mustafa kemal i vahdettin in görevlendirmesi

harici gazelhan harici gazelhan
osmanlı subayı mustafa kemal'in samsun'a çıkışı ile ilgili tüm ayrıntıların aşağıda "çıplak fotoğrafları için tıklayınız" berraklığında anlatıldığı görevlendirmedir.

miralay mustafa kemal'le , sultan vahidettin han hazretleri arasında geçen konuşmalari vakıanüvis mabadullah def-ihacettin efendi aynen şöyle kaydetmiştir.

vahideddin han hazretleri miralay mustafa kemal'den "anadolu'ya gitmesi ve orada yeni kuvvet teşkil ederek istila kuvvetlerine karşı faaliyete geçmesi istenmiş olmasına rağmen , mustafa kemal'in harbiye nezareti’ne yazdığı 14 numaralı yazı ile "alelhesap bir miktar meblağın itası" , “ekalli iki binek otomobili" ile "muhassesat-ı adiyelerinin 3 aylık maaşlarının peşin verilmesi" talebinde bulunduğunu öğrenmiş ve çok sinirlenmiş ve miralay mustafa'nın derhal huzuruna gelmesini/getirilmesini emretmiştir.

saray teşrifatçısı sultan'ın huzuruna gelir ve
"sultanım miralay mustafa kemal sizinle görüşmek dilerler" der.
sultan tahtından inip sırtını huzur-u hümayun kapısına döner.kaşları çatık gözleri adeta ateş saçmaktadır.

miralay mustafa huzur-u hümayundan girip, geldiğini belli edercesine sert bir şekilde topuk vurarak selamını verir.

padişah vahideddin han hazretleri oralı olmamış gibidir. ancak; dikkatle bakıldığında kendisini sakinleştirmeye çaliştiği görülmektedir.

sessizliği miralay mustafa bozar.

-beni emretmişsiniz hünkarim...

sultan vahidettin han hazretleri ani bir hareketle döner ve gürler.

-miralaaaay!.. ben sana ne görev verdim?

-emriniz üzre, işgali vatan cihetiyle anadolu'ya geçip burada yeni bir kuvvet inkişafi ile..

-kes!.. kes!.. kes!...

sultanimiz efendimizin arslan gibi kükreyişiyle miralay mustafa'nin adeta nutku tutulur, beti benzi solar.

-konuşuyorsun hala..senin çoktaaan vapura binip samsuna doğru yola çikman gerekiyordu..bir de utanmadan harbiye nezaretine dilekçe yazip, sonradan hesaplaşilmak üzere mühim bir miktar nakit , 2 adet binek otomobili ve 3 aylik ta maaşini istemişsin..bu ne densizliktir böyle?

miralay mustafa kipkirmizi olmuştur. kekeleyerek...

-"müsaade ederseniz maruzatimi dillendirmek isterim" der.

sultan gözünün birisini hafif kisarak miralay'a bakar, söyleyeceğini dinlemekte olduğuna delalet eder bu bakişi o sirada korkudan titremekte olan miralay tarafindan idrak edilemeyebilir düşüncesiyle , ayrica başiyla konuş der gibi de işaret eder.

miralay konuşur. sesi hala titremektedir.

-hünkarim beni deniz tutar..binek otolarini ondan istedim. biliyorsunuz binek otolarinda yanan benzin adli yağ da ziyadesiyle pahali. sonradan hesaplaşmak üzere külli meblağda nakit isteyişim de pahali benzin yaği nedeniyledir. üç aylik maaşimi isteme sebebim ise; tamamen sizi düşünmemdendir. zira oralarda şerefli bir osmanli subayi olarak kursağimdan bir lokma sicak çorba girsin deyü, ahalinin gözünün içine bakamazdim.sonra derlerdi ki; şu çulsuza bak meteliğe kurşun atiyor, bir de beni padişahimiz görevlendirdi diye caka satiyor.

sultan vahidettin han yumuşamiş gibidir..sinirli yüzü sicak bir gülümseme ile aydinlanir.gülerek sorar..

-demek deniz tutuyor seni?

miralay mustafa'da bu babacan gülüş karşisinda rahatlamiştir ,cevaplar.

-evet hünkarim..bu cihetle taa trablustan burayada, yürüyerek avdet etmiştim.

sultan birden ciddileşir ve kaşlari tekrar çatilir.

bizler bu vatan uğruna kelleyi koltuğa almişiz, sen ise "beni deniz tutuyor" diye ülkeyi kurtarma görevini reddediyorsun öyle mi?

miralay mustafa şaşirmiştir..kekeler..

-e. es.esss.. estafirullah hünkarim!.. öyle demek istemedim!.. iki binek otomobil olursa daha kolay giderim. öbürkü türlü karaya çiktiktan sonra en az iki gün kendime gelemezdim bu da vatanin istiklalini inkitaya uğratabilirdi.

-miralay!.. miralaaay!... bizim sana tahsis edebileceğimiz ne bir otomobilimiz ne de bunda yakacağin bir dirhem benzin yağimiz yoktur. ingiliz gavuru otomobillermizi kontrol etmekte ve benzin yağini da neredeyse dirhemle vermektedir.vatanin istikbali ve istiklali senin keyfini bekleyemez. derhal limanda demirli bandirma vapuruna binip, sana verilen görevi ifa edeceksin.

miralay mustafa çaresizlik içerisinde "emredersiniz hünkarim" diyip topuk selamini verip tam da huzuru hümayundan çikacakken, açik olan saray penceresinden içeri "fiti fiti fiti" uçaraktan, teşkilat-i mahsusa'nin acil bir mesajini taşiyan posta güvercini girer.

eğitimli güvercin doğrudan sultan vahidettin'in sağ omzuna konar.

sultan güvercinin ayağina bağli mesaji itinayla çikartip hizlica okuduktan sonra başini kaldirip uzaklaşmakta olan miralay mustafa^ya seslenir.

-miralaaaay!. duuuuur!...

bu sesi duyan miralayin çivi gibi çakili kalmaktan başka çaresi kalmamiştir.

padişah mesaj hakkinda miralay'a bilgi verir.

-miralay mustafa!.. mesaj teşkilat-i mahsusa'dan..ingiliz gavuru benim seni görevlendirdiğimi öğrenmiş(*), boğazi çevirmiş ve gemilerin hatta takalarin bile anadolu'ya geçişine izin vermiyormuş.

miralay mustafa şaşkinlikla sorar..

-otomobilimiz yok , gemilerimize ingiliz gavuru izin vermiyor...anadolu'ya nasil geçeceğim ve verdiğiniz mübarek görevi nasil ifa edeceğim?

sultan vahidettin han en zor zamanlarda ne yapilacağini en iyi bilendir şüphesiz.kendinden emin vakur bir ifadeyle miralay'a bakar ve;

-"karadan gideceksin ama gemiyle" der...

miralay mustafa'nin şaşkinliktan sesi güçlükle çikar...

-na..na.. nasil yaani?

sultan vahidettin gülümser..elleri belinde göğsü yüksek gururla konuşur..

-miralaaayy..miralaayy!.. fatih sultan mehmet han'in benim ecdadim olduğunu unutmuş olmayasin. dedem fatih sultan mehmet dersaadet-i urum gavurundan fethederken gemilerini haliçe karadan yürüttüğüne göre, bizde bandirmayi samsuna karadan götürürüz elbet..

miralay mustafa bu deha karşisinda susmaktan başka yapacak şey bulamamiştir.

sultan vahidettin han bu görev için adeta sarayi seferber eder..belgrad ormanlarindan en yaşli ağaçlar kaydirmalik kütük olarak kesilir. yağlama için her türlü yağ ve bandirmayi çekmek için gereken ipler tedarik edilir. güçlü kuvvetli osmanli leventleri gemiyi karadan yürütme görevi için tertip edilir. gece karanliğinda limanda karaya çikartilan bandirma vapuru yağli kütükler üzerinde kaydirilmak suretiyle samsuna doğru yola çikar.

fakat bu çözümü ve başariyi içine sindiremeyen miralay mustafa bandirma vapurunu sinopta karadenize indirtir ve buradan samsuna kadar deniz yolu ile gidip orada sanki istanbuldan geliyormuş gibi karaya çikip havasini atmiştir.

üstelik bu yolculuk sirasinda kendisini deniz bile tutmamiştir.

bu nedenle atatürk'ün bandirma vapuru ile samsuna çikmasi olayi kismen yalandir.

(*) sultan vahidettin han o sirada miralay mustafa'nin aslinda bir ingiliz ajani olduğunu bilmemektedir.