my girl

1 /
iskeletor iskeletor
the temptations'ın gün ışığı etkisi yapan sevimli şarkısı. bu şarkıyı full house'da evin babası danny, büyük kızı dj'e söylemişti bi de, onu hatırlıyorum. sözleri de şöyle:

ı've got sunshine on a cloudy day.
when it's cold outside
ı've got the month of may.
ı guess you'd say
what can make me feel this way?
my girl (my girl, my girl)
talkin' 'bout my girl
my girl!
ı've got so much honey the bees envy me.
ı've got a sweeter song
than the birds in the trees.
ı guess you'd say
what can make me feel this way?
my girl (my girl, my girl)
talkin' 'bout my girl
my girl!
hey hey hey
hey hey hey
ooooh.
ı don't need no money, fortune, or fame.
ı've got all the riches baby
one man can claim.
ı guess you'd say
what can make me feel this way?
my girl (my girl, my girl)
talkin' 'bout my girl
my girl!
ı've got sunshine on a cloudy day
with my girl.
ı've even got the month of may
with my girl..
why georgia why georgia
birçok kişiyi oldukça etkilemiştir. televizyon kanallarının bundan on, onbeş yıl kadar önce kaliteli yapımlara yer verdikleri dönemlerde yayınlanmış, izlendiği vakit aile boyu ağlama seansı yaşanmasına sebep olan filmdi. o tarihten sonra bu filmi hiç izlemedim, işin ilginciyse film gayet net bir şekilde hafızamda yer etmiş. çocuklukta izlendiğinde, henüz daha ölüm kavramının kafalarda tam oturmadığı zamanlarda, ekranda kendinle yaşça benzer bir çocuğun başına bu tür bir olayın geldiğini görmektir belki de unutulmamasının sebebi. şimdi izlesem bünyede aynı etkiyi bırakır mı bilmiyorum.
karışmasınkimselerbana karışmasınkimselerbana
bak şimdi bi anda geldi aklıma ordaki küçük kız bir şarkı söyler dururdu tabi ingilizce izleyemedik filmi türkçeydi o yüzden onlar nasıl çevirdiyse bende öyle hatırlıyorum hemende yazıyorum

babam ölüleri çok severdi
benimle hiç ilgilenmezdi
diriram diriram diriririraaam

böyle bişiydi işte çok izleyenler mutlaka hatırlar aklının bi ucuna takılıp kalmıştır kesin
always alone always alone
çocukken izleyen herkes için kızın topunun aşağıdaki odaya kaçtığı o an uzun süre korkutucu bir imge olarak akıllarda kalmıştır. çocukken ağladığımız ilk filmlerden olduğunu da belirtmeye gerek yoktur heralde.
"ayrıca ölülere neden makyaj yapılır bu nasıl iştir la" diye de sorgulatmıştır beni uzun süre.
hikaru hikaru
çok canımı yakan film...

"sizin hiç babanız öldü mü?" der ya cemal süreya, bu filmi düşündükçe "sizin hiç çocukluk aşkınız öldü mü?" diye sorasım gelir... benim bir kere öldü... kör oldum...

aslında hiç de alâkası yok hikâyelerimizin. my girl'deki annesiz yalnız kız vada ve onun azıcık ezik karakterli, süper iyi kalpli thomas'ını diyorum. onlarla kıyaslandığında bizim hayatımız son derece sıradandı. üniversite yıllarından beri arkadaş olan anne-babalar, aynı yıl doğduğumuz için mecburen arkadaş olmuş olan biz iki çocuk... pek küçüktük, beraber oynardık, onun sarıya çalan uzun dümdüz saçları vardı, kıskanırdım. aşk-meşk bilmediğimiz dönemlerdi henüz. sadece bir defasında, henüz dört yaşındayken, "ben büyüyünce seninle evlenicem!"diye deklare etmişliğim vardır; o da yememiş içmemiş annesine yetiştirmiş sıpa. annelerimiz bir araya geldikçe bunu hatırlatıp gülerlerdi, ben mosmor olurdum. o ise bir havalarda, sanki bulunmaz hint kumaşı, aman da aman! onun erkek, benim kız oluşumuzun farkına vardığım, yaklaşık yedi yaşımdan oniki yaşıma kadar dönem ona sinir olmakla geçti.

sonra taşındılar. i̇zmit'e. sadece yazları, yazlıkta görmeye başlar oldum onu. her sene daha da bir boy atarak, ince uzun bir delikanlıya dönüşerek yazlığa gelir olmuştu. çok da iyi basket oynardı kerata, yüzmede onu geçen yoktu. bana kart oyunlarından speed'i, kanasta'yı o öğretmişti. sonra bir de bakıverdim, ergenliğin verdiği duygusallıkla ona bayaadan âşık olmaya başlamışım! ama gururlu yeniyetmenin tekiyim ya, ona çocuk gibi muamele etmekten hiç çekinmiyorum (benden on gün sonra doğduğu için), hep böyle her şeyi bilen koca kız havalarındayım... o da beni kızdırmaya bayılıyor zaten. sürekli bir didişme halindeyiz kısacası. anne babalarsa "çocuğum, siz kardeş sayılırsınız, birbirinize iyi davranın, koruyun kollayın" modundalar. onlara da ayrıca gıcığım o yüzden.

sonra... sonrası yok... en son konuştuğumuzda, fen lisesi sınavları açıklanmıştı. ankara fen lisesine yedekten girebiliyormuş. ama gitmeyecekmiş, uzak olduğu için körfez fen lisesinde karar kılmış... kayıtlar yaptırılmıştı galiba, tam hatırlamıyorum... ben yazlıktan erken ayrılmıştım o sene. antalya'ya teyzemlere gitmiştim, sonra annem aradı. sabahın 8'inde aradı annem. sesi çok kötü geliyordu.

"marmara'da deprem oldu," dedi ağlamaklı. "ececiğim bir şey söyleyeceğim ama sakin ol, tamam mı?"

"noldu anne?" dedim korkuyla. aklımdan binbir şey geçti. annem, babam, kardeşim... ama o aklıma gelmedi, çok tuhaf, hem de i̇zmit'te olduğunu bildiğim halde...

"mehmet ali amcanlara ulaşamıyoruz. baban i̇zmit'e gitti. haber alır almaz arayacak..."

hiç aklıma gelmedi "hemen nasıl haberiniz oldu, babam atlayıp gitti" demek... meğer karşı apartmanlarında oturan ortak tanıdığımız aramış, "mehmet ali beylerin apartman çöktü, ailecek göçük altında kaldılar" demiş. babam ta ayvalık'tan atlayıp gitmiş hemen. mehmet ali amcaların sokağını bile bulmakta güçlük çekmiş. sonunda oraya varabildiğinde, mehmet ali amcayı ve selime teyzeyi henüz az önce sağ çıkartmışlar enkazdan.

ama onu bulduklarında artık çok geçmiş... tam da onun odasının olduğu tarafa doğru çökmüş bina.

çok ağladım. günlerce ağladım. yıllarca ağladım, aklıma her geldiğinde... kasımın ikisinde, onun her doğumgününde... o benim en eski dostumdu. i̇lk aşkımdı. sevgimi hiç söyleyemediğim, hep aptalca, çocukça muhabbetler çevirdiğim arkadaşım...

şimdi büyüdüm... sen hep ondört kaldın, ama ben yirmidört oldum be arkadaşım... senden on gün değil, on yaş daha büyüğüm şimdi... ama biliyor musun çağatay, kaç olursam olayım, benim de bir parçam o gün orda seninle birlikte kaldı... çok derinlerde bir yerde, ondört yaşındaki o küçük kendini beğenmiş kız duruyor hâlâ... öyle pişman ki üstelik: seni bir keresinde su savaşında çok kötü ıslatıp hasta ettiği için; o çok sevdiğin uzaktan kumandalı arabanı bozduğu için; bir de seni ne kadar sevdiğini hiç söyleyemediği için... seni bir kez bile öpemediği için...

seni hâlâ özlüyorum çağatay...
regulus regulus
çok küçükken izlemiştim, tahminen 8 yaşında falandım. aşk ve ölüm kavramlarını adeta kafamıza vura vura öğretti bize. rahatsız etti, uyku uyutmadı.
pişman mıyım bilmiyorum, çocuğuma izletir miyim bilemiyorum.
ama çocuğun, sevdiği kız için o arıların arasına girmesi, gerçek sevginin tanımı oldu benim için.
1 /