müsilaj

vilnius vastavnic vilnius vastavnic
marmara deni̇zi̇'ndeki̇ müsi̇laj üzeri̇ne düşünceleri̇m

marmara'da çok sık dalışlar yaptığım için bir çok arkadaşım bana lezle (müsilaj) ilgili sorular soruyor. kafamdakileri bir toparlayıp yazmak istedim.

"yıllardır denize atılan çöpleri deniz artık bize kusuyor" gibi yorumlar yapıyor "uzmanlar". denizlerimizin kıymetini bilmediğimiz doğru ancak gelinen bu noktanın yılların birikimi olduğuna inanasım gelmiyor. ekte yüklediğim videoyu marmarada gecen yaz çektiğime inanabiliyor musunuz? bu videoyu yüklediğimde antalya'daki arkadaşlarım "bu kadar net görüş bizde yok" demişlerdi.

bu sene marmarada dalışım sırasında önümden geçen kilo üstü bir kalamar görünce çok şaşırmıştım. kalamar marmarada varlığı bilinen ancak hele i̇stanbul'da tek tük tutulan bir türdü. peşine 5kg fangri mercan, 8kg sinarit avlama şansım oldu. bu türlerin daha iri bireylerini de görme fırsatım oldu bu sene. tuzla'da ağdan 3.5kg orfoz çıktı. bandırma'da domuz balığı (çütre), gemlik'te akya, tekirdağ'da baraküda yakalandı. marmara adasında böcek yakalandı ve mürefte'de dev bir liçanın çapari iskandillerine pike yapışının videosunu paylaştık. kalamar marmara' nın yerli türü gibi oldu, günde 100kg kalamar tutan balıkçılar oldu. aralıkta bile sinarit vurma şansımız oldu. cam gibi bir görüş içerisinde balığın yaklaşışını 20m öteden kameraya çekebildim. sonrasında "depths of marmara" ismiyle çektiğim videolarda 20li metrelerden aşağı bakıp belki 50lere kadar balıkların görüntülerini paylaştım. size diyebilirim ki marmara hele de i̇stanbul bölgesi 2020'de özelikle temizlik açısından altın çağını yaşadı. yani gelinen bu nokta yılların birikimi değil tertemizdi deniz 2020de.

her sene mart nisan aylarında hafif bir bulanıklık ve hatta tekirdağ taraflarında daha cok hissedilen kırmızı bir tabaka şeklinde suyun üstünde gördüğümüz ve mayıs gibi özellikle su sıcaklığı 15cleri bulduğunda etkisini kaybeden bu lez müsilaj yapılaşmasının bu sene de zamanla yok olacagini dusunduk. önce 5-6cmlik küçük parçalar halinde sümüksü yapılar olarak gördük çok da rahatsiz etmedi dalışlarımızı.
sonra parçalar büyüdü 50cm civarında tül gibi uzanan yapılar oluşturdu. biraz da sevindik hatta, teknelerin soğutma kanallarını kapatacak, ağların iplerine tutunup balıkların ağları fark etmesini ve yakalanmamalarını sağlayacak, bu yüzden de balıkcılar fazla balık yakalayamayacak dolayısı ile de deniz kendini nadasa bırakacak, balık bollaşacak diye düsündük.

2008'de böyle çok lez olmuş ve bu lezin ardından marmarada görmeye pek alışık olmadigimiz baltabaş karagöz yavrularını hemen hemen her taşta görür olmuştuk. önce tırnak kadar, sonra kibrit kutusu kadar gördüğümüz balıklar artık devasa boyutlara ulastilar. sinarit yavruları da o sene bolca görülmüştü. oradan hareketle, bir sekilde bu baltabas karagozlerin ve sinaritlerin yumurtlarinin baska türler tarafından normalde her sene tahrip edildiginin ancak 2008deki bu lez sayesinde onları tahrip eden her neyse basarili olmadigini ve bu balıkların yumurtalardan cikabildiklerini gormustuk.

sonra bu lezin 50cmlik tül parçaları metrelerce uzunlukta ve her yeri kaplayan bir hal aldi. 15c'de gecer diyorduk su 18c-19cleri gördü lez bitmek bilmedi. bir kısmı öldü, hadi temizleniyor dedik, ölenlerin suyun üstünde yarattıkları tabakaların altındaki karanlıkta üremeye devam ettiler.

dalışlarda balıkların bu yapılaşmadan çok tedirgin olduklarını ve bunların oldukları bölgelerde bulunmamaya calistiklarını fark ettim. suyun üstündeki ilk birkaç metrenin ardından derinlere doğru lezin yoğunluğunun arttıgını ve gectigimiz senelerde bir atışta üçer dörder balık vurdugumuz 13-17m civari taslarımızın duvarlarının tamamının lez ile adeta sıvanmış oldugunu ve balıkların oraya uzunca suredir ugramadıklarını fark ettim. balıklar dışındaki tüm canlılar, deniz yıldızları deniz kestaneleri ve kabuklular bile sanki uzaklaşmış terk edilmiş kovuklara dönmüştü yuvalar.

bunun sebebi küresel ısınmadır, mevsimlerin bozulmasıdır vs derken gecen hafta bogaza dalis yapabilmek üzere riva'dan bot indirdik. riva deresinin halini görünce bütün savlarımın hatalı oldugunu anladım. 2mden dibi görebildigimiz bu derede bot indirmek adeta iğrenç bir işkenceye dönüşmüştü. dere simsiyahtı ve fabrika atığı ile dışkı arası bir kokusu vardi. 2m görüşü bir yana bırakın 3cm bile görüş yoktu.

bilmiyorum i̇stanbul'dan denize akan diğer derelerde durum nedir ancak riva deresinin yıllardır bildigimiz rengi ile şu anki rengi arasında ciddi bir fark var. bu derenin doğrudan bu pislikle beraber boğazı geçerek marmaraya akıyor oluşu bile denizi marmara denizinin kimyasını değiştirmeye yeter.

i̇stanbul gibi dünyanın sayılı büyük bir şehrinde atıkların arıtılmadan denize atılması bilmiyorum belediyenin mi yoksa çevre bakanlığının mı kabahati.. ancak böyle tesislerin üstelik bir gün iki gün değil aylardır işlevini yerine getirmiyor olması ya ihanettir ya da cehalettir. bu tesisleri ya birileri sabote ediyor ya da buralarda beceriksiz insanlar görevde bulunuyor ve sistemleri nasıl çalıştıracaklarından bir haberler.. bunun başka bir açıklamasını bulamıyorum.

her ne sebeple olursa olsun..

buna artik dur deyi̇n!..


dr m. cansın özden
sithin sene sithin sene
ne olup bittiğini daha net anlamak için şu videoyu izleyebilirsiniz;



marmara denizi küçük bir iç deniz, yüzey alanı düşük, diğer denizlerle su alışverişi sınırlı. yapısı gereği suyu devirdaim edemeyen, su döngülerinin sınırlı olduğu bir iç deniz. çünkü rüzgar ve dalga miktarı yetersiz. üstüne deniz sıcaklığının arttığı, hem de bunun sadece küresel ısınma kaynaklı olmayan bir ısınma olduğu, zira epey ciddi bir artış olduğu tespit ediliyor. bu seneki sıcaklıkları, ortalamaların 2.5 santigrad derece üstünde olduğu belirtiliyor. peki bunlar ne demek? aslında bunların hiç birisi kendi başlarına anlam taşımıyor. çünkü sahnemiz eksik. bunların hepsi, kabaca aynı şeye hizmet hizmet ediyor; besin çokluğuna maruz kalmış fitoplanktonların üreme hızını artırmaya.

öncelikle fitoplankton öcü falan değil. hatta çok faydalı bir canlı. soluduğunuz oksijenin çoğunu temin ettikleri gibi, besin zincirinin de en alt zincirini oluştururlar. fitoplakntonları zooplanktonlar, onları karides, midye ve küçük balıklar, onları da büyük balıklar tüketiyor. peki bu deniz salyası da nerden çıktı? peki sorun nedir? sorun, dengenin bozulmuş olmasında, atasözünün dediği gibi, azı karar, çoğu zarar. şu an çoğu zarar noktasındayız.

iyi de bu fitoplanktonlar (işimiz kolaylaşsın diye fitoplankton yerine alg ve/veya yosun de diyebiliriz), ne oldu da bu kadar çoğaldı? işte orada devreye sen giriyorsun marmara denizi sakini arkadaşım. çünkü senin atıkların o denize boşalıyor. hani bilim adamları denizde besin arttı deyip duruyorlar ya, orada besin dedikleri senin atığın. çünkü senin atığın da her organik atık gibi fosfor ve azot içeriğince zengin. (bkz: fosfat gübresi) (bkz: azot gübresi) senin atığın, bu canlıların besinini oluşturuyor, bunu tıpkı inek dışkısıyla gübrelenen bir tarla gibi düşünebilirsin.

marmara denizi etrafında istanbul, kocaeli ve bursa gibi ülkenin en büyük şehirlerinden üçü yer alıyor. diğer iller ve daha küçük yerleşkelerle bu nüfus, kabaca 25 milyon olarak belirtiliyor. bu hesaplar içinde olmadığını gördüğüm bir turizm nüfusu söz konusu, boğazlardan geçiş yapan gemiler söz konusu, bu gemilerin marmarada boşaltım yapmaları yasak gerçi ama kaçak göçek sintine salan illaki oluyordur, hepsini takip etmek ne kadar mümkün söylemesi zor. dahası, bu bölgede tarım da yapılıyor, ve tarım demek, fostat-nitrat gübresi demek. bu bölgede et-süt-tavuk entegre tesisleri var, bunlar peynir altı suyu demek, hayvan kanı demek, bunların hepsi, o bilim adamlarının besin olarak tanımladığı atıklar. çünkü fitoplanktonlar fotosentez yapıyorlar ve ihtiyaç duydukları şeyler güneş ışığı ve temel besin maddelerinden ibaret.

işte bu müsilajın patlama sebebi budur. marmara denizi besin maddeleri açısından gereğinden fazla yüklenmiş durumda. bu besini okside edebilecek yüzey alanına, oksijen doygunluğuna, sirkülasyona sahip değil. bu besin, fitoplankton nüfusunu aşırı şekilde artırıyor. hava sıcak olunca bu artış katlanıyor. meselenin temeli, ne sıcaklık, ne denizin durgunluğu, meselenin özü denizin aşırı derecede kirlenmiş olması. bu denizi kirletmekten geri durulmadı, halen kirletiliyor, çevre ve şehircilik bakanlığı bu deniz için ne yapmış bugüne kadar? koca koca belediyeler ne yapmış? bazı ahlaksız kişiler çıkıp bu meseleyi de seçime bağlıyorlar, 20 senedir göstermelik "kaba deniz temizliği" yapmaktan başka ne yapıldı istanbulda bir anlatın da öğrenelim. mesele, belediyelerin ve bakanlığın bilim insanlarını dinlememesi, popülist yatırımlar yaparken, ileri biyolojik arıtma tesisleri kurmaması, endüstriyel tesisleri denetlememesi. hala millet birbirine top atıyor. bu haltı birlikte yediğinizi, yok ille kabahatli aranacaksa, o kabahatin son 2 yıldan ibaret olmadığını bilmeyen tek bir bilim insanı yok bu ülkede, haberiniz olsun. görülen netice, sizin siktiriboktan şark kurnazlığınızın meyvesidir, afiyet olsun.
gulhane parkindaki ceviz agaci gulhane parkindaki ceviz agaci
"deniz salyası marmara'dan ege denizi'ne sirayet ediyor."

twitter.com

"deniz salyasının ege denizi'ne akmaya başladığı gökyüzünden görüntülendi"

twitter.com

söylemekte sakıncası yok, bu mesele politika üstü hale gelmiş durumda. artık erdoğan'ın "şahsım devleti" mi çözer, cehapeli belediyeler mi çözer, yakında çıngar çıkarması muhtemel yunanlar mı çözer yoksa gökten ejderha mı iner... bir önemi yok. sıkıntı büyük.

akla getirdiği:


radiance radiance
şimdi tutup da geri zekalı gibi "abi kanal istanbul yapılırsa oradan su gelir, müsilaj temizlenir" diyebilecek vatandaşlar için hemen not bırakalım, kimse kendisini rezil etmesin.

karadeniz oksijen fakiri bir deniz olmakla birlikte dip kirliliği yüksektir. özellikle çevre konusunda cahiliye devrini kökünden yaşamış sovyetler bunun bir numaralı sorumlusudur. karadeniz ve marmara arasında yükseklik farkı vardır. bu nedenle su akışı ağırlıklı olarak kuzey güney yönündedir.

hal böyleyken kanalın yapımı zaten ölüm döşeğindeki marmara'ya fatality çekeceği gibi ege denizini de yok edecektir.

ha bunların çevre mevre zerre umurunda değil. hepsi avantasının peşinde ondan önlemeliyiz falan da diyemiyorum. şimdiden allah rahmet eylesin.
3
ila ila
yıllardır buradayım. bu kelimeyi ilk kez duyuyorum, böyle bir görüntüye ilk kez şahit oluyorum. naptınız istanbul'a ya.
acarabi acarabi
sorumlusu yaklaşık 20 yıldır marmara denizine akıtılan pislikleri görmezden gelen akp hükümetleri ve çevre belediye başkanlarıdır.
omer e omer e
hemen her sene özellikle liman bulunan kasaba civarlarında ki hepsini gezmiş gibi söyledim, gördüğüm ufak çaplı manzaraların büyüğü olmuş bu yıl.

garip tanımlar var; salya, müsil, lez. kendimin aklı bunları insanla ilişkili kavramlar olarak, doğaya b.k atmak şeklinde değerlendirdi.

sebebi sizsiniz, genel olarak "siz" yani çünkü ben orada değilim, "oradakiler" de diyebilirim, sayı da veririm, isim de, tek tek ifşa ettirmeyin.

kapanmaydı, virüstü, hijyendi ayağına korkudan denizi kimyasallarla doldurdunuz, kıyılarda biriken "insani" atıklar yüzünden denizi sı.ırttınız.

şimdi hepiniz sahilden bir kilo alıyor bu şeyden ve deniz temizleniyor. tabi bölünse adam başı yüz gram çıkmaz, alamayan olursa denize kaynak suyu dökerek onu kutsasın.

ameno
dori me...

ten letters ten letters
müsilaj suresi 30.ayet der ki;

ey iman edenler,

yıkandığınız suyu arıtmayın, şüphesiz ki suda yaratılacak necasette ekip biçtiğiniz yeryüzü için sayısız hayırlar vardır.

kaynak: tarım bakanlığı arşivi.

edik: neyi eksiliyorsunuz kardeşim tubitakta ezan okuyan ekmek sepeti ödül alıyor sjsjsjsj.