalarinin disina cikarip bu konuyu ve hayati önemini tartisabilecek miyiz günün birinde?

• bana sorarsaniz bu dini kültler birer terör yuvasi derdim. mesela devletin göcmenlere yönelik hicbir entegrasyon politikasi izlemedigi bir toplumda -ki avrupa izliyor ama pek basarili oldugu soylenemez, cünkü kültür kolay degismez ve bu insanlar din gelenek görenek ahlak anlayisi vs köyünde bildigi hayati sirtinda türkiyeye getirdi- bu insanlarin tipki köyden kente göcen türkler ve kürtler gibi dini kültlerin eline düsecegini kimse hesap etmedi mi? akp bunu istiyor biliyoruz ama mesela sol o sirada otlaniyor muydu neden ucuz sloganlar disinda hicbir anlamli cümle kuramadi bu konu üzerine? sol neden kendini israrla alice`in harikalar diyarinda saniyor, hayatin gerceklerine karsi bu kadar ilgisiz? neden sacma sapan ütopyalarinin bir coping mechanism oldugunu göremiyor?

• hadi biraz türk-almanlari, yurt disinda yasayan müslüman göcmenleri, gercek islam bu degilcileri de gicik edeyim. malum onlarin da cogu "solcu". kimisi hepinizin malumu türkiyede akp`li erdoganci filan ama burda solcu. bir kismi da baya bu ütopya-sever cemaatin solcusu. malum avrupa`nin ukrayna`ya tutumundan sonra ozellikle müslüman göcmenlerde bir dislanmislik hissi yayildi, dile de getiriyorlar.

peki avrupa neden ortadogulu bilhassa kirsaldan gelen müslüman göcmeni istemiyor, bu konuda kendimize yeterince dürüst müyüz?

mesela daha dün dogu almanya`da bir sehirden berline gectim ve hayat kalitem özellikle türk arap müslüman nüfusun yogun yasadigi mahalleme girer girmez ciddi oranda düstü cünkü daha metroda tacizler basladi. disari cikinca da iyice yogunlasti. kendimi etek boyum, bi fiziki tacize ugrarsam neyle vurayim nasil karsi koyayim diye hesaplar yaparken buldum. (dogu almanyada halk daha zenofobik ve islamafobik egilimler tasiyor, özellikle müslüman göcmen sayisi oldukca az, olanlar da diken üstünde. su da bir gercek seküler bir kadin olarak tipinizden nereli oldugunuzu cikaramadiklari sürece kendinizi tehdit altinda hissetmenize neden olacak hicbir sey de yasanmiyor bir yandan da.)

bu konuda alman türkler basta olmak üzere hristiyan cografyada yasayan (kültürel) müslümanlarin asla kendine karsi dürüst oldugunu düsünmüyorum. sorbonlusunda bile tatli bir politik dogruculuk var ve bir takim problemlere isaret ederken bu konunun hep etrafindan dolaniyorlar. almanya özelinde konusursak türklerin ve araplarin uyumsuzlugunun en cok ayyuka ciktigi yerler berlin ve kuzey-ren vestfalya aka göcmenlerin gettolarda yasadigi alman toplumuna uyum saglamaktan en cok imtina ettigi ve onlara saygi da duymadigi yerler. dürüst olalim. (ben ruslar, ukraynalilar, iste alt-orta sinif hintler, balkanlardan gelenler cok uyumlu diye söylemiyorum ama sayica görece az olduklari icin dikkat cekmiyorlar, onlarin özellikle sivri tiplerini de türk ve/veya müslüman sanmaniz gayet dogal. zaman zaman bana da oluyor, ama konustuklari dilden cikarabiliyorum en nihayetinde. ama bu almanlar ya da burdaki diger göcmenler icin mümkün degil, bu tipleri birbirinden ayiramiyorlar ve hepsine türk deyip geciyorlar.)

ancak su da bir gercek buradaki alman türkler özellikle erkeklerin ve özellikle belli bir yas araliginin üstündeki ve altindaki erkeklerin ne kadar sorunlu olduklari gercegiyle asla yüzlesmek istemiyorlar. bu insanlar birinin babasi, abisi, amcasi, dayisi ve belki dedesi filan. ya a ergen oglu, ergen yegeni, torunu filan. burasi cokomelli. kimse benim ailemde bu olmaz demesin, ailesine uygun bir dille evrensel insan haklari, kadin haklari gibi kavramlari usul usul ögretmenin bir yolunu bulsun.

kadin düsmani, tacizci ve özellikle kendi komünitesinden olmadigini düsündügü kadinlara karsi inanilmaz ölcüde tehditkar ve bunu bilincli olarak yapan kalabalik bir erkek grubu var burda (cünkü ecnebi kadin aka "herkesle yatan ama onlara vermeyen orospu" ve onlardan kendilerini alacakli hissediyorlar). onlarin yarattigi imaj burda bütün müslüman ülkelerden gelen göcmenlere bir leke sürüyor ama insanlar "o grupla" mücadele etmek yerine sürekli almanlarla mücadele ediyor, onlarin fikrini degistirmeye calisiyor.

beni de siklikla non-turkish / non-muslim sandiklari icin tavir ve davranislarinin beden dillerinin -kültürü de gayet iyi bildigim icin tabii ki- ne anlama geldigini gayet iyi okuyor, analiz ediyorum. mesela bu lesi nasil kaldiracagiz fikri olan var mi? yoksa almanlar zaten irkci, yeni gelenler kendini top model saniyor, bizi begenmiyor filan diye herkesi etiketlemek ve zirildayip durmak kolay. buraya da bu kültür iyice yerlesmis.

buradaki ortadogulu erkek modeli üc asagi bes yukari söyle.. fark edilmemeye, siradan, anonim bir insan olmaya (standart büyüksehir gerekliligidir bunlar) katlanamiyor, cogu zaman kadinlardan olumlu ya da olumsuz bir reaksiyon alana kadar gözünü dikip tehditkar bir sekilde uzun uzun bakmaktan, yolunu kesmeye ve laf atmaya türlü cesit oldukca rahatsiz edici ve tacizkar eylemlerde bulunuyorlar. -tabii ki hepsi böyle degil ama dürüst olalim en pro-göcmen almanin bile aklina kazinmis türk ve/veya müslüman (erkek) profili bu. o yüzden digerleri toplumun icinde anonimlesmis -olmasi gerektigi gibi- olmasina ragmen bu, ne yazik ki cok kücük de sayilmayacak grup asiri derecede göze batiyor.

bir de kendilerini highlight etmek icin amerikali siyahilerin stilini kopyalamis bir grup var. yine sormaya deger. aslinda alman toplumu sanildigi kadar homojen bir toplum degil, aralarinda italyan, fransiz, kuzep avrupa, ingiliz vs asilli bir sürü göcmen kökenli insan var, onlar icin almanlasmak cok dogal ve siradanken neden sadece araplar, türkler, kürtler filan almanlasmaya asiri derecede direncli? üstelik bu durum sadece almanyada bir sorun degil, türkiyede suriyede iranda irakta vs de ciddi bir sorun?

nitekim simdilik sorularim bu kadar, aklima geldikce eklemeler yapmaya devam edecegim.

ps: pandemide sokaga cikma yasaklarinda istanbul`da erkek arkadasimla dolasirken genel olarak bizi rus bir cift sanan istanbul esnafinin tavir ve davranislari da özellikle bana karsi asiri derecede mide bulandiriciydi, bunu da belirtmeden gecemeyecegim. bu bir sorun, bunlari nasil cözecegiz? bu sorunlari aciklikla dile getirmedikce ve cözmedikce bu sorunlar bizi yemeye devam edecek. cok eminim bunlari egip bükmeden incinip darilip küsmeden konusmadikca bu sefaletin icinden cikamayacagiz. bu toplumun duygulariyla degil akliyla hareket etmeyi artik ögrenmesi gerekiyor. herkesin tabularini minciklamaya baslamasi da gerekiyor. yeterse yeter artik.
josephine k josephine k
solun mülteci probleminin büyümesinde, dogru düzgün anlasilamamasinda ve gelecege dair tutarli ve gercekci politikalar gelistirilememesindeki büyükce payina dair sorularimi siralamaya devam edecegim. (daha önce de belirttim, bize biraz beyin jimnastigi gerekiyor. siyasal islamci sag iktidardaydi ok ama sol bu sirada neyle mesguldu? bu soruyu sormak zorundayiz, cünkü saglikli ve gercekci bir muhalefetle mesgul degildi bunu biliyoruz. vizyonsuz, beceriksiz, geri kafali türk & kürt solu, kendini hala 68 hareketinin uzami sanadursun, artik onlarin tikadigi yollari acmak ve bu tartismalari yapmak yorundayiz.)

sözüm ona arap bahari protestolarini demokrasi, özgürlük talebi vs filan gibi yorumlamisti bu dangalak safdiller ancak bugün görüyoruz ki sadece yanilmadilar ayrica yamuldular. tipki türkiyede siyaseti kültürel kodlari degisimi vs okuyamadiklari gibi dünyayi da okuyamiyorlar. cünkü vizyonsuzlar, cünkü kutsal kitaplarinin cizdigi ideal dünyanin disinda siyaset üretemiyorlar. ya da dandik sovyetik abuk sabuk "köylü devrimi" hayalleri filan kuruyorlar. cumhuriyet kuruldugundan beri bu arkadaslar ortaya aslinda orijinal hicbir sey koyamadilar. 100 yillik teraneler dinliyoruz bunlardan.

her neyse. biliyoruz ki suriyeden türkiyeye yasanan göcün büyük bölümü esad karsiti muhalifler, buraya kadar herkes hemfikir. peki kim bu esad karsiti muhalifler ve ne istiyorlar? mesela isid, esad karsiti muhalif bir örgüt, peki suriye halkina daha cok demokrasi, daha cok özgürlük, anayasal düzen, parlementer sistem filan mi talep ediyor? peki diger esad karsiti muhalifler ne istiyorlar, esadsiz suriye hayalleri neye benziyor, biliyor muyuz? bunlari hic sorguladik mi? hayir, cünkü bu gerzek solcular bize bunlari konusmayi sormayi yasakladi. aklindaki en ufak soru isaretini dile getireni "aaa sanki türkiyede yok mu", "aaa sanki türkiye muhafazakar/dindar vs degil mi", "aaaa sanki türkler kadin taciz etmiyo mu (sahilde denizden cikan turist bir kadini akbaba gibi cevreleyip isi fiziksel taciz noktasina vardirdiklarinda bunu söyleyen isim isim onlarca kisi sayarim)" gibi aslinda etraflica düsününce baya aptalca argümanlarla susturdular.

bu gerzek tiplere göre (ne yazik ki bunlardan yurt disindaki türkler arasinda da asiri bol var) "bu insanlarin cogu kirsaldan geliyor, cok dindar, cok muhafazakarlar ve muhtemelen dini pratiklerimiz ya da dini yorumlama seklimiz arasinda derin farkliliklar var" dediginiz anda irkcisiniz cünkü mesela türkiyenin karadeniziyle akdenizi ayniymis gibi bütün türkiye bütün arap ve hatta islam cografyasi "ayni" olmak, ayni cekmeceye konmak zorunda. mesela o dönem kamplarda stk`larda calisanlar siklikla suriye ve iraktan gelen mültecilerin dogum kontrol yöntemlerini bilmediklerini anlatiyordu, sonradan bu bilgi kadinlarin esleri tarafindan kullanmalarina karsi cikildigi bilgisiyle yer degistirdi, bugün geldigimiz noktada dogum kontrolünü ögrenen mültecilerin bir kismi afford edemedigi icin önemli bir kismi da dini saiklerle reddettikleri icin dogum kontrolü yapmiyorlar.

insanlarin üremeye devam etmesi, tamamen omurilikten gayet dogal ve hayvani bir sürec. insan dogar, büyür, ürer ve ölür. peki medeni toplumlarda bu nüfus kontrolü neden önem tasir? yasadigimiz dünyada insan mikro ve makro düzeyde bir yasam standardi yarisi icindedir. kaynaklarin cok kisitli oldugu bir yerde populasyon artisi neyle sonuclanir? süregen sekilde dusen bir yasam kalitesiyle. burdan ay mülteciler yüzünden ekonomik kriz cikti, gibi makro sacmaliklara baglamicam tabii ki. daha mikro düzeyde ele alicam olayi. sayisi sürekli artan bir suriyeli aileyi ve türkiyede onlara saglanan sartlari düsünün, resmi statüleri, sigortali ve/veya beyaz yakali islere erisim imkanlari vs yok, zaten cok büyük bölümü kirsaldan geliyor ve büyük bölümünün okuma yazmasi bile yok. bu 5 - 6 kisilik bir ailenin yardimla, devlet destegiyle, ab fonuyla, gündelik islerle zart zurt hayatta kalmasi mümkün. ancak bir yasam standardi tutturabilmesi "imkansiz". bu kalabalik gruplar kentlerin sosyolojisini degistirdi ve degistiriyor. ancak mesela biliyoruz ki dünyanin tamaminda yapilan arastirmalar gösteriyor ki egitim, sinifsal bir olgu, daha yüksek gelirli ailelerden gelen insanlar daha iyi egitim olanaklarina sahip oluyor. egitim süreclerinde daha basarili oluyor. daha uzun süre egitimde kalabiliyor ve bunun karsiligi olarak daha cok kazaniyor. türkiye, bu günü kurtarmaci gerizekalilikla, bu sayisi her gecen gün artan, dibin dibinde yasamak disinda cok fazla alternatifi olmayan alt sinifi ve alt orta sinifi bir hayli genisleten kalabalik mülteci gruplariyla nasil bir gelecek hayal ediyor kendine? (daha önce de söylemistim, hepsini geri gönderelim demek hem feasible degil hem insani degil hem gercekci degil.)

peki egitim olanaklarindan esit derecede faydalanamayan, istenmedigini bilen, sürekli itilip kakilmis, hayati boyunca hicbir hayale tutunmasina izin verilmemis bu kalabalik gruplarin, özellikle erkeklerin, toplum sagligi acisindan nasil tehlikeler barindirdigini hesap eden var mi? biz dünyanin bircok yerinde yapilmis calismalardan hazirlanmis raporlardan ve dünyanin fasizm tarihinden vs biliyoruz ki radikal egilimler genelde toplumlarin en alt sosyo ekonomik ve sosyo kültürel basamaklarinda yeserir, en radikal en hor görülmüs en dislanmis en ait olamamis gruplar en baskici rejimlerin, en kanli terör eylemlerinin vs en yilmaz savunucusu en sadik askerleri haline gelebilirler. bunun tarihteki en iyi örnekleri nazilerin kahverengi gömleklileridir aslinda.

bu sartlar altinda bu insanlarin saglik, sigorta, emeklilik, emekli ayligi vs gibi ekonomik süreclere dahil olmadiklarini / olamadiklarini biliyoruz. bunlarin bize orta ve uzun vadede nasil problemler olarak geri dönecegine dair etraflica düsünen, cözüm önerisi olan var mi?

bunca yeni nüfusu ülkeye doldurup kahramancilik oynamak sonra onlari sopa olarak kullanip iktidarini saglamlastirmak akp ve erdogan icin kullanisliydi her anlamda. ama diger yandan ülkenin farkli sosyal gruplarindan hic kimse bunca insani ülkeye doldurmanin bir sorumlulukla geldigini, özellikle dangalak sol bunca insani egitmenin ve onlara bir gelecek vaadetmenin zaruretini ve maliyetini konusmadi. solun mesela bu konuyu o dönemde cicek cocuklar gibi üc bes sloganla, dünya barisi, sinirlar olmasin, ulus devletler tü kaka filan diye baya 10 yasinda cocuk kapasitesiyle yorumladigini düsünüyorum. hatta bugün bile hala meselenin derinlikli ve katmanli yapisini algilayabildiklerini sanmiyorum.
josephine k josephine k
bugün yine bizim düsük profilli ezberci solcularin ezberlerini kurcalamak istiyorum. hatirlayanlar cikar eminim, kanada 25 bin mülteci almayi planladi, onlari da havaalanlarinda ciceklerle karsiladilar, hepsini is güc sahibi edip siraya kattilar ve bunu da basari hikayesi olarak anlatiyorlar. kanadanin bunu bir basari hikayesi olarak anlatmasindan bizim toplumumuz topluca cok rahatsiz. kimisi en egitimlileri aldilar diye kimisi biz milyonlarca insana bakiyoruz 25 bin kisi alip reklam yapiyorlar diye mutsuz. peki bir soru daha. türklerin özellikle gerizekali kafasi fena halde karisik solcularin sivil, medeni, kendi hayatini da ülkesinin gelecegini de planlayan/planlayabilen bati kültürüne yaklasimi neden böyle hayranlikla karisik bir hasetle dolu?

hadi kücük bir egzersiz: dürüst bi sekilde herkes ilkokulda sinifin caliskan cocuguna karsi hissettiklerini düsünsün. ayni hayranlikla karisik haset.

simdi is yerindeki özellikle isini iyi yapmaya calisan ama statüskoya da pek kulak asmayan, yalakalik yapmayan, biraz da dikbasli (herkes is yerinde yalakalari sevmedigini söyler ama aslinda olan tersidir) is arkadasini düsünsün. benzer bir his di mi?

lisede komsunun o "mükemmel" gibi görünen oglunu kizini düsünün.. duygu dünyamiz ayni sularda yüzüyor.

peki arkadaslar dürüstce yüzleselim simdi. bu insanlari niye sevmedik/sevemiyoruz biz?
bizi hic canimiz istememesine ragmen yayildigimiz koltuktan kaldirip bir seyler yapmaya mecbur ettikleri, citayi yükseltip bizim minimum cabamizi hepten görünmez ve anlamsiz kildiklari icin olabilir mi?

yazili kaynagini bulabilirsem linklerim sonrasinda ama bizim tirnak icinde bu fazlasiyla problemli duygudurumumuz bana abd`de yapilan bir arastirmayi hatirlatiyor. siyahi ve beyaz cocuklarin birlikte egitim aldigi okullardan birinde (yanlis hatirlamiyorsam arastirma oldukca eski ve abd`de siyahlarla beyazlarin segrege hayatlari oldugu dönemlerden kalma) siyahi ögrencilerin basarili beyaz ögrencilere karsi tavrinin olumlu oldugu ve basarili beyaz cocuklarin siyahi ögrenciler arasinda da populer oldugunu ancak basarili siyahi cocuklarin "hirsli, kibirli, kendini begenmis vs" diye diger siyahi cocuklar tarafindan yaftalandiklarini ve kendi komüniteleri tarafindan dislandiklarini ve sevilmediklerini ortaya koyuyordu.

basa dönüp soruyorum. batinin ikiyüzlülügü vs safsatasini birakalim. bi iki yüzlü ariyorsak kendimize ve bizi yönetenlere bakmamiz gerekiyor. türkiye ve bati dünyasi arasindaki gelismeler genelde söyle sonuclaniyor. türkiye köylü kurnazligini, evrensel zeka göstergesi zannediyor. bunu ben beyyyle beyyyle yaparim bunlar da saftirik nasilsa yutar, diye batinin kapisina alacakli gibi her dayandigimizda oyunu kaybedip kuyrugumuzu kistirip geri dönüyoruz.

bati ikiyüzlü filan degil. burada da sik sik dikkatimi cekiyor, insanlar bizden farkli olarak bir adim atmadan önce 360 derece hesap yapip bütün olasiliklari hesap etmeye calisip genelde a, b, c, d planlariyla ve en kötü ihtimale göre hazirlik yapiyorlar. bizim "ya bi giriselim bakalim bi sekil hallolur" kafamizin buralarda bir karsiligi yok. daha birkac hafta önce iklim krizi geliyor, diye almanyadan kalkip isvece tasinan gördü bu gözler. burada bu kis yakit sikintisi olursa elektrikle calisan isitici gerekir ama onu da kisa birakirsak talep nedeniyle fiyatlari cok artar, birkac hafta daha bekleyelim bu gaz mevzunda bir gelisme olmazsa elektrikli isitici alalim, diye plan yapan bir erkek arkadasim var benim. burada hükümetler, bu yakit sikintisi ve bagli olarak gelisen enflasyon sürerse ukraynali mültecilere karsi insanlarin tavrinin degisecegini, o kucaklayici baris ortaminin kaybolacagini ve husumetler cikacagini, mülteci karsitliginin (sarisin da olsalar lol :) artacagini filan biliyor ve hesap ediyor. politika yaparken halkin olasi tepkilerini de göz önünde bulunduruyor ve onu dogru sekilde yönlendirmenin gerekliligini de es gecmiyorlar. bunu burada sol partiler de yapiyor sag da. kimse insanlarin ferasetine güvenerek, cefakar germen halkinin konforundan ödün vermesini vs beklemiyor. tabii bir de olup biten seffaf olarak degerlendiriliyor ve olasi sonuclari herkes acik yüreklilikle dile getiriyor. ya insanlarin moralini bozmayalim, simdi saklayalim da bi sekil sonra düsünürüz vs demiyor.

artik daha didaktik örneklerle giriyi daha fazla genisletmek istemiyorum. umarim mesajim alinmistir.
1
anabacı vokke anabacı vokke
arkadaş şu işin sorumlusu da solcular oldu ya, ne diyim size. hani bazı akıllı mantıklı giriler üzerine ciddiye alınabilecek bir eleştiri belki vardır diye okudum. ama olanı gören, olacağı göremeyen hele hele olayların arkasındaki gerçekleri hiç göremeyen bir giriler toplamı olmuş. yani ablacım gezmediğin avrupa kenti kalmamaış eyvallah ama daha kendi devletini tanımıyorsun. ha kendi devletini tanısan benim gibi kafayı yersin zaten...

madde madde gidelim...

* yaklaşan islamo-faşist diktatörlüğü öngöremedikleri maalesef doğru. yani toplamda baktığımızda net bir duruştan sözetmek zor. bir tkp tayfasının baştan net bir şekilde akp'ye karşı çıktığı söylenebilir. ama onların karşı çıkışı da "restorasyon süreci" dedikleri başka bir avanaklıkla malüldu. onlara göre 28 şubat'ta ordu kılıcını atmıştı, türkiye'nin geleceğinde siyasal islam'a yer yoktu. buna da "sol'a alan açılacağı" türünden türkiye demokraissinin geleceğine dair başka iyimser beklentiler eşlik ediyordu. ordunun kılıcını akp eline alınca şaşkınlık geçirdiler, o feryat figan akp karşıtlıklarında bunun da payı vardır. şok oldular çünkü... ama gene de atıyorum bir yaşathak aslan gibi insanları da es geçmemek lazım. adam ta 2004'te yazmıştı birgün'de "akp yukarıdan aşağıya faşizmi kurumsallaştıran neo faşist bir parti" diye. neticede cılız bir sesti ama o gün için türkiye'de bunu söyleyen başka kimse yoktu. hele hele sağ siyasette hiç bulamazsınız böyle bir analiz. cumhuriyet mtiinglerinde tayyip'e küfretmekten tutalım "biz kaç kişiyiz"'e kadar tonla gereksiz şey söylenmiştir ama akp'ye faşist denmemiştir. faşist mhp'yle birlikte hükümet devirmeye kalkarsan hükümete faşist demek bir garip olurdu zaten... hal böyleyken akp noktasında gene en doğru şeyler sol'dan söylenmiştir. akp'ye direniş noktasında da gene solculara pek bir şey diyebilecek kimse yoktur türkiye'de... çünkü işin yükünü onlar çekiyor bugün. özellikle kürt solu...

* ablacım baştan söyleyeyim, benim bir çözüm önerim yok. bu saatten sonra çözülemez bu sorun... almanya bile türkiye'den işçi alımı sırasında bir göçmen poltiikalarının olmadığını, artık bu insanlar yerleşip kendi mahallelerini kurduklarında bile onları göçmen değil misafir işçi saydıklarını ve dolayısıyla bu işte başarısız olduklarını itiraf ediyor. ama almanya'nın olmayan politikası bile bizimki kadar başıbozuk değildi. 5 yıl sonra evlerine dönerler diye bakılan süreçte bile bu adamlar çok ciddi bir sağlık muayenesiyle ve karantinadan sonra alınıyorlardı. sonra da hepsinin kalacağı yerden tut çalışacağı yere kadar her şey belliydi, kaydı vardı. birinci kuşak türk işçilerden hiç kimse sigortasız çalışmamıştır mesela... bugün suriyelilierin ssk kaydı bile yok. gene o almanya, göçmenliğin değil ama misafir işçi alımının asgari gereklerini yerine getirmesine rağmen "biz başarısız olduk" diyor. çünkü bu adamların artık ülkelerine yerleşeceğini öngöremediler, biraz da kabul etmek istemediler. dolayısıyla iki toplum çok ayrıştıktan sonra başladı entegrasyon politikaları... eh orada da yama tutmadı tabi.

şimdi türkiye'deki suriyeli meselesi bunun beş beteri. bırakalım göç gibi çok ciddi bir mefhumu, vize verdiğin turiste gösterilen özen bile gösterilmedi bu insanlara. karantinasını, kaydını falan geçtim uzun süre kimlik bile verilmedi... solcular o zamanlar bırakın ensarı muhaciri bu insanlar göçmen işçi, yarın da türkiye'de kalacaklar şimdiden entegrasyon politikalarını hayata geçirmemiz lazım diye bas bas bağırıyorlardı. iktidar da muhalefet de bunu ciddiye almadı. şimdi sorun dağları aşıp, gözle görülür hale gelince yeni yeni konuşmaya başladılar. bu meseleyi nasıl çözücez diye... şu an elde mancınıklı videolar çeken bir adam ve "suriyelileri gönderelim de sanayiciler bizi mi siksin" diyen bir bakan var. ikisi de su katılmamış faşist... ikisi de sallıyor.

birincisi türkiye zaten bu adamları rojava'da işgal ettiği yerlere "mancınıkla" gönderiyor. çünkü bu devlet ta osmanlı'dan beri nüfus mühendisliğini çok iyi bilir ki devletinizi tanımadığınız nokta tam da burası. bu devlet gelen suriyelilerin resmi kaydını tutmamıştır belki ama emin olun gelen nüfusun etnik yapısını çok iyi bilir. ona göre yerleştirir. resmi kaydı yoksa nasıl oluyor demeyin, bu devlet bir gizli karanameler devleti... bu yüzden naziler bizzat kendi resmi belgeleriyle soykırım suçundan hüküm giydiler. ama ittihatçıları hiçbir devlet belgesiyle suçlayamadılar. çünkü resmi emri yazdıkları telgraftan sonra bir de şifreli telgraf gönderip, "önceki söylediklerimizi tamamen unut asıl emir bu" diye gerçek talimatı veriyorlardı. yani devlet resmi olmasa da gayrıresmi bunun çetelesini tutmuştur. tutamadığı kısmını başka verilerle tahmin eder ki şu an tc için önemli olan tek veri gelen nüfusun etnik ve dini yapısı... yaşam koşulları, ne yiyip ne içecekleri, hastanelere nasıl gidecekleri emin olun hiç umurlarında değil. şu an devletin suriyelilerden bütün beklentisi suriye ve ırak kürdistan'ında demografik yapıyı araplaştırmaları, bunu hatta türkiye'deki bazı kürt şehirlerinde yapabilmeleri ve iç politikada dengelere göre bazen laiklere, bazen farklı nüfus gruplarına karşı bir denge unsuru olmaları. hatta ve hatta ileride kıbrıs'taki muhalefet ersin tatar'ı bile tasfiye edecek kadar büyürse kıbrıs'a yerleştirilmeleri bile gündeme gelebilir. yani osmanlı'nın "iti ite kırdırmak" dediği, bütün etnik grupları sağa sola sürüp birbirlerine karşı denge unsuru olarak tutma politikasının basit bir devamı yani... bunu öyle ilk kez akp de yapmıyor. kıbrıs'taki yapıyı türkleştirmek için anadolu'dan yörükler alınıp yerleştirildi kıbns'a. yapanlar da bilumum eski türkiye'nin laik hükümetleriydi.

ama tüm bunlar sorunu çözüyor mu? hayır, daha da ağırlaştırıyor. zaten dikkat edin, osmanlı'nın hükmettiği bütün coğrafyalar bugün etnik boğazlaşmalardan kırılıyor. en büyük örneği de balkanlardır. bunun temel sebebi de osmanlı'nın bütün etnik grupları vatanlarından kopartıp, sağa sola dağıtması. sonra da birbirleirne kırdırmasıdır. yani hiç göçmen paylaşımı anlaşmasına gerek yok. bu göçmenler gayet komşu ülkelere de dağıtılabilir ve kısmen dağıtılıyor da... ama bu da yeni yeni sorunlara gebe işte.

* evet, türkiye ırak'ta savaşa girmedi ama ıraklı mülteci var. bu doğru... ama gelgelelim suriyeliler gibi milyonlarca mı işte? o noktada sorun bal gibi de senin ülkenin işgalci, savaşçı politikaları. bu işin bir de avrupa'ya şantaj boyutu da var tabi...

* kürt solcusu olarak beyin jimnastiği yapmama gerek yok. çünkü senin bana dışarıdan anlatmaya kalktığın realiteyi ben içeriden yaşıyorum. bu devleti de senden çok daha iyi tanıyorum. senin için gezi'ye kadar polis ehliyet-ruhsat'tan ibaret bir şeydi. bizim için hiçbir zaman öyle olmadı. o yüzden iyi tanıyoruz... işte polonya sınırında donan kürt mültecilerden bahsetmişsin ya, o mülteciler belarus'a nereden geldi hiç düşündün mü? türkiye'den... hepsinin kürt olması tabi ki tesadüf değildi. bu insanların güya kaydı yok, avrupa sorunca kaç kişiler bilmiyoruz falan deniyor. ama ne hikmetse sınır kapıları açılınca avrupa'ya gidenlerin hepsi kürt... nasıl oluyor bu? çünkü devletiniz aslında her şeyin farkında. zaten rahatsız olduğu hızla büyüyen bir kendi kürt nüfusu var. bunu bir de suriyeli kürtlerle takviye etmek istemiyor. ne yapıyor? avrupa'ya "salarım mültecileri ha" kozunu oynayacağı zaman sınıra hemen kürtleri ve nusayrileri gönderiyor. bu kadar basit...

bu arada bu kürtlerin kaçtığı şey pyd/ypg değil. oraya demokrasinin gelişinin rötar yapması da değil. orada yaşayan bir insanın iki seçeneği var, ya yerel savunma komitelerine katılıp savaşmak. yada savaştan kaçmak... efrin hariç durum böyleydi rojava'da. efrin'e de sağolsun türkiye girdiği için durum şimdi orada da aynı. kürtler de suriye'nin nispeten gelişmiş bir bölgesinde yaşıyor. türkiye'deki kürt nüfusu ne kadar "zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmayanlardan" oluşuyorsa suriye'deki kürt nüfusu kaybedecek az da olsa bir şeyleri olanlardan oluşuyor. dolayısıyla bu sosyoloji savaşın dışında kalmayı daha çok tercih edebiliyor, göçü daha rahat göze alabiliyor. ırak'taki durum ise daha farklı... birincisi orada otonomi ilan edenler zaten pkk yada pyd değil. onların ideolojisiyle de yönetilmiyor oradaki özerk devlet... ayrıca oradaki göç de basitçe "kadın sünnetinden kaçıyorlar" hikayesi değil. iki sebebi var, birincisi ışid'ın ardından da türkiye'nin bölgeye girmesi ve bir savaş ortamı yaratması.. ikincisi de yerel yönetimin yolsuzluklarından sonra oluşan ekonomik kriz ve kaos ortamı. bu kaosu türkiye'nin de harmanladığını söylemek lazım. dolayısıyla oradan gelen göç hareketi aslında oldukça yeni. ve durumlar hep böyle değildi, işler tıkırındayken hollanda'yı bırakıp oraya yerleşen insanlar tanıdım. bu arada kadın sünnetiyle ilgili olan hikayeyi bilmiyorum. ilk kez şimdi duyuorum. peşin peşin yok diyemem çünkü orası tam bir tarikat cenneti. dünyada ne kadar tarikat varsa hepsinin bir şubesini ırak kürdistan'ında görmek mümkün. onlardan birinin işi olabilir. ama gelgelelim şunu rahatlıkla söyleyebilirim, kürtlerin kadın sünneti diye bir adeti yok.

* eh işte o ortadoğulu müslüman erkek stereotipine türkler de giriyor. sonra berlin metrosunda taciz ediyor. o noktada "sanki türkler taciz etmiyor mu" argümanı aptalca olmuyor işte... bu naiflikte solcu var mı bilmiyorum, cihangir tayfadan emin olamıyorum. ama ben kendi adıma hiçbir göçmen hiçbir kadını taciz etmez demiyorum zaten. sadece bu argümanı ciddiye alamıyorum diyorum. memleket tacizci kaynarken suriyelileri gönderince tacizden kurtulacağımızı düşünmek ya da bu yüzden suriyelileri göndermek ciddiye alınabilir bir fikir değil diyorum.

* "doyç türk"ler başlıbaşına bir analiz birimi... lakin entegrasyona gösterdikleri dirençle ilgili bazı şeyleri yerli yerine oturtmak zorunlu. araplar entegrasyona direnç gösterir mesela. nereye giderlerse gitsinler aismile olmazlar. ama türkler için bunu söylemek pek mümkün değil. tc kurulana kadar olan bütün tarihe bakın, türkler göç ettikleri her yerde yerel halkın içinde erimiştir. eğer bizans taht kavgalarıyla askeri gücünü ve otoritesini kaybetmeseydi anadolu'da da böyle olacaktı muhtemelen. osmanlı'nın son yüzyılında kapadokya'da, anadolu'nun göbeğinde türkçe konuşan devasa bir ortodoks hristiyan nüfus vardı mesela... öyle olunca türkler arap-islam dünyasının içinde de rahatlıkla eriyebiliyorlar, batı dünyasının içinde de... şimdiki "biz gavur olmayacaz", "biz onlara saygı duymuyoruz" tavrı cumhuriyetle, ulus-devletin kuruluşuyla beraber ortaya çıkmış bir şey. çünkü osmanlı aydını milli bilincin zayıflığından devletin eriyip bittiğini farketti. aradaki açığı telafi etmek için korkunç bir milliyetçilik pompaladı topluma... ama hala bile çok güçlü bir türk kültür milliyetçiliğinden söz edilebilir mi, türklerin kültürlerini korudukları söylenebilir mi? hiç zannetmiyorum. almanya'da kendi yemeklerini aslında uygun yapmayan tek yabancı lokantalar türk lokantalarıdır. düşün "hayır baklava bizim" diye yunanlılarla kavga ediyorsun, yunanın yaptığı baklava gene türk baklavasına daha çok benziyor. yada griech joghurt diye sattıkları şey bildiğin bizim süzme yoğurt işte. ama türk marketinde satılan yoğurttan daha bir süzme yoğurta benziyor. türkler aslında asimilasyona dirençli bir millet değil yani, bu kadar şeyi bundan anlattım. şu anki entegrasyon sorununun bir tarafı almanların entegrasyon politikasına çok geç başlamaları, bunu bir cebimize koyalım. bir de buna türkiye'nin özellikle belli bir tarihten sonra avrupa'yı imamlarla doldurmasını da ekleyin. bu süreç özellikle 1980'den sonra hızlandı. elbette bir gizli kararnameler devleti olduğumuz için bu politika değişiminin sebebi açıkça söylenmedi. avrupa'daki vatandaşlarımızın kültürel ihtiyaçları falan dendi. ama öğretmen ihtiyacı hiç yok muydu mesela bu insanların? avrupa'ya gönderilen öğretmen sayısına bir bakın, sonra da imamlara... farkı anlarsınız. bence bunun iki sebebi vardı, birincisi hemen hemen aynı dönemde almanların "misafir diye aldık ama bunlar baya baya kalıcı" demeye başlaması... türkleri entegre etmeye dönük projelere başlaması. bence o kadar büyük bir nüfusun alman hegemonyasına girmesini istemediler. ve onları en kolay kemikleştirecekleri enstrümanı, dini kullandılar. ikinci sebep gene aynı dönemin türk politik mülteci akınının olduğu dönem olması... bu yeni gelenleri oradaki türk nüfusu içindeki örgütlenmesinin de önüne geçmek istendi bana göre. bunun için de din iyi bir araçtı. yani ben türk diyanetini ve tarikatlarını almanya'dan çıkartırsanız bu entegrasyon sorununun da kısa sürede çözüleceğini düşünüyorum. ama hem türkiye orada bir diasporasının omasını istiyor, hem almanya da islam'ı bir enstrüman olarak kullanmak istiyor. dolayısıyla kimse bu adamlara yallah afganistan'a demiyor... ha benim sorunum metroda mini etek giymek diyorsan da onun kısa vadede çözümü yok işte. türkiye'nin siktiriboktan türk-islamcı fantezileri, almanya'nın emperyal politikaları sürdüğü müddetçe uzun vadede de yok.

ek: şu anki türkiye'deki suriyeli doğum patlamasının doğum kontrolüyle ilgisi yok. bu scientific fact'tir ve ilk kez ikinci dünya savaşında "burada sosyolojinin açıklayamadığı bir şey var demek ki mesele biyolojik" denip, açıklanmıştır. dünyanın her yerinde savaş coğrafyalarında doğum patlaması yaşanır. askerlere şişme bebek de dağıtsanız bu böyledir, sivil halk fakirleşse de, aileler dağılsa da böyledir. çünkü insanın temel dürtüsü hayatta kalmak ve üremek. hayatı tehlikeye girdiği zaman dürtüsel olarak üremek istiyor. genlerini gelecek nesillere aktarmak istiyor, birinin başına bir şey gelse sağ kalan birileri istiyor. bu suriyeliler gibi feodal ve zaten geniş aileler kuran bir toplumda yaşanınca doğum patlaması normal yani.
gulhane parkindaki ceviz agaci gulhane parkindaki ceviz agaci
"kamuoyuna sızan gizli ibareli ab raporu, avrupa sınır koruma ajansının yunanistan'ın ege'de sığınmacıları geri itme uygulamalarına göz yumduğunu ortaya koydu."

www.dw.com

"avrupa sınır ve sahil güvenliği ajansının (frontex) yunanistan'ın ege'de sığınmacılara yönelik yasa dışı geri itme uygulamalarını görmezden gelerek aktif yardım sağladığı suçlamaları ab'nin gizli raporunda teyit edildi.

ab komisyonu'na bağlı avrupa dolandırıcılıkla mücadele ofisi'nin (olaf) gizli ibareli raporu, frontex'in, yunan sahil güvenliğinin geri itme uygulamalarını bilinçli olarak görmezden geldiğini, hatta 2020 ağustos ayındaki bir vakada 30 sığınmacının türk karasularına doğru itilmesini filme alan frontex'e ait uçağın, müdahale etmek yerine "tanık" konumuna düşmemek için ege'de bulunduğu bölgeden çekildiğini gösteriyor.

alman spiegel dergisi ve fransız le monde gazetesinin ulaştığı 129 sayfalık raporda, sığınmacıların sistematik olarak şişme botlar ve can kurtarma salları ile açık denize bırakıldıkları, frontex'in yunanistan'ın insan hakları ihlallerinden oldukça erken dönemde haberdar olmasına rağmen bu vakaları örtbas ettiği kaydediliyor. en az altı vakada rol alan yunan sahil güvenlik teknelerinin finansmanında ab kaynaklarının da kullanıldığı, dolayısıyla avrupalı vergi mükelleflerinin parasının yasa dışı uygulamalara alet edildiği belirtildi."
1
josephine k josephine k
bazı arkadaşlar hiç sasirtmadan anlamamaya ve meselelerin özünü kaçırmaya devam ediyor. evet solcular genelde böyledir, ezberci olduklarından hep ucuz sloganları onları kurtaracak sanır ama kurtarmaz. daha ilk sav boşa düşüyor ben akp den değil mülteciler arasında yükselen selefist eğilimler konusundan söz ediyorum. ilk günden beri ne zaman bu insanlar radikal islamcı midir isis midir nedir hicbir şey bilmiyoruz desek büyük bir yaygarayla susturdu sol ve solcu arkadaşlarımız. çünkü onlara göre iktidara karşı olmak ve onu yikmaya çalışmak = devrim ve devrimin iyisi kötüsü olmaz. oysa ortadoğu coğrafyası bize bunun daima aksini gösterdi tarih boyunca. bu insanların esadı indirmek istemesine odaklanmaya zorlandık ama yerine ne koymayi hayal ettiklerini, motivasyonlarını vs hicbir zaman konuşamadık çünkü 10 iq lu türk ve kürt solu sorgulayan herkesi ırkçı ilan edip afaroz etti. yeni yeni insanlar evet turkiyeye gelen mültecilerin çoğu radikal islamcı filan diyebilmeye başladı, örnekse ruşen çakır. açın izleyin lütfen. anlamadan atlama olayı asla bitmiyor bu ülkenin solunda. genel bir yetersiz eğitim ve yetersiz protein sorunu var belli ki. ikna olmayan da dgidip baksın fatihin içlerine, tek kelime türkçe bilmeyen birbirini de anlamayan 72 milletten salvarli cübbeli adamlar çarşaflı kadınlar göreceksiniz. savaş suriyedeydi mesela nerden geldi bu arapça da bilmeyen çarşaflı şalvarlı tipler, kimisi çekik gözlü asyalı filan. flu tv deki siyasal islamcı gördüm videosunu izleyin, ordaki akademisyen turkiyenin nasıl bati ülkelerinden gelen şeriatçılarla dolduruldugunu söylesin size. evet bunları bize konustirmayip erdoğan gibi bir tipin hicbir hesabı olmadan bir iyilik melegiymiscesine bunca insanın ülkeye doluşmasına hepimiz alkış tutturulduk ırkçı diye dalgalanmayla korkutularak. erdoğan gerektiğinde solu da arac olarak kullandı, hani sürekli saldırı halindesiniz yetmez ama evetcilere ama siz kullanildiginizi göremeyecek kadar salaksınız yae cilerden farklı olarak. erdoğan mülteciler konusunda hicbir aksiyon almadan bu gemiyi 8 - 10 sene yürütebildiyse bunu her soruyu eleştiriyi "oaaaahhh ırkçı" filan diye atlayan siz salaklar sayesinde yaptı. ek olarak mainstream soldan bahsettiğimi de açıkça ifade etmişim, tkp ye mainstream sol demek de artık aç tavuk dari ambarı hikayesine benziyor.
2
anabacı vokke anabacı vokke
valla mesele öso kumandanına vatandaşlık verilmesi üzerinden tartışılacaksa kimse kusura bakmasın, sokaktaki gariban suriyeliyi "sen askerliğini yaptın mı" darlayanlar buna hiçbir bok diyemez. türkiyeliliğin kıstasını rojava'da, bölgenin tek seküler yönetimini katletmekten koyarsanız o öso piöi hepinizden daha türkiyeli. kıstası buradan koyan da salak gibi kendinizsiniz. valla bu millete müstehak, bin ladin'i geitirp vatandaş yapsınlar amına koyim. hala akıllanmadılar, daha çok sikilmeleri lazım.