murat uyurkulak

1 /
ludmilla ludmilla
üslubu farklı ve kendine özgü bir dil yaratmayı 2 romanda başarmış, son dönem türk edebiyatının yüz aklarındandır. tol ne kadar sevilesiyse har o kadar tapılasıdır.
feklavye feklavye
har romanını okuduğum ve bayıldığım fakat saçma sebeplerle hala diğer romanlarını alıp okuyamadığım harika yazar, efsanevi dış haberler servisi editörü.
feklavye feklavye
yayınladığı iki romanla edebiyatseverlerin ağzına bir parmak bal çalmış, sonra da gerisini getirmeyerek çoktan müptelası olmuşları eli bağrında bırakmış adamdır kendileri. bildiğin terbiyesiz yani!

artık yeni romanlarını - çoğul konuşuyorum, lütfen yani birden fazla olsun yayınlayacakları bundan sonra- okuyacağımız o mutlu güne kadar, milliyet sanat'ta yayınlanan öyküleriyle idare edeceğiz ne yapalım.

ha bir de unutmadan, derginin ağustos sayısındaki öyküsü ayrı bir güzel. "sen nerden biliyorsun" demeyin, hayatta söylemem*.
feklavye feklavye
milliyet sanat'ın bu ayki sayısında yayınlanan yazısında, aslında soyadıyla ne çok derdi olduğunu anlatmış, ve dahi yazısına uludağ sözlük'ten bir giri ile başlamış kendileri. sözlük takip eder-yazar, en azından kendi ismini takip eder-yazar olduğunu öğrenmemiz bir yana, benim kendisine avantaj sağladığını düşündüğüm isimden dertli olması ilginç geldi bana. allah için, kitapları önce metis yayınlarından çıktığı için, ardından ilginç isimleri dolayısıyla ilgimi çekmişti ama, esas aklıma kazınan soyadı olmuştu.

hayır yani, doğru düzgün kitap okunmadığı halde her gün on yüz milyon kitap basılan bir ülkede, ismin mehmet öztürk ise mesela, kaç kişiye belletebilirsin ki kendini?!

ama yine de, soyadının hikayesini hala merak etmiyor değilim, bir başka yazısında onu da okuruz inşallah...
morcivert morcivert
kendisi merhume adlı üçüncü bir kitap yazmaktaymış ve alt başlığı da bir cinayet romanı olacakmış. aslında bir üçleme oluşturmayı planlamamasına rağmen öyle olacağını sandığını belirtti. bu sefer değindiği konu erkek egemen düzende, erkek hariç her kesime, yani kadına çocuğa ve eşcinsellere yapılan haksızlıklar olacakmış. hayırlısı diyorum.
moroccansipahi moroccansipahi
a href="http://www.afilifilintalar.com/index.php/zalimlerin-jokeri-teror" target="_blank">http://www.afilifilintalar.com/index.php/zalimlerin-jokeri-teror

31 mayıs 2010 israil in yardım konvoyu müdahalesi'yle alakalı eski bir yazısının kısaltılmış halini yayınlamış, durumun teorik olarak değişmediğini bu yüzden de aynı yazıyı kullandığını söylüyor.

tek fark olaraksa şunu söylemiş:

"zalimler daha kuduz, muktedirler daha puşt..."
aygız aygız
"halkla doğrudan iletişime geçmek güzel şey hakkatten…
önceki iki 1 mayıs’ta gözümde yaş, genzimde ataşla müşahade etmiş idim…
sonuncusu hiç heyecanlı değildi, ne o öyle, sen sivil ben sivil, soğudum…
“ataş” derken taş geldi aklıma, kelimelerin hikmeti işte…
taş atan çocuklar birbirine çok benziyo nedense…
amed ve gazze’den iki fotoyu gugıldan buluverip örneklemek mümkün, ama işte lüzumu yok…
hoşt amerika puşt amerika diye bi şarkı vardı…
burs alan çocuklara kılım…
sınıfımı biliyom şükür, zengin düşmanıyım…
bu hususta vahim kindarım…
beyazları hiç sevmiyom ulan."

- murat uyurkulak, "beyaz" başlıklı yazısından

http://www.afilifilintalar.com/index.php/beyaz
aygız aygız
"asgari ücret veren boşa çocuk seviyor…
asgari ücret veren nafile ayakkabı giyiyor…
asgari ücret veren haybeye cümle kuruyor…
haddim değil ama, 1 mayıs 2010 günü taksim meydanında uzaktan gördüğüm recep ihsan eliaçık’tan öğrendiğim kadarıyla, boşuna da namaz kılıyor…
allah bütün dünyaya böyle sert suratlı, güzel gülüşlü adamlar ihsan eylesin."

- murat uyurkulak, "asgari" başlıklı yazısından

http://www.afilifilintalar.com/index.php/asgari

not: en afili filintamız sitede paylaştığı yazıları aklına düştükçe sildiği için bir kenarda dursun isterim yazdıkları. işbu giri bu nedenden yazılmıştır.
1 /