musa anter

ütopya ütopya
filozof,düşünür...ve her emsali gibi tehlikeli !!!!

84 yaşında dahi varlığıyla rahatsız edebilmiştir birilerini.binlerce faili belli cinayetler onunda kaderinin son noktasını koymuştur.yayınladığı hatıratlarıyla bile aciz bünyelerde nahoş kımıldanmalar yaratmaya yetmiştir.işte onlardan biri:

anlatan numan menemencioğlu: inönü'nün hukuk müşaviri.
aktaran musa anter

churchill ve roosevelt harbe girmemiz için 1943'te inönü ve beni kahireye çağırdılar. inönü harbe yanaşmıyordu. hem adana'da hem kahire'de inönü'nün tezi şu idi: "halihazır ordumuz harp edecek durumda değildir. ordumuzu teçhiz edin, kendi ordularınızın seviyesine çıkarın, o zaman hay hay harbe girerim." fakat ne churchill ve ne de roosevelt türklere güveniyordu. ya teçhizattan sonra alman tarafına geçilirse ne yapılacaktı? ancak bir ara şöyle bir olayla gözümüzü kürt meselesiyle korkutmak istediler. malum, islam alemine geldikleri için, beraberlerinde her dili bilen birçok şarkiyatçıyı getirmişlerdi. yekden, churchill inönü'ye dedi ki:
"paşa sen kürtçe bilir misin?" ismet paşa şaşırmıştı. ne diyeceğini bilmiyordu. o bir şey söylemeden ben araya girdim ve hemen "ekselans, biz kürtçe bilmeyiz. zaten bizde kürtçe konuşulmuyor ve böyle bir dil de yoktur", dedim. churchill adamlarından birine sordu. "öyle mi mister, kürtçe diye bir dil yok mudur?" deyince, adam daha önceden hazırlıklı hemen ayağa kalktı, "olmaz olurmu efendim? çok zengin bir kürt dili ve edebiyatı vardır. isterseniz, - o ana kadar duymadığımız- diwana ciziri'den bir şiir okuyayım." dedi. churchill oku dedi. anlamıyorduk ama farsçaya yakın, nefis ahenkli bir şiir okudu. ve bu şiirin kürtçe olduğunu söyledi. "öyleyse bu şiiri bize yaz." dedi. yazdı. churchill "bunu ingilizceye çevir" dedi. çevirdiler. "birde fransızca yapın" dedi. onu da yaptılar. bir de türkçeye çevirdiler. ve bana, "mösyö, sen de gel bakalım. bu üç dilden aynı fikri ifade etmek için, bakalım metne kaç yabancı sözcük alma mecburiyeti olmuştur" dedi. fransızcada hiç yoktu. ingilizceden üç-beş latin kökenli kelime çıktı. kürtçe aslında dört-beş arapça kelime bulundu. ama türkçe nüsha gelince "dır" ve "ile" den başka, türkçe bişey kalmamıştı. kimisi arapça kimisi farsça ve diğerleri de avrupa'nın çeşitli dillerinden alınma sözcüklerdi. churchill dört sayfayı da önümüze koydu. "ayıp değil mi?" dercesine, " bakın efendiler, yok dediğiniz ve memleketinizin büyük bir bölümünde anadil olarak konuşulan kürtçenin zenginliğini görünüz" dedi.
"uzun dışişleri bakanlığım sırasında o günkü kadar sıkılıp, mahcup olduğum başka bir gün hatırlamıyorum."

anter musa, hatıralarım (1-2), istanbul, 2000, avesta

türkçe benim de kendimi edebi olarak ifade edebildiğim ve gelişimi için naçizane de olsa çaba gösterdiğim dildir. ve üstteki alıntı büyük bünyelerin ufak beyinlerinde ufakta olsa bir kıvılcım yaratabilirse ne ala memleket.
bu başlıktaki 39 giriyi daha gör