necip fazıl kısakürek

giriniz kaydediliyor

işlem bitince otomatik olarak girinize yönlendirileceksiniz. hoşunuza gitmeyen bir şey varsa girinizi daha sonra düzenleyebilir veya tamamen silebilirsiniz.

girinize bir görsel eklemek için dosya veya dosyaları buraya bırakın
dosya(lar) otomatik olarak yüklenecektir.

(bkz: ) `` TR CC:bu fonksiyonu kullanarak girinizi doğrudan seçmiş olduğunuz sosyal platformda da yayınlayabilirsiniz
15
nihiladam
kendisi büyük doğu dergisi'nde yayınlanmış "amerika, dünya ve biz" yazısının yazarı olup, bir cümlesi alıntılanarak anlaşılamayacak bu makalenin orjinali aşağıdadır.

amerika, dünya ve biz

bugün dünya, milletlerin oluş istikameti ve tekevvün hakkı bakımından iki vâhide ayrılmıştır. sonunda kaba ve basit iki vâhid... ya amerikayı tutacaksınız, ya sovyet rusyayı; ya demokrasiyi, ya komünizmayı... bunlardan birine temayül derhal ve kat'i olarak öbürüne aykırılık mânasına gelir. onun için, en küçük amerikan aleyhtarlığı, hangi zaviyeden olursa olsun, sovyetleri desteklemek diye anlaşılır. bu yüzden komünizmaya zıt bir dünya görüşü kerhen de olsa, amerikan politikasını korumakla mükelleftir.
ikinci dünya harbinden sonra avrupa medeniyetinin büyük mümessilleri, bir nevi iktisadi ve teknik tabiiyet yüzünden dünya görüşlerindeki istiklâllerini kaybetmişler ve mecburî olarak amerikan hegemonyası altına girmişlerdir.
imparatorluğunu ve dünya siyasetindeki başbuğluğunu kaybeden şahsiyetli ingiltere, şimdi bütün aksiyonunu ve söz hakkını kaybetmiş mahzun bir ülke halindedir. almanya, topyekûn varlığıyla ödemek mevkiinde bulunduğu harp felâketini telâfi için, hârika çapında bir kalkınmadan gayri hiçbir gaye sahibi değildir. avrupa'nın diğer milletleri de, garp medeniyetini meçhul bir yarına çeken sinsi şartlara karşı, bütün güçlerini, kendi kabukları içinde, ruhî ve iktisadî günü birlik bir ferahlığa yöneltmiş ve dünya politikası üzerinde müessir olmak politikasını unutmuş bulunuyorlar.
yalnız fransa (dö gol) tecrübesinden sonra bir şahsiyet hummasına düşebildi; ve (frenk) isminin eski temsil hakkı üzerinde yepyeni bir istikamet kolladığını belli etti. dış politikada ilk defa olarak (dö gol)ün; amerikan hava üslerini fransadan tasfiyeye kalkması, işte bu istiklâl ve şahsiyet davranışının en bariz işaretidir. bu işaret, fransanın artık bir âlet mevkiinden çıkıp, garp medeniyetini yuğuran şahsiyetli milletlerden biri olmak sıfatını her sahada göstermek ve bütün iç ve dış buhranlarını yenmek istemesinden başka bir maksada yorulamaz.
hakikat şudur ki, amerika sadece iktisadi ve teknik üstünlüğü yüzünden, ayrıca hiç bir payı bulunmıyan garp medeniyetini bütün hakları ve imtiyazlariyle ve açıkgözce nefsine yamamış; ve cihanın komünizma dehşetine karşı kendisini biricik tutamak haline getirmeği bilmiştir. bu tutamağa el atanlar da, onun iradesine boyun eğmeğe, dünya çapında hiçbir temsil tavrı takınmamaya, şahsiyetsiz yaşamaya ve amerikalılara mahsus basit ve düpedüz dünyanın bekçiliğini etmeğe mecburdur.
bu ne boğucu, sıkıcı dünya! yukarıya tükürsem bıyığım, aşağıya tükürsem sakalım...
nazariyede materyalist rusyaya karşı amerika, cihana öyle ablâk bir çehre vermiştir ki, ikisi arasında sıkışıp kalan avrupa, evvelâ birincisine, sonra ikincisine karşı (spiritüalist) bünyesini koruyabilmek için ne yapacağını bilememektedir. birinden korunmanın öbürüne sığınmak şeklinde tecelli eden çaresi, gerçek korunmayı ve şahsiyet müdafaasını büsbütün iflâs ettirici bir durum arzetmektedir.
bize gelince:
halk partisi devrinden beri, mutlak ve mecburi amerikan siyasetini tutmak, türkiye hesabına biricik doğru yol... buna şüphe yok... cihanın ölüm ve dirim halinde iki yolundan dirim istikametini seçmek milli irade ibresi yalnız bu istikameti gösterdiğine göre, her halde halk partisi hesabına büyük bir keşif değil...
evet, dirim yolu seçildi; fakat bu yolda diri bir anlayış ve şahsiyetli bir tavır gösterilmedi. vaziyet o türlü idare edildi ki, amerika bizi cebinde keklik bildi; ve mevzuumuzda, idrâksiz kekliklere mahsus fedakârlıklardan ileriye gitmedi.
mesele, amerikan yardımının azlığında çokluğunda değil; amerika'nın karşısında, yalnız kendi milli tekevvün gayesine bağlı, şahsiyetli bir millet tavrını takınmakta ve ona göre hürmet ve itibar sahibi olmakta... coğrafya ve tarihimiz, bizi, kapitalizma ve komünizma sistemleri arasındaki nihaî muhasebenin ana rakamını temsil edecek kadar nazik bir makamda bulundurduğuna göre, amerika'dan bu makamın dolgun hakkını istemek ve nazlı bir sevgili muamelesi görmek biricik dikkatimiz olmalıydı. olmadı; sanki amerika tarafından boş bir araziye sevkedilmiş ve hudut bekçiliği almış boğaz tokluğuna çalışır bir millet olduk.
hele lisaniyle, üslûbiyle, tipiyle, ruh haletiyle ve kendine göre kültürü veya kültür iddiasiyle amerikalının içimize nüfuzu korkunç bir şeydir. dolar kuvvetine dayanan ve sade türkiye'de değil, dünyanın her tarafında kendisini hissettiren bu maddî ve aynı zamanda mânevî nüfuz belki avrupa'nın ruhî sahada baş derdidir.
zira amerikalı, eski bir kök ve şahsiyet damarına bağlı olmaktan uzaktır.garbın milletler katışığından öyle bir melezdir ki, o milletlere ait ruh uktelerini dibinden tıraş etmiş; ve meselesiz, dâvasız, dertsiz, ıztırapsız, yalnız madde hesaplarına bağlı ve beş hasse plânında yaşar bir yeni insan tipi getirmiştir. bu yeni insan, elektriğin ne demek olduğunu düşünmez veya düşünmekte bir fayda görmez; onu bir ampul içinde zaptetmeği kâfi bulur. bu yeni insanın hürriyet fikrinden, daha doğrusu insiyakından başka hiçbir ruhi sistemi yoktur. başı boştur, ilcalarına tâbidir, her kayıttan ve ölçüden âzadedir, manevî sulta ve disiplin boyunduruklarından hiç birinin hükmü altına giremez; hasılı tam mânasiyle tabiat ve madde insanıdır.
tarih, şahsiyet, ruhî hayat ve mesele sahibi milletler için de böyle bir tip, ancak bozucu ve çürütücü olabilir. hele yeni bir hayat ve tekevvün arayan ve henüz olamamış bulunan milletler amerikalıyı örnek aldıkları gün, meydana, bütün lûgatçesi 10-15 kelimeden ibaret, her ân çiklet çiğneyen ve homurtu halinde konuşan ve anlaşan, hiçbir ruhî müeyyideye kıymet vermeyen başı boşlar topluluğundan başka birşey çıkamaz. amerikalı tipi, kendi vatanında belki her türlü içtimaî emniyet ve murakabeye malik olabilir; fakat taklitçilerinin dünyasında sadece felâkettir. amerikaya gidip amerikalı olmak belki iyi; fakat milleti içinde amerikalılaşmak mümkün olduğu kadar kötü...
başınızı kaldırıp büyük şehirlerde şöyle bir halimize bakacak olursanız, amerikanizm denilen âfetin, kılığımızda, meşrebimizde, üslûbumuzda, edamızda bizi kendimizden ne kadar uzaklara götürdüğünü, yahut götürmek istediğini sezersiniz.
mekteplerimize, gençlerimize, züppelerimize, zevk-u safa hayatımıza; ve oradan müesseselerimize, evet bütün müesseselerimize dikkatle bakınız yeter!
bir amerikan gemisinin istanbul'a geldiği gün, şehrin geçirdiği telâşın, (noel) babanın çıkını etrafında çocuklar geçirmez.
eğer arada bir kendilerinden şu veya bu tarzda, hattâ bayrağımıza kadar uzanan kabalıklar görüyorsak, bunu, amerikalının mizacında değil, kendi ruhî zebunluğumuzun muhatabımıza verdiği gururda aramalıyız.
iktisat reçetelerine kadar her şeyi sonsuz cömertliğinden beklediğimiz bir millet fertlerinin bize karşı ulvî hareket etmesini beklemek ve böyle bir istidadı da amerikalıdan ummak, yerinde sayılamaz.
bize düşen, kendi kendimize sahip olarak, amerika'nın ebedî müttefiki, amerikalının da "sen sensin, ben de ben" tarzında dostu olmaktır. amerikalıyı da böylece kendimiz için bir saadet unsuru kılmak... yoksa belâ haline getirmek değil...
bunu en küçük milletler yaparken biz yapamazsak hazin olur. amerika da ancak böyle bir şahsiyete maddî ve manevî itibar biçebilir. yoksa, gelip geçici menfaatleri bakımından alâkadar olduğu; ve bir amerikan bahriyelisinin iki yana açık bacakları arasındaki perspektif içinde mutalea ettiği kadrodan ileriye geçemeyiz.
dış siyasetimizde amerikan ve iç bünyemizde amerikanizm politikasını, kendimizde tecezzi kabul etmez bir şahsiyet vâhidine göre ayarlamakta, devlet ve millet çapında kalkınışımızı kuşatacak derecede büyük ve her işe hâkim bir mâna gizlidir.
bu mâna ta merkezinden ele geçirildiği gün, türk ve amerikan bayrakları, biri şu kadar yıldızlı ve öbürü sadece ay ve yıldızlı, iki ayrı dünyanın iki ayrı ve fakat daima beraber mümessilleri halinde yanyana göndere çekilebilirler.

necip fazıl kısakürek
büyük doğu dergisi / sayı 20 /17.7.1959

ahmet emin yalman

selanikli osman efendi
keskin muhasebecilerdendi
ama o da yanıldı ömründe bir kere
yanlış bir tohum atıp rahm-i madere.
bu tohum dünyaya çıkıp insan biçimini aldıysa da,
boyu bir karış kaldıysa da,
öyle haltlar yedi, öyle işler karıştırdı ki
sövdüler kabrinde bile babası osman efendiye.
osman efendi, ahmet emin adını takmıştı tohumuna,
ahmet emin, yalman'lığı kattı buna
ve ahmet emin yalman
önce alaman oldu sonra amerikan.
ona göre her devirde, her zaman
satılacak bir gazeteydi "vatan"
ve hazret sattı vatanı.
hapse atacaklarmış ahmet emin yalman'ı
amerikana yaranmaktaki rekabet yüzünden.
hapisteki hırsızlara acıyorum ben,
ahlâkları bozulacak
emin beyle aynı damda yaşayarak...

1959
nazım hikmet ran

ahmet emin yalman hakkında nazım hikmet'in yazdıkları da budur sonuç olarak. yani bir şey yazmadan önce, bir şey okuyun. öyle serbest stil bok atmak çok kolay da, üstad'ın ki azmettirmeyse, nazım hikmet'inki de azmettirmedir. bebeler sizi.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
ah bir atas ver cigarami yakayim
beklenen şiirinin sahibi güzelim yazarımızdır. beklenen şiiri ahanda aşağıda;

beklenen

ne hasta bekler sabahı,
ne taze ölüyü mezar.
ne de şeytan, bir günahı,
seni beklediğim kadar.

geçti istemem gelmeni,
yokluğunda buldum seni;
bırak vehmimde gölgeni,
gelme, artık neye yarar?

necip fazil kisakürek
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
gogol un paltosunun altında çıkan dostoyevski
nihayetinde kendisine yöneltilen amerikancı iddiasının "iftira" da olduğu söyleniyor. buyrun kendi dergisi, kendi yazısı. herhalde birileri büyük doğu diye fason bir dergi çıkarıp, necip fazıl kısakürek imzalı bir makale de yazmış olabilirler. neticede ergenekon bin yıllık bir örgüt. hep iftira hep iftira:

http://img117.imageshack....

lan bir de aynı makaleyi "amerikancı" olmadığına yönelik ispat için kullananlar çıkıyor. hakikaten merak ediyorum, okuyup anlamama nasıl yüce bir duygu. adam "sscb'ye karşı abd'yi desteklemeliyiz, abd'ye karşı çıkmamalıyız. en ufak bir karşı çıkış komünistlere hizmet eder" diyor. daha ne desin? anlamış değilim... yani tipik türkiye'deki sağcı amerikancı siyaset işte. hani stratejik ittifak falan deniliyor ya o cinsinden işte.

tekrar edeyim tek derdim amerikancı veya onun öncesinde nazi yandaşı olması da değil. bakın ben de bir google araması yaptırdım ve musevilerle ilgili ne düşünüyor:

"iç ve dış düşman-yahudi


. önce öz peygamberine ihanet eden, tevhid bayraktarı resul (tûr-u sinâ) ya çıkınca altundan bir buzağı yapıp ona tapmaya başlayan ve peygamber lanetine uğrayan, o…


· böylece, nebîler beşiği, üstün ırk israiloğulları içinden kopup fesad ve hiyanet mâdeni yeni bir kavim halinde dölleşen, asıl yahudiyi mayalandıran, artık hep öyle devam eden ve insanlığın başına belâ kesilen, o…


· içinden yetişmiş ve yeni ölçülerle gelmiş isâ peygamberi dinsizlikle suçlayan, romalı’lara gammazlayan ve romalı askerlere kimin tutulacağını göstermek için, havarîler meclisinde onu yanağından öpmeye kadar alçalan (yuda şem’un) o…


· derken babasız hak peygamber hazret-i isa’nın hak dinini içinden tahrif eden, yeni peygamberi allah’ın oğlu diye gösteren, “baba-oğul-ruhülkudüs” küfrünü icad eden (sen pol) o…


· islâmda münafıklığı mayalandıran, bütün bâtıl mezhepleri kuran, besleyen ve kur’ânda allahın lânetine hedef olan, o…


· dünyanın her tarafına yayılıp kene sessizliği ve sinsiliği içinde kanını emdiği her yerden atılan, sonunda ispanyadan kovulan, sırtında ucu kurşunlu kamçıların iziyle türkiye’nin kapısını çalan, karalar ve denizlerin haşmetli imparatoru kanunî sultan süleyman’ın lûtuf ve merhameti sayesinde yurdumuza sızan, en kısa zamanda türk iktisadî hayatına hâkim olan (yasef nassı), hattâ bir kızını kanunî’nin oğluna nikâh ettirmeye kadar başaran (nurbânû sultan), derken osmanlı tarihi boyunca yeniçeri fesadının baş âmili “züyûf akçe-hileli para” marifetini yürüten, o…


· öbür taraftan da, türk vatanının en habis fesad ve hıyanet merkezi selânikten kalkarak gûya islâmı kabul etmiş bir kafile halinde (dönmeler) edirne ve istanbul’a gelen ve bizi yahudi hüviyetiyle törpüleyişini bir de müslüman sıfatına bürülü olarak tecrübeye kalkan (sabatay sevi), o…


· fransız ihtilâlinde, perde arkası en büyük rolü oynayan, ilk (enflâsyon) parası (asinya)yı çıkartıp ihtilâlin iktisadî muvazenesini allak bullak eden, neticede bir yandan krallık, öbür yandan inkılâp fransasını, yani sadece fransa’yı batırmak emelini besleyen o…


· ikinci abdülhamîd devrinde islâm dünyasının merkez noktalarından birine çivi çakmak için filistin’de küçük bir toprak isteyen, buna karşılık türkiye’nin bütün dış borçlarını (düyun-u umumiye) ödemek teklifinde bulunan, fakat ulu hakan tarafından teklifleri reddedilen, nihayet yüce hükümdarı ittihat ve terakki komitecilerine düşürten, o…


· dünyada ilk defa parayı ve şişkin sermayeyi icad eden (kapitalizma), sonra (karl marks) marifetiyle onu tahrip eden, 1917 komünist ihtilâlinde güdücüler arasında yer alan (troçki, zinvoyef vesaire), peşinden dünya çapında bir yahudi filozof (hanri bergson)a tahrip âletini tahrip ettiren, netice olarak nerede ve hangi mezhep varsa bir taraftan kuran ve bir taraftan yıkan, yani kendi dışında insanlığı her türlü birlik ve yekpârelikten uzaklaştıran, o…


· türk millî kurtuluş hareketi yunanlıya karşı zafere ulaşır ulaşmaz, türk’ü ve onun şahsında islâmı yok etme azmindeki batı ülkelerinin üzerimize saldırmasını önlemek ve göstermelik istiklâlimizi sağlamak şartını islâmdan ayrılmamıza ve mukaddesatımızı feda etmemize bağlayan ve bunda muvaffak olan, yine o…


· nihayet her yerde, plânını gerçekleştiren, bu arada türkiye’de dilediği fuhuş, ahlâksızlık ve iktisadî çöküş iklimini tutturan, gizli imparatorluğunun maketi minik israil devletini kuran, onunla islâm âlemi ve petrol dünyasının en nazik noktasına kazığını kakan, arı kovanı hummasiyle çalışan, çabuk seferber olmakta dünyada birinci orduyu meydana getiren, çevresinde kendisinden en aşağı 10 misli büyük arap âlemini iflâsa uğratan, hep o…


· şu anda kolları karnının altında saklı bir ahtapot gibi, bir koliyle suriye, öbür koliyle ırak, daha öbür kollarıyle de kuveyt, hicaz, mısır ve libya istikametlerini kollayan, bu rolünün tahakkukuna zemin hazırlamak için bir dünya felâketine muhtaç bulunan, bunun için de rus-amerikan rekabetini kızıştıran ve türeme-üreme yatağı emperiyalizmayı besleyen, kısacası topyekûn medeniyetleri eritme yolunda büyücü kazanını durmadan karıştıran, yalnız o…

· yine o, hep o, yalnız o, daima o…

· ve bu incelikleri kavrayamamak ve içyüzleri görememek bakımından, memleketimiz, yine o, hep o, yalnız o, daima o… " (kaynak: google aramasıyla çıkan şu site: http://www.karakutu.com/m... )

tekrar edeyim: sağcı mı solcu mu, apolitik mi, politik mi... elbet bu değil bir şairi şair yapan ama bir ırkçılık ki necip fazıl'da herşeyinden soğutur adamı. tekrarlıyorum bunun aynısını birisi türkler için yazmış olsaydı hala "öyle böyle ama büyük şair, sanatı ayrı vallaha" denilecek miydi?

kaldı ki, sanatının da vasat olduğunu ayrıca düşünüyorum.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
gogol un paltosunun altında çıkan dostoyevski
peyami safa kısakürek için intihalci demiş, o da durmamış safa için intihalci demiş:

"necip fazıl ve peyami safa birbirinin ipliğini pazara çıkartmış!

türk edebiyatının ünlü yazar ve şairlerinin aralarındaki polemiklerde birbirlerini başkalarından eser çalmakla suçlarken, kimin hangi eserleri nereden uyarlandığını gözler önüne sermişler...


yazar murat ertaş, necip fazıl tenkitler polemikler kavgalar isimli yeni kitabında türk edebiyatının alışılagelmişin dışındaki yönlerini kaleme aldı.

kitapta, necip fazıl kısakürek'e göre peyami safa'nın intihalci, peyami safa'ya göre ise reşat nuri güntekin'in çalıkuşu romanı, yahya kemal beyatlı'nın leyla şiirinin çalıntı olduğu ifadeleri yer alıyor.

erzurum'da özel bir dershanede yöneticilik yapan yazar murat ertaş'ın 'necip fazıl-tenkitler, polemikler, kavgalar' isimli kitabı çıktı. 2001 yılında yüksek lisans tezinin bir bölümü üzerine yaptığı çalışma sonrasında tamamladığı kitabında; necip fazıl kısakürek`in sanat ve edebiyat sahasındaki tenkitleri, türkiye`nin modernleşme sürecinde edebiyatçılar ve yazarlar arasında yaşanan polemikler gibi birçok konuya değiniyor. kaynak göstererek kaleme aldığı eserinde en çok dikkat çeken ise edebiyat dünyasında yaşanan intihal tartışmaları ve kısakürek`in yazarlar hakkındaki görüşleri.

kitapta necip fazıl'ın, peyami safa'dan duyduğu ve bâbıali adlı eserinde geçen, "peyami safaya sorarsanız reşat nurinin çalıkuşu romanı, leon frapye`nin ınstutiricede province-taşra mualilimesi romanından aparma. yahya kemal beyatlı`nın leylası bir fransız şairindendir ve asıl ismi solange(solanj). halbuki yahya kemal onun fransızcasını da azizlik olsun diye kendisinin yazdığını ve böylece bizzat davet ettiği bir ithama karşı tuzak kurmak istediğini iddia eder. peyami safa anlatıyor: ertuğrul muhsinin ingilizcesinden, almancasından, fransızcasından karşılaştırılarak` diye tumturaklı bir meydan okuma diliyle takdim ettiği, kendisinin hamlet tercümesi aslında abdullah cevdet`in yıllarca önce eski harflerle bastırdığı tercümenin, gayet ufak sadeleştirmelerle kopyası" cümleleri dikkat çekiyor.

kitapta peyami safa`nın uzun yıllar dostluk yaptığı necip fazıl kısakürek`in kaldırımlar şiirinin kendi romanlarından birinin pasajından aktarma olduğu da yer alıyor. iddialar karşısında kısakürek, peyami safa`nın hangi eserinin hangi batılı kaynaktan çalındığını ispatladığı belirtiliyor. ertaş`ın kitabında necip fazıl kısakürek şöyle konuşuyor: "ayol peyami`nin romanıyla benim şiirim arasındaki neşir tarihi farkını bir tarafa bırakalım, sırf keyfiyet ayrılığı bakımından öyle uçurumlar vardır ki, ondan çaldığım bile kabul edilse, iki maden arası nisbet, neyin kime ait olduğunu göstermeye yeter. onunki altın, benimki teneke ise, demek bir şey çalabilmiş değilim."

peyami safa`nın atila isimli tarih romanının fransız marsel briyon`dan, cingöz recai`nin ve çocuk masallarının bulunduğu bir varmış bir yokmuş eserinin hep batı`dan çalıntı olduğunu delilleriyle ispat ettiğini açıklayan yazar ertaş, peyami safa`nın ulus ve cumhuriyet gazetelerinde yayımlanan bazı fıkra yazılarının ve fikirlerinin de avrupa`dan çalıntı olduğunun iddia edildiğini vurguladı. kitapta necip fazıl`ın penceresinden, hatıralarından türk edebiyatının ve edebiyatçılarının bilinmeyen yönlerini okuyucunun istifadesine sunmayı amaçladıklarını belirten yazar ertaş, "necip fazıl bilhassa edebiyat dünyamızda ihmal edilmiştir. hep hissî ve önyargılı olmakla suçlanan necip fazıl, edebiyat tarihimizde en çok hissî ve önyargı ile yaklaşılan birkaç sanatkârdan biri olmuştur." dedi"

(kaynak: http://www.tumgazeteler.c... )
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
gogol un paltosunun altında çıkan dostoyevski
alparslan türkeş için: içi alev alev müslüman, dışı pırıl pırıl türk ve içi dışına hâkim, dışı içine köle, yeni türk neslinin maya çanağı olmak ehliyeti hangi topluluktaysa ben oradayım,

kendisi için: “ciğerine kadar müslüman, sonra dibine kadar türk ve sonra sapına kadar erkek!...” diyen şair.

alparslan türkeş'in vazifesini de şöyle tanımlıyor:
“vatanın komünist sürfelerden temizlenmesi..."
“türk geçinenlere karşı millî kurtuluş savaşı...”


bir cümlede ırçkçılık, ataerkillik ve gericilik nasıl yapılır sorunusu yanıtlayan "üstad".
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
15

sneaker tarihinin ikonik ailesi the air max

instela
air max 1 modelinin başını çektiği nike air max ailesi, kendi kişiliğini yansıttığı birkaç kuşağa dayanıyor. her biri birbirinden farklı özellikleriyle sneaker tarihine damga vuran air max modelleri; cesur renkleri, enerjik desenleri ve görünür hava konseptinin evriminde oynadığı kilit rolleriyle öne çıkıyor. nike, 2. air max günü için geri sayıma devam ederken, geçmişe doğru zamanda yolculuk ederek air max ailesinin ikonlarını hatırlıyor.



air max 1

devrim yaratan hava taban inovasyonunu görünür hale getirerek sneaker tarihini değiştiren nike air max 1, 1987 yılında tanıtıldı. bir yastıklama sistemi olarak geliştirilen nike air, bir anda kendini ifade etmek, stilini cesurca ortaya koymak ve performans göstermek için adeta bir fırsat penceresine dönüştü. 28 yıldır evrimini sürdüren air max ailesi şimdiye kadar yüzlerce unutulmaz versiyonunu geliştirse de, her yeni modelin varlığını bir ölçüde nike air max 1'e borçlu olduğu bir gerçek?

air max'i hayata geçiren nike baş tasarımcısı tinker hatfield, "nike air, o zamanlar bir yenilik değildi. 1978 sonlarında nike air tailwind modelinde ilk kez kullanılan air taban ünitesi, köpüğün içine etkin bir biçimde gizlenmişti. bir gün, paris mimarisinin sıradışı yapıtlarından esinlenmek adına, şehri ve özellikle pompidou center'ı görmek için paris'e gittim. orada, mimarlık eğitimi almış olmamın verdiği bakış açısıyla, daha önce hiç karşılaşmadığım ters yüz edilmiş pompidou center binasında esinlenerek oregon'a geri döndüm. almış olduğum ilhamdan ortaya çıkardığım fikirleri, daha büyük air tabanlar üzerinde çalışan teknisyenlerle paylaşarak, onlarla, air taban teknolojisinin görünür hale getirebileceği ve benzeri olmayan bir ayakkabı yaratabileceği üzerine görüşmeler yaptım. o zamanlar birçok insan, bunun tuhaf bir fikir olduğunu düşünüyordu. ancak ben ve ekibim, dönemin koşu ayakkabılarından daha farklı olmak ve görünürlük mesajını iletmek amacıyla köpük tabanın orta kısmını kestik. böylece daha büyük bir air taban ünitesini açığa çıkararak, görünürlüğü artırdık. bununla birlikte ilk nike air max'te, dikkat çekici ve cesur bir renk paleti kullandık." dedi.



air max 90

durduğu zaman bile hareket halindeki bir şaheser gibi görünen nike air max 90, kendine has duruşuyla fark yaratıyor. 1990'da sahneye çıkan ayakkabı, air max ailesinin dördüncü modeli olma özelliği taşırken, öncekilerden daha büyük nike air hacmine sahip. modelde, ayağa mükemmel bir uyum sağlamak için çıkıntılı paneller kullanılırken, çeşitli bağcık seçenekleri sunuluyor. ayrıca modelin daha sonra "infrared" olarak adlandırılacak canlı kırmızı rengi, görünür havayı vurgularken, tıpkı modelin formu gibi nike air max 90'la birlikte hatırlanıyor.

kendinden sonraki yıllarda ilk formunun çeşitli kombinasyonları geliştirilse de, ilk günden itibaren popüler olan ve yeni bir 10 yılı sembolize eden nike air max 90, her zaman için en sevilen ve temel formlardan biri olmaya devam ediyor.



air max 180

nike air max 180, hatfield ile air force 1 tasarımcısı bruce kilgore'un ortak zekâsının bir ürünü olarak doğdu. iki efsanevi ismin max air ünitesini dış ve orta tabanda görünür hale getirmek ve ayakkabının 180 derecelik yastıklamasına vurgu yapmak için yola çıktığı modelde, ayakla birlikte esneyen yeni ve dinamik bir iç kılıf yer alırken, kalıplı topukla ayağa destek sağlanıyor.

modelin, kısa zamanda dünyanın her yanında tanınmaya başlanan görünür hava konsepti, air max 1'de olduğu gibi efsanevi çizerler, özel efekt ustaları ve sinema yönetmenleri tarafından yaratılan reklamlarla desteklenerek büyük bir üne kavuştu.



air max 93

nike air max 93'ün itici gücü görünürlüktü. defalarca şaşırtılmış bir kitlenin nasıl yeniden şok edileceği üzerine düşünen hatfield, topuk kısmının her zaman odak noktası olduğu bilinciyle hareket ederek en yeni eserini air max 90'ın esnek kanalları üzerine inşa etti. bu kapsamda bu yeni modelde; ayağa ve bileğe ekstra destek vermek için dinamik, uyumlu neopren iç kılıf kullanılırken, plastik süt şişelerinden ilham alınarak geliştirilen şişme kalıplı air taban ünitesi yer aldı. böylece model, görünür hava konusunda dünya çapında bilinir hale geldi.



air max 95

1995 yılında tanıtılan ve cesur formuyla öne çıkan nike air max 95, görünür air tabana ayakkabının ön bölümünde yer veren ilk ayakkabı olarak dikkat çekti. yastıklamaya yepyeni bir yaklaşım getiren bu uygulama, çift hava ünitesiyle koşuculara üstün konfor ve destek sunuyordu. siyah orta tabanlı ilk air max modeli olma özelliği taşıyan nike air max 95, bu özelliğiyle geleneksel koşu ayakkabısı tasarımlarından ciddi anlamda farklılaştı.

insan vücudundan esinlenilen bir silueti tanımlayan özellikler, air modellerinin yaygınlaşmasına yol açtı. omurgaya dayanan orta taban, tasarımın belkemiğini oluşturuyordu. modelde yer alan naylon ip delikleri kaburgayı, üst yüzeyin katmanlı panelleri ve file dokusu ise kas lifleri ile vücudu temsil ediyordu. üst kısımda koyudan açığa degrade renk kullanılarak, modelin arazi koşularında bile temiz kalması amaçlanıyordu. markanın göze çarpmayan bir şekilde kullanılması ise başka bir özellik olarak öne çıkıyordu.

nike air max 95, tasarımda dünyaya bir pencere açarak küresel bir hareket başlattı. bu kapsamda new york'tan londra ve tokyo'ya kadar her yerde yeni jenerasyonun gelecek olarak tanımlanan modeli ayağına giymek istemesi sağlandı. model, pek çok versiyonun ardından hala baş döndürmeye devam ediyor.



air max 97

ilk tam boy max air taban ünitesinin kullanıldığı model olarak bilinen nike air max 97, çığır açan bu sıra dışı inovasyonla, diğer air max modelleri arasından öne çıkmayı başardı. modelde yer alan reflektif çıkıntılar, air max 97'ye ışıkta dikkat çeken bir görünüm kazandırırken, ilham kaynağını tokyo'nun yıldırım hızındaki kurşun renkli trenlerinden alan ayakkabının, gümüş tonuyla başlayan akıcı tasarımı göze çarpıyor. bu özellikleriyle öne çıkan model, her şeyin daha maksimalist olduğu bir dönemde; müziğe, sinemaya ve modaya en uygun ayakkabı olarak, o yılları tanımlayan bir tasarım klasiği haline geldi.



air max 2003

minimize edilmiş bir üst yüzle maksimum yastıklama yaklaşımını buluşturan model olarak tanımlanan nike air max 2003'de, daha önce air max 97'de kullanılan air taban ünitesi ödünç alınırken, kalıp, üretim ve yastıklamadaki yeni gelişmeler sayesinde ayak, zemine yaklaştırılarak ilave esneklik sağlandı. daha önceki air max modellerinin cesur renkleri yerine daha pastel tonlarda sunulan air max 2003'e, 2000'li yılların başında yeni bir estetik kazandırıldı. üst yüzde atletizm ve futbol ayakkabılarında kullanılana benzer bir teijin performans malzemesi tercih edilirken, ayakkabıya hafif ve agresif bir görünüm kazandırıldı.



air max 360

orijinal air max tanıtıldıktan 20 yıl sonra, kullananı havada yürüyormuş gibi hissettirme misyonu, nike air max 360 ile gerçekleşti. nike, daha fazla hava yastıklı denge sunan yepyeni bir max air taban ünitesi geliştirerek, termo-kalıplı bir yapı sayesinde ilk kez, köpük katmanların yerine 360 derece yastıklama sistemi kullandı. modelde, orijinal air max renklerine saygı niteliğinde bir renk paleti kullanılırken, üst yüzde görülen lazer kesim degrade etkilerle, air max 95'in görünümü yeniden canlandırıldı. bir defaya mahsus üretilen sınırlı bir seride ise bu yeni taban üzerine bazı ikonik air max üst yüzleri uygulandı.



air max 2015

hem keşif, hem de bir devrim özelliği taşıyan nike air max 2015, 2013 yılında lanse edilen esnek ve ultra rahat max air yastıklamanın dinamik hareketiyle uyumlu bir üst yüzle sunuldu. performans koşu ayakkabısı olarak yaratılan model; nefes alan, hafif, teknolojik ve neredeyse kesintisiz bir file üst yüze sahip olma özelliği taşıyor. ayakkabı, nike flywire teknolojisiyle birlikte ayağı saran bir yapıya da sahip. boru tipi yastıklama yapısı ve esnek kanallarla konforlu ve enerjik bir koşu deneyimi sunan model, standardını yeniden tanımlıyor. nike logosunun ters yönde kullanımı bile alışkanlıkları değiştirirken, stilde yeni bir dönemi müjdeliyor.

http://inste.la/nikeairma...
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
instela

instela ile kendinizi özgürce ifade edebilir ve yazdıklarınızla anında binlerce kişiye ulaşabilirsiniz

üye olmak yalnızca saniyeler alır

zaten bir hesabınız var mı? giriş yapın