musevilik

my name isobel my name isobel
isa'da önce 13. yüzyılda ortaya çıkmış bir dindir.

musa, amram'ın oğlu olan musa, yahudileri mısır'ın boyunduruğundan kurtarmış ve yehova ile bir sözleşme yapmıştı. geleneğe göre ibrahim oğulları, musa'dan önce yahudiliği kurmuşlardı; fakat yahudiliğin temeli olarak musa'nın on emri kabul edilmektedir.

filistin'de doğmuştur.

kutsal kitapları eski ahittir. bu da beş kanun kitabından tarih, kitaplarından peygamberin hayat hikayelerinden v çeşitli yazılardan oluşmuştur. en kutsal sayılanlar ise torah diye adlandırılan beş kanun kitabıdır.

11.000.000 civarında mensup sayıdı vardır.

küçük sayılarda olmak üzere yahudilere heryerde rastlanabilir. çoğunlu rusya ve polonya'dadır. onun dışında avrupa'da abd'de ve amerika kıtasında bulunmaktadır.

üç mezhebe ayrılmışlardır.
-orthodoks
-muhafazakar
-reformcu
bunlar da kendi içlerinde mezheplere ve kollara bölünmüştür.
firsattanistifade firsattanistifade
yaşayan ilâhî kaynaklı dinlerden, mensûbu en az olan bir din. günümüzde yeryüzünde yaklaşık 15-24 milyon dolayında yahûdî vardır. yahûdili'ğin, dinler tarihinde özel bir yeri bulunmakta ve bu din, en eski ilâhi kaynaklı din olarak nitelendirilmektedir. mâzisi birkaç bin yıl geriye giden bu dinin başta gelen özelliklerinden biri israil oğulları ile tanrı arasındaki "ahd'e kutsal kitaplarında geniş yer ayrılmasıdır. bu nedenle bu din, bir "ahid dini" olarak da bilinmektedir. israil oğullarının başına gelen bütün sıkıntıların, onların bu ahde uymamaları, verdikleri sözü tutmamalarından ileri geldiği, hem kendi mukaddes kitaplarında, hem de kur'an-ı kerîm'de belirtilmektedir.

bu din, bâbil sürgünü'nden sonra millî bir din haline getirilmiştir. ancak bu din, tek tanrı'ya, vahye dayanan mukaddes kitâba ve peygamberlere yer vermesiyle millî dinlerden; millileştirilip bir ırka tahsis edilmesiyle de, ilâhî dinlerden farklı bir durum arz etmektedir. aslında bugünkü yahudiliğin bir din mi, ırk mı, yoksa millet mi olduğu, pek net değildir. tartışmaya girmeden onun kendine has özellikleri ve nitelikleri bulunan bir din olduğu, benzerinin bulunmadığı ve bu yüzden de tanımının zor olduğu söylenebilir. çünkü yahûdilikte din ve ırk içiçe girmiş olduğundan birini dinlerinden ayırmak güçtür. onun en güzel tanımını, mukaddes kitaplarında yer alan "balam" hikâyesindeki şu cümle yapmaktadır: "işte ayrıca oturan bir kavimdir ve milletler arasında sayılmayacaktır"(sayılar, 23/9).

yahudiler, mukaddes kitaplarında yer alan ifadelere dayanarak kendilerini, dünya milletleri arasından seçilmiş kavim olarak görürler. tanrı, bu kavmi sina'da kendine muhatâp kılmış, onlarla ahidleşmiş, onlardan buyruklarına uyacakları konusunda söz almış ve hz. mûsa'nın şahsında onlara tevrât'ı göndermiştir. bu dinin odak noktası, kudüs'deki "mâbed"dir. tahribinden önce bu mâbed'in bir odasında "ahid sandığı" bulunmaktaydı. yahûdiliğin sembolü, "yedi kollu şamdan" ve "altı köşeli yıldız" (hz. dâvûd'un yıldızı)dır.

yahudiliğin tarihi seyri

m. ö. ikinci bin yılın başlarında yahudilik hz. ibrahim'in oğlu ishak'la sahneye çıkmıştır. ishak'tan sonra yakub (a.s) yerine geçti (ibn haldun, tarih,2/40). yakub'un diğer adı "israil" idi. dolayısıyla yakub'un oğullarının adıyla anılan on iki kabile de israil oğullarını oluşturdu. bundan sonra yusuf (a.s)'un daveti (taberî, tarih,1/185) üzerine yakub ve oğulları mısır'a göç ettiler (ibn esir, kâmil, 1/155).

yahudilik, sözün tam manasıyla israil oğullarının babil'de geçirdikleri sürgünden sonra inkişaf etmiştir. oradan filistin'e döndükten sonra (m.d. 538) ilahi şeriatı bildiren tevrat, daha fazla bütün hayatın merkezi sanılmıştır. yahudilere mahsus hükümleri havi tevrat'a göre, yahudiler yabancılarla evlenemezler. bu durumda kendilerini ileride üstün ırk saymalarına kadar vahim sonuçlara ulaşmıştır (a. schimmel, dinler tarihine giriş, 110).

m. ö. iki binlere değin israil oğulları mısır'da üçüncü sınıf insan muamelesi gördüler, orada tutsak kaldılar. ta ki kavmin içinden (israiloğullarından) musa'nın, onları firavun'un zulmüne karşı hak'la gelip kurtulmalarına kadar. israiloğulları ken'an iline ulaşarak kurtuldular. musa, şeriatıyla israiloğullarına iki özellik kazandırdı. biri, allah'ın kanunlarına itaat etmek, diğeri ise isyana, başkaldırmaya yönelten bir tabiat hali.

ken'an ülkesinde başta filistinliler olmak üzere çeşitli topluluklarla savaşmak zorunda kalan yahudiler, i.ö 990 dolayında hz. davud'un peygamberlik ve liderliğiyle bileşik bir devlet (krallık) şeklinde örgütlenerek kudüs'ü ele geçirdiler.

hz. davut'a (a.s) gönderilen zebur adlı semavi kitap, tevrat'ın hükümlerini tasdikleyici olarak geldi. bu yüzden yahudilik isa'ya kadar sürecektir.

i. ö. dokuzuncu yüzyıldan beşinci yüzyıla kadar aramiler, asurlular ve babillilerle çeşitli savaşlar sürmüştür. babilin yahuda krallığını ele geçirmesi ile israil oğulları yeni bir sürgün dönemine giriyordu.

yahudilik kendi tarihinde büyük iskender'in i.ö. 322'de filistin'i ele geçirmesi ile i.ö. 4-2 y.y'lar helenistik bir dönemin başlangıcı olmuştur. helenistik dönemde suriye, anadolu, babil ve iskenderiye'de yahudilik önemli merkezler elde etmişti. bu dönemde yahudiliğin kutsal metinleri yunanca'ya tercüme edildi. mısır'da zengin tarih, şiir, felsefe birikimi yunan bilgisiyle oluştu.

bu dönem için biraz farklı bilgi şöyledir: aşağı yukarı m.ö. üç yüz senesinden m.ö. yüz beş senesine kadar yâhudi dini büyük bir devir yaşamıştı. selevkyalı hükümdarların, yahudileri helenistik fikir ve siyaset sistemlerine mecbur bırakmalarına karşı 175-143 seneleri arasında makkabe'lerin isyanları sayesinde yahudiler evvela dinî, sonra da siyasî hürriyet elde etmişlerdir. selevkyalıların devrini müteakip romalı hakimiyet devrinde tekrar filistinli vatanperestlerin birçok isyan hareketleri meydana gelmiştir.

o zaman da, eski ahid çeşitli kaynaklardan gelen, çeşitli yazar tertip edicilerin izlerini gösteren rivâyet, hikayet, tarihi ve şairane kısımlarının bir kül haline getirilmesinden sonra şimdiki şeklini almağa başlamıştır (a. schimmel, dinler tarihine giriş, iii).

"yahudiliğin helenistik dönem"i i.ö. 63-i.s.135 arasında süren roma egemenliğine kadar devam etti.

roma egemenliği sırasında bağımsız devlet fikri yoğunlaştı. hristiyanlığın ortaya çıkmasıyla birlikte o yıllar yahudilik en önemli mezhep çatışmaları yaşadı.

birbirini takip eden başarısız ayaklanmalar yahudilikte büyük yıkıma yol açtı. bunun ardından (doğal olarak) yahudilik kendi içine dönmeye başladı. bu dönem, "talmud'un geliştirilmesi" adıyla ii. yüzyıldan xviii. yüzyıla değin sürdü. filistin ve babil'deki amoralar filistin ve babil talmudlarını vücuda getirdiler. bunlardan babil talmudu yahudi yaşamının o zamanlardaki temelini oluşturdu. akdenizdeki yahudi topluluğu v. yüzyılda parçalandıysa da yahudi takviminin korunması ve hahamların çabalarıyla avrupa'da yahudi topluluğu tutunabildi. diğer yandan filistin'den babil'e geçen hahamlık kurumu yahudiliğin şeriat sistemini bu yeni ülkenin şartlarına başarıyla uyguladı. vii. ve viii. yüzyılda islâm'ın genişlemesiyle birlikte "goon" adıyla anılan babilli yahudi önderler kendi geleneklerini bütün yahudi toplumlarına ulaştırdılar.

ortaçağda yahudilik, kültürel köklerini babil'e dayandıran sefardi yahudileri (ki bunlar endülüs-ispanya'da idiler. bunlar müslüman-arap kültüründen etkilenmişlerdir) ve aşkenazi yahudileri (ki bunlar da avrupa'nın latin-hristiyan kültüründen etkilenmiş fransız-alman yahudileridir) türünde biçimlenmişlerdir. yine xii. yüzyılda alman aşkenazileri arasında hasidilik, xiii. yüzyılda provence ve kuzey ispanya'daki talmud akademilerinde ortaya tefekküre dayalı olarak çıkan bir kabala türü de yahudi mistisizminin en tipik örneklerini oluştururlar. bütün bu sayılan kültürlerin arasında çeşitli çatışmalar ortaya çıktı. gerek bu çatışmalar, gerek hristiyan yöneticilerin baskıları ve gerekse 1306 yılında fransa'dan yahudilerin sürülmesi yahudi kültürünü çözümsüz ve bağlılarının açıktan dinî bağlılığı söyleyememesi dolayısıyla dinin bağlılar açısından kendi içinde kalmasına sebep olmuş, bu durum xviii. yüzyıla kadar sürmüştür.

xviii. yüzyıldan sonraki en önemli hareket haskala adıyla bilinen yahudi aydınlanması olarak gerçekleşti. bu dönemde haskala özellikle rusya'da ruhbanlık karşıtı bir harekete dönüştü, toplumsal ve ekonomik reform talepleriyle birlikte gelişerek yayılma ortamı buldu. batı avrupa'da 1800-1815'te napolyon döneminde başlayan "yahudi reformu hareketi" de haskala'ın ürünü sayılır. reformcu yahudilik almanya'da 1840'larda kurumlaşırken avrupa'nın büyük bölümünde başarısız kaldı. ancak abd'de yaygınlaştı.

yine bu yıllarda "fanatik yahudilik" (1845) almanya'sında görüldü. fanatik yahudilikte de günümüze değin sürecek gelenekçilik hakimdi.

xix.y.y'larda dindışı özellikleriyle "siyonizm hareketi" reform hareketlerinin sonuçlarından birisi olması açısından önemlidir. siyonist hareket ulusal canlanma ve ana yurda dönme yönünde geliştirdiği plan ve programla 1948'de israil devleti'nin kurulmasını sağlayacak kadar yahudilik açısından başanlıydı.

ii. dünya savaşı sıralarında nazi almanya'sının giriştiği yahudi soykırımından bu yana yahudilerin yerleşim açısından temel olarak avrupa'nın dışında israil, sscb ve abd'de toplandıkları dikkat çeker.

günümüzdeki yahudi israil devleti resmen "gelenekçi yahudiliği" benimsemiştir.

bu genel bilgiden sonra, bu kavmin dünya literatüründe "yahûdî, ibrânî, israil oğulları" gibi terimlerle adlandırılmasının kısaca açıklanması yapılacaktır. çünkü konunun iyi anlaşılabilmesi bu terimlerin bilinmesine bağlıdır:

yahudî: hz. ishâk'ın oğlu hz. yâkûb'un on iki oğlu vardı; dördüncü oğlunun adı "yuda" veya "yahuda" idi. bu nedenle onun adına dayanarak israiloğullarına, "yahudî" denmiştir. filistin'in göneyinde kurulan yuda veya yahuda krallığı da, ayrıca bu adın kaynağı olarak ileri sürülmektedir. çünkü (ürdün'ün batısı, samiriye'nin güneyindeki bölge, yuda veya yahuda adına nisbet ediliyordu. esaretten sonra genel olarak halk "israilliler" diye adlandırılırken, şahıslar birbirine "yahudi" diyorlardı.

böylece onların torunları da günümüze kadar bu adla anıldılar.

ibrânî: bu kelime, "ibrî" veya "hibrî" kelimelerinden gelmektedir. bu kelimeler, m.ö. xv-xiv. yüzyıllarda filistin'de görülen göçebe bir kabîlenin adıdır; "öte tarafın insanları" anlamında, fırat ve ürdün nehirlerinin öbür kıyısından gelmiş olan göçmenleri ifade eder. yahûdîlere bu ad, ken'an ülkesinin yerlileri tarafından verilmiştir. bu konuda yahûdî mukaddes kitabında bilgi verilmektedir (tekvîn, xi/27-28; tesniye, xxvi/5-6).

isrâîl: bu kelime, tanrı ve insanlarla güreşip yenen anlamında hz. yâkûb'a, tanrı tarafından verilmiş bir lâkabdır. bu husus, tevrât'ta yer almaktadır (tekvîn, xxxii/28; xxxv/9-15; hoşea, xii/4-5). yahûdi an***lopedisinde kelimenin asıl anlamının belirsiz olduğu, tevrat'ta "tanrı ile güreşen" şeklinde yer almasına rağmen, "tanrı ile mücâdele eden" anl***** gelebileceği belirtilmektedir. (the universal jevish encyc, v/613). taberî ise, hz. yâkub'a gece içinde allah'a giden anlamında "isrâil" dendiğini yazmaktadır (taberî, thiru't-taberî, i/320). ayrıca on iki yahudî kabîlesi de "israil” adıyla anılmaktadır (çıkış hurûc, iii/16). ancak, bu adın, hz. süleymân'dan sonra ikiye ayrılan ülkenin kuzeyinde kalan bölümünü teşkil eden kabîlelerin krallığını nitelendirmek üzere kullanıldığını belirtmek gerekir. bununla birlikte bâbil sürgününden sonra yahûda (yuda)'ya geri dönen ibrânîler, yahûda kabilesine mensup olmalarına rağmen, genel olarak "israilliler" adını aldılar.

yahûdî inancına göre bu ad yâkûb'a, tanrı tarafından verilmiştir. bu nedenle yahûdîlik milli bir din, yahova da millî bir tanrı olarak kabul edilmiştir. onlara göre israil oğulları seçkin bir kavimdir. sonraları bu ad genelde, bütün yahudileri kapsayacak bir biçimde kullanılmıştır. bugünkü yahudi cumhuriyeti de bu adı kullanmaktadır.

bu kavim, ken'an diyarına (filistin) yerleşmeden önce "ibrânî", orada "israilliler", sürgün'den sonra da genelde "israiloğulları", ferden "yahudi" şeklinde adlandırmıştır. ancak bu üç terim, birbirinin yerine kullanılmış ve halen kullanılmaktadır; yani, üçüyle de aynı din mensuptan ve aynı topluluk ifade edilmektedir (g. tûmer-a.küçük, dinler tarihi, 110-111; dinler tarihi an***lopedisi, ii 361 vd).

tevrât'a göre yahûdîliğin tarihçesi

yahûdîliğin tarihçesi, onların kutsal tarihini oluşturan mukaddes kitaplarına dayanır. mukaddes kitap, âlem'in ve ilk insanın yaratılışından, peygamber malaki'ye kadar geçen olayları içinde bulundurur.

samî ırkından sayılan ibrânîler, kildânilerin ur şehrinden çıkıp harran'a gelirler (tekvîn, xi/27-30). yahve (tanrı), abram'a (hz. ibrahîm) harran bölgesinden, ken'an diyarına göçmesini buyurur. o da karısı saray'ı, kardeşinin oğlu lut'u (hz. lût) ve harran'da kazandıklarını da yanına alarak ken'an diyarına varırlar. o zamanlar orada ken'ânîler bulunmaktaydı. tanrı, abram'a görünüp o ülkeyi, onun nesline vereceğini bildirir. abram da, kendine görünen rab için bir mezbah (kurban kesme yeri) yapar. memlekette kıtlık çıkınca abram, mısır'a gider. mısır'a yaklaştıklarında abram, karısı saray şöyle der: "işte biliyorum ki, sen görünüşü güzel bir kadınsın; ve olur ki mısırlılar seni görünce: bu, onun karısıdır derler ve beni öldürürler, fakat seni sağ bırakırlar. senin yüzünden bana iyi davranılsın, senin sebebinle canım yaşasın diye: onun kız kardeşiyim' de. ve vâkî oldu ki, abram mısır'a girdiği zaman, mısırlılar kadının çok güzel olduğunu gördüler ve firavun'un emîrleri onu gördüler ve onu firavun'a medhettiler; kadın, firavun'un sarayına alındı. ve onun yüzünden abram'a iyi davrandı; ve onun koyunları, sığırları oldu. ve rab, abram'ın karısı sara'dan dolayı, firavun'u ve onun sarayını büyük vuruşlarla vurdu. ve firavun, abram'ı çağırıp dedi: bana bu yaptığın nedir? bu senin karın olduğunu niçin bana bildirmedin? niçin, bu benim kız kardeşimdir' dedin, ben de onu karı olarak aldım ve şimdi, işte karın, al ve git! ve onların hakkında firavun adamlara emretti; ve onu ve karısını ve kendisine ait olan her şeyi gönderdiler" (tekvîn, xii/1-20).

abram ve beraberindekiler, mısır'dan böylece ayrıldılar. çok zengindirler. çobanları arasındaki bir tartışmadan sonra abram'la lut, birbirinden ayrılırlar. lut, doğuya doğru gider. abram ise, ken'an diyarında oturur. abram, bulunduğu bölgede hakimiyetini kabul ettirir ve bu arada esir edilen kardeşi (daha önce kardeşinin oğlu olarak belirtilir. bkz. tekvîn, xii/5. karş. tekvîn, xiv/14-16) lut'u kurtarıp yanına alır (tekvîn, xiii-xiv. bâb.).

bu olaylardan sonra rab, rüyâsında abram'a görünür, ona yardım edeceğini bildirir. abram, o'ndan zürriyet ister. tanrı da vereceğini vâdeder. karısı saray'ın teklifi üzerine câriyesi hacer ile evlenir ve ondan ismail doğar. bu sırada abram, seksen altı yaşındadır (tekvîn, xi-xiv. bâb). doksan dokuz yaşına geldiğinde tanrı ona görünür ve onun zürriyetini çoğaltacağını bildirir. bunun üzerine abram, yüzüstü düşer ve allah, onunla şöyle konuşur: "ben ise, işte, ahdim seninledir ve birçok milletlerin babası olacaksın ve artık adın abram (yüce baba anlamında) çağırılmayacak, fakat ibrahim (cumhûr -halk, umûm-'un babası anlamında) olacak; çünkü seni birçok milletlerin babası ettim. ve seni ziyâdesiyle semereli kılacağım ve seni milletler yapacağım ve senden sonra zürriyetini, allah olmak için seninle ve senden sonra zürriyetinle benim aramda ahdimi, nesillerince ebedî ahid olarak sabit kılacağım. ve senin gurbet diyarını, bütün ken'an diyarını, sana ve senden sonra zürriyetine ebedî mülk olarak vereceğim ve onların allah'ı olacağım" (tekvîn, xvii/1-8).

allah, ibrahim'den ve zürriyetinden gelecek olanlardan ahid olarak her erkek çocuğun sünnet edilmesini ister. yine allah, ibrahim'e, karısı saray'ın, bundan sonra sara (prenses anlamında) olarak çağırılmasını ve ondan bir oğul vereceğini, adının da ishak olacağını bildirir. böylece sara, hacer'i kıskanmaktan kurtulmuş olacaktır.

ibrahim, ahid gereği, kendisi doksan dokuz, ismail de on üç yaşında iken, aynı gün sünnet olurlar. öte yandan sara, ishâk'ı doğurur. ibrahim, oğlu ishâk'ı sekiz günlükken sünnet ettirir. çocuk büyüyüp sütten kesildiğinde ibrahim, oğlu için büyük bir ziyâfet verir. bu sırada ismail'in güldüğünü gören sara, ibrahim'den, onu kovmasını ister. bu durum ibrahim'e kötü görünür. ancak allah, ibrahim'e, sara'nın dediğini yapmasını, çünkü neslinin, ishâk'ın adıyla çağrılacağını söyler. hacer, ismail'i alıp çöle gider (tekvîn, xvii/19-27; xxixii. bâb).

bir gün allah, ibrahim'i denemek için, ondan biricik oğlu ishâk'ı kurban etmesini ister (islâm'a göre hz. ismail) ibrahim emri yerine getirmek üzere bir mezbah yapıp bıçağı eline aldığında rabb'ın meleği göklerden ona çağırıp çocuğu boğazlamamasını, çünkü emri yerine getirdiğini bildirir. bunun üzerine ibrahim, gözlerini kaldırdığında, çalılıkta bir koçun hazır olduğunu görür ve onu kurban eder. bu olay üzerine rab, ona, sözünü yerine getirdiğinden dolayı, zürriyetinin düşmanlarının kapısına hâkim olacağını ve zürriyetinden gelen bütün milletlerin mübârek kılınacağını bildirir (tekvîn, xxv/1-20).

ibrahim, yüz yetmiş beş yaşında iken ölür. "ve oğulları ishâk ve ismail onu mamre karşısında olan makpela mağarasına, hitti tsohar oğlu efro'nun tarlasına, ibrahim'in het oğullarından satın aldığı tarlaya gömdüler. ibrahim ve karısı sara, oraya gömüldüler ve vâkî oldu ki, allah, ibrahim'in ölümünden sonra ishâk'ı mübârek kıldı" (tekvîn, xxv/8-11).

ishâk'ın çocuğu olmadığından rabb'a yalvarır, esav ve yakub adlı iki oğlu olur. bir gün ülkesindeki kıtlık sebebiyle ishâk, filistinlerin kralı abimelek'in ülkesi gera'ya gider. orada karısını, kızkardeşi olarak tanıtır. durumu anlayan kral, niçin böyle yaptığını sorar. o da, elinden alınıp kendisine zarar gelme korkusundan böyle yaptığını söyler (babası abram (ibrahim)in aynı hareketini karşılaştırmak için bkz. tekvîn, xii/10-20; xvi/6-12). bunun üzerine kral, onları korur. varlık sahibi olurlar. ancak, filistinler, onları kıskanarak ülkelerinden çıkarırlar.

ishâk artık yaşlanmış ve gözleri görmez olmuştur. bunun üzerine yakub, babasının sevdiği esav'ın yerine, hîle ile kendisini mübârek kıldırır. bunu öğrenen esav çok sinirlenir ve onu öldüreceğini söyler. yakub, harran'a gitmek üzere oradan ayrılır. gecelediği yerde, rüyâsında, yerden göğe doğru yükselen bir merdiven görür. bu merdivenden, allah'ın melekleri çıkıp inmektedir. başı, göklere ermiştir. rab, ona şöyle der: "baban ibrahim'in allah'ı ve ishâk'ın allah'ı rab benim. üzerinde yatmakta olduğun diyarı sana ve senin zürriyetine vereceğim; ve senin zürriyetin, yerin tozu gibi olacak ve garba ve şarka ve şimâle ve cenuba yayılacaksın ve yerin bütün kabîleleri senden ve zürriyetinde mübârek kılınacaktır..." (tekvîn, xxviii/13-15)..

yakub, uyanınca, "burası allah'ın evidir ve bu, göklerin kapısıdır" deyip oraya "beyt el-lehem" (allah'ın evi) adını koyar; yoluna devam edip harran'a ulaşır. orada annesinin kardeşi laban'ın yanında çalışır; onun iki kızı yanında, iki de câriyeden on iki oğlu ve bir de kızı olur. onları alıp ken'ân'a babasının yanına döner.

yakub, çocuklarından en çok yusuf (yosef)'u sever. bu yüzden kardeşleri onu kıskanırlar. yusuf, bir rüya görür ve kardeşlerine anlatır. bu rüyâda, "kardeşleriyle birlikte bir tarlada buğday demetleri bağladıklarını, kendi demetinin dik durduğunu, ötekilerin demetlerinin ise, kendisininkinin çevresini kuşatıp eğildiklerini" söyler. kardeşleri, bu rüyâdan onun, kendilerine hâkim olacağı anlamını çıkarırlar, ona karşı kin ve kıskançlıkları artar. yusuf, bir başka rüyâsında güneş, ay ve on bir yıldızın, kendisine secde ettiğini görür. bu rüyâyı babası ve kardeşlerine anlattığında, babası onu azarlayıp, "gerçek ben ve anan ve kardeşlerin yere kadar sana eğilmek için mi geleceğiz?" der. kardeşleri onu kıskanırlar, babası da bu sözü yüreğinde tutar. yakub, yusuf'u sürüleri otlatmakta olan kardeşlerinin yanına gönderince onlar da onu, elbiselerini çıkararak bir kuyuya atarlar. daha sonra da kuyudan çıkarıp onu, mısır'a giden tüccarlara yirmi gümüşe satarlar. babalarına, kardeşlerini bir canavarın yediğini söyleyip, onun kana batırılmış entarisini gösterirler.

yusuf, mısır'da, firavun'un bir memuru olan potifar tarafından satın alınır. potifar'ın karısı yusuf'a aşık olup, ilgisine karşılık görmeyince iftira ederek onu hapse attırır (tekvîn, xxxix/20). yusuf, hapisteyken, firavun'un gördüğü bir rüyâyı tâbir ederek (yorumlayarak) hapisten kurtulur ve firavun'un yanında önemli bir mevkie yükselir (tekvîn, xli/40). daha sonra filistin'de bulunan babası yakub ve kardeşlerini mısır'a getirtir. israil oğulları, böylece mısır'a yerleşmiş olurlar (tekvîn, xliii. bâb). önceleri burada rahat bir hayat geçiren yahûdiler, zamanla büyük sıkıntılara, köleliğe düşerler (çıkış, i/12-13). onları bu sıkıntıdan kurtarıp "arz-ı mev'ûd"a (vâdolunmuş toprak filistin'e) döndüren moşa (hz. mûsâ) olur (tah. m.ö, 1250).

musa, firavun ve ordusunun kızıldeniz'de boğulup onları izleyememesi sonucu yahûdileri, sina'ya getirir. burada, sina dağında, hz. mûsâ'ya tevrât ve on emir verilir. yahûdiler sina çölünde kırk yıl dolaşırlar. mûsâ'dan sonra yeşu onları filistin'e götürür (çıkış-hurûc, vii-xl. bâblar; yeşu, i-xxiv. bâb). filistin'de hâkimler ve krallar devrinden sonra kral david (hz. dâvûd, m.ö. 1013-973), kudüs'ü alır ve yahûdilerin en parlak devresini başlatır (bk. ii. samuel, v-ix. bâblar). oğlu kral şelomo (hz. süleymân, m.ö. 973-933), babası tarafından hazırlatılan yere kutsal mâbed'i inşa ettirir. o zamana kadar bir çadırda korunan ve içinde on emir tabletleri bulunan mukaddes ahid sandığı, mâbed'in bir odasına konur (bk. i. krallar, v-ix. bâblar).

hz. süleymân'ın ölümünden sonra krallık, güneyde yuda (yahuda), kuzeyde israil olmak üzere ikiye ayrılır (i. krallar, xi-xii. bâblar vd.). on kabîle, israil; ikisi de, yuda krallığına bağlanır. önce israil krallığı, asurlular tarafından m.ö. 721'de; sonra da yuda krallığı babilliler tarafından m.ö. 586'da yıkılır. mâbed tahrîb edilir ve yahûdiler, babil'e sürgün edilir. sürgünde yahûdi halkı, ezra'nın çevresinde birleşir ve m.ö. 538'de kudüs'e döner. mâbed, m.ö. 520'den sonra yeniden onarılır (bkz. daniel, ezra, ester).

yahûdi mukaddes kitabı, önceki peygamberler kadar, sonraki küçük peygamberlere de yer verir. bâbil sürgünü döneminde işaya, yermiya (yeremya) gibi peygamberler gelmiştir. ilya-mesih'ten önceki peygamber, malaki'dir.

yahûdi tarihinde kudüs, iskender'den sonra ağidler, selefkî'lerin eline geçti. mâbed (tapınak), m.ö.168'de yağma edildi. makkabî'ler, yeniden hâkimiyeti sağladılarsa da, m.ö. 63'de başlayan roma esâreti dönemi, m.s. 70'de roma'lı komutan titus'un, kudüs'ü ve bu arada mâbed'i de yakıp-yıkmasıyla sonuçlandı. yahudiler, dünyanın her tarafına dağıldılar. mâbed'den arta kalan batı duvarı (ağlama duvarı) yüzyıllarca onlarda millî ve dinî şuûru ayakta tutmuştur. mesîh inancının verdiği ümit, onlarda bu şuûrun devamlı varlığını sürdürmesini temîn etmiştir.

(bkz: alıntı)
harici gazelhan harici gazelhan
bir arkadaşımın "inanırı olmayı çok arzuladığı" dindir.

kendisi kırsalda yaşıyo. "istanbul'a gittiğinde, mektubumu bir sinagog hahamına verirsin." dedi!...

vermedim tabii... ne vereceem. okuyalım, gülelim.

şalom!...ben şahsen kendi adıma konuşuyum; tevrat'ın

tevrat-yasalar 15: 6 (israiloğulları)"tanrınız rab verdiği söz uyarınca sizi kutsayacak. siz birçok ulusu yöneteceksiniz, ama onlar sizi yönetmeyecek."
tevrat-yasalar.28: 1 (israiloğulları)"eğer tanrınız rab'bin sözünü iyice dinler ve bugün size
ilettiğim bütün buyruklarına uyarsanız, tanrınız rab sizi yeryüzündeki bütün uluslardan üstün kılacaktır."
tevrat-yasalar.28: 13 (israiloğulları) "rab sizi kuyruk değil baş yapacak. eğer bugün size ilettiğim tanrınız rab'bin buyruklarını dinler, onlara iyice uyarsanız, altta değil, her zaman üstte olacaksınız."
tevrat-yasalar:29 "ne mutlu sana, ey israil! var mı senin gibisi?
sen rab'bin kurtardığı bir halksın.rab seni koruyan kalkan ve şanlı kılıcındır.
düşmanların senin önünde küçülecek ve sen onları çiğneyeceksin."

bölümlerini okuduğumda , önümde birdenbire kendisine "oyalıkippah" diyen nur yüzlü bir haredinin vizyonu belirdi.

bana doğru; "tanrınız rab-allah size, sizinde peygamberiniz olan hz.musa'nın kavminin(israiloğulları) buyruğuna girmenizi emrediyor. direnmeyin. biat edin. eninde sonunda sınırsız bir israil kurulacak ve dünyanın yeni adı israil olacak."deyince ,bende şafak attı, adeta içim titredi.

tevrat'a biat etmeyi inanın çok isterim.
bundan öncesinde arayış içerisindeydim. kiliseye felan bile gittim.
incillerin içinden de bişey çıkmadı.100'lük ten 50'lik ten filan geçtim !..
be insan!.. bi 20'lik, bi 10'luk, bi çorba parasıda mı yok koca kilisede?
kitabı boşuboşuna okuduğuma mı yanayım, stigmata olayım da belki bişiler kaparım diye avuçlarımı yara edinceye kadar da kaşdığıma mı ?.
birde papaz efendi "gerçek zenginlik kutsal kitabın içinde" diye vit, vit konuşmazmı?
kutsal yalancı.
ulan şeytan dedi ki; ekle şunun suratına iki üç tane.
neyse ki ilahi başlayınca raatlayıp kendime geldim biraz.
asıldım bir iki ilahiye.dediler "söyleme sen!..."
sesim çatlıyomuş güya.yalana bak ben! o hırıltıyı ana sesime vokal olsun diye çıkarıyom bi kere.
böylelikle kaset çıkarma şevkim de gitti mi güme?
sıkıntıdan internette geziyom.musevilerin forumuna girmişim. orada yazdıklarını görünce heyecanlanıp, "işte budur!..".dedim kendi kendime . karşınıza boş boş çıkıp ta komik olmayım diye araştırdım biraz.
musevi sayılmak için, "musevi olarak doğma şartınız" varmış.
benim için bi güzellik yapamaz mısınız?
hadi be abim be!...nooluur!...hazarlara vaktiyle yapmışınız bi kıyak.
onlarda musevi olarak doğmamışlar önceden şamanmışlar sonradan hazarları israiloğullarının 13. kabilesi saymışınız.
beni de sizden sayın. onlarda türk'tü bende türküm. hem noolucak ki? tevratın arasına para felan koymanızı da istemiyom.
sizinle beraber dünyaya hakim olayım yeter.
en kısa zamanda cevabınızı bekliyom.
kafdağındakiguana kafdağındakiguana
allahın sözü olan kitaplardan birine sahip dindir.

fakat ilerleyen zamanda, tahrip edilmiş (insanlar tarafından) ayetleri ile oynanmış oyuncak edilmiş.
hak din olmaktan uzaklaşmış,

bu şu demek değildir. bozulmuş bir kitaba inanmayalım.
allah c.c. 10 suhuf (100 saifedir) o günden bu güne kadar tüm indirilen ayetler allahın kelamıdır. kesinlikle aşağılanamaz.

kendinde bir boşluk hisseden hayali arkadaşa tavsiyem yüzyıllar öncesinden mevlana (celaleddin rumi) tarafından söylendiği gibi, (bkz: ne olursan ol gel)
men dakka dukka men dakka dukka
musevilik ya da yahudilik ilk tek tanrılı din olarak kabul edilmektedir. peygamberi hz. musa'dır ve yahudi inanışına göre musavilik tanrı ile hz. ibrahim arasında yapılan anlaşma ile başlar.
sychtianarch sychtianarch
süleyman mührü veya davut kalkanı sembolü bir zamanlar müslümanların da sıkça kullandığı semboldür. altı köşe aynı zmanada altı peygamberi ifade eder. karmanlı sancağında da bulunur bu karamanlıların musevi oldukları anlamına gelmez. bunun yanında bir çok eski müslüman mezarı üzerinde bu sembole rastlanır. ayrıca hacı bektaşı veli dergahı'nın girişindeki çeşmede altı köşeli yıldız bulunmaktadır. bektaşilerin musevi olmadıklarını biliyoruz. dolayısı ile selçuklu beyinin musevi olduğunu iddia etmek biraz garip. kaldı ki selçuk bey yanlış hatırlamıyorsam, oğuz yabguluğundan müslüman olduğunu bahane ederek ayrılıyor.


osmanlı donanma sancağı. (üstteki metin de fetih suresi) pergel de mason işareti falan değil.
musevilik : #14330158
karaylar : #14931672