neden intihar etmiyoruz

1 /
sasaki endo sasaki endo
modern insanın karşılaştığı en büyük sorunlardan birisi olarak görüyorum. intihar edenler var, ne ala! kimisi dikkat çekmek için kimisi de varoluşsal sancılardan muzdarip intihar eylemine kalkışıyorlar. cesaret, intiharın olmazsa olmazıdır.

öncelikle modern insanın neden bu duruma geldiğini izah etmeye çalışalım.
19.yy ve kısmen 20.yy'ın ilk yarısı insanı kapalı toplumların tezahürüdür. kapalı toplumdan kasıt: kitle iletişim araçlarının kısıtlılığı, çevreye bağımlılık oldukça gerekli unsurlardır. mahali ve milli akımların patladığı bu yüzyıllarda insan daha toplumcuydu. dostoyevski, v.hugo gibi dahiler toplumcu bireyin bizzat edebi ispatlarıdır. evrimsel süreç gereği çevreye adapte olmak hem bireyin hem de birliğin kazanması manasına geliyor.

21.yy kırılma çağı ve açık toplumun başlangıcı olarak kabul ediliyor. teknolojinin dudak uçaklatıcılığı ve iletişim araçlarının yaygınlığı insana kimlik ve ego kazandırıyor. toplumcu ögelerden ziyade birey öne çıkıyor. birlikçilikten ziyade bireycilik öne çıkıyor. türlü sosyal medya unsurları da bunu tetikliyor. 19.yy insanının tek tip okuyuculuğu ve elitliği bir kenara bırakılıyor. birçok alanda okuyuculuk kazanıp toplumda boğulma sürecine gark olunuyor. bu boşluğu postmodernizm dolduruyor.
postmodernizm, 1945'lerden sonra başlayan savaş sonrası düşünce, distopya ve bireyin mutsuzluğunu işlediğinden bugünlere kapı açıyor. -oğuz atay'ın döneminde değil de 21.yy'da bu kadar popüler olması da bundan ötürüdür-

peki geriye kalan mutsuzluk, anlaşılamama, toplumda yer edinememe, türlü acıları sırtlayamama tablosunda neden intihar olmuyor?

albert caraco'ya göre: "buna hiçbir rasyonel sebep gösterilemez. sadece sevdiklerimizin bizim ölümümüzü görmelerini istemiyoruzdur." der ve ailesi dünyadan göçtükten sonra şakağına silah dayayıp intihar eder.

h.n.atsız bu sıkışıklığa karşı ülküyü savunur. ülkü, aileden ve toplumsal kavramlardan daha değişmez ve ebedidir. ülkü uğrunda ölmek gerektir. öteki türlü yaşamak hayvani olacağından ülküsüz insanı bir hayvana benzetir. yeri geldiğinde ölümü kucaklamanın en şerefli hali; dava uğrunda, kimliksiz bir şekilde bu dünyadan göçmek olmalı, der. intihara bir çıkış yolu önermiştir. hamuru, ülküdür. goethe'de bu menzildedir. werther'e şunları dedirtir:
"dünyadaki her şey gele gele bir adiliğe dayanıyor;kendi tutkusu ya da ihtiyacı olmaksızın,paraşan,şeref ya da başka bir şey uğruna didinen biri her zaman bir budaladır."

anti natalizm akımı gereğince ( bu akımı en iyi ve anlaşılır şekilde true detective karakterlerinden rust cohle temsil etmiştir) insanın bilinç kazanması doğada mutlak bir hatadan kaynaklı olmalıdır. yoksa insan bu kadar yalnız ve terk edilmiş olamaz. rust cohle'den açtık madem sözü ondan devam edelim:

r: rust cohle
m: martin hart

r: bence insan bilinci evrimde trajik bir şekilde ilerledi.çok fazla bilinçlendik. doğa kendinden bağımsız bir bakış açısı yarattı.bizler doğa kanunlarına göre var olmaması gereken yaratıklarız.
m: bu çok mantıksız geliyor, rust.
r: hepimiz bir yanılsama içindeyken duyusal deneyimler ve hislerin gelişimi sayesinde birey olduğumuzu sanan fakat aslında bir hiç olan bireyleriz.
m:yerinde olsam bu saçmalığı etrafta söylemezdim.
m:buradaki insanlar böyle düşünmüyor.
m: ben öyle düşünmüyorum.
r: bence türümüzün yapması gereken onurlu davranış programlamamızı reddedip üremeyi durdurmak ve hep birlikte soyumuzu tüketerek kardeşçe bu haksızlığa bir gecede son vermektir.
m: o halde ne diye sabah yataktan kalkıyoruz ki?
r: ben de kendime bunu soruyorum ama aslında bu sorunun cevabı intihar etme cesaretimin olmamasıdır.

rust cohle, cesaretsizlikten dem vurur ki haklıdır. can alma, cesaret işidir.

camus, ise varoluşçuluğun babası kabul edilir ve korku toplumunun geleceğini karakterlerine veremediği ahlak ile çatıştırır. düşüş kitabında: " her insan büyük bir binanın tepesine çıkıp oradan el sallamak ister." der. egoyu tamamlayan ilginin olmazsa olmazlığını savunur. günümüzde, camus'u haklı çıkarırcasına bu ilgi budalalığının üzerine inşa edilmiş insan kitlesiyle karşı karşıyadır.

açık toplumun; 21.yy'da bulunduğu konuma geleceği, önemli şahsiyetlerin tespit ve inkişaflarından anlıyoruz. artık kimse birbirini anlamak istemiyor. kabuk şahsiyetlerde ilgileniyor. kimsenin derinliğinde yüzecek kadar cesaretli olamıyoruz. karşılıklı çıkarın revaçta olması ve ortak mutlulukların ilişkileri yürüttüğü açık toplumda, insanın ardı kimliği bastırılıyor ve biliyoruz ki baskılanan bir şey sıkıntı olarak geri dönecek. dönüyor da namıssız! toplumculuktan, ülküden, millilikten uzaklaşan insan günlük dertlerinin içinde keşfedilmeyi bekliyor. fakat çoğu vakit keşfedilmeden dünyanın telaşında yok olup gidiyor.

öyleyse ilk sorumuza geri dönecek isek; "neden intihar etmiyoruz?" başlı başına günümüz insanın, varoluşuna cevap verebilmesi gereken sorundur. öteki türlü cesaret yoksunluğu, hayatın bu boşluğu içinde insanın intihar etmesinin önündeki tek engel gibi duruyor.
alfredhitchcockunbeynininkaranlıkdehlizleri alfredhitchcockunbeynininkaranlıkdehlizleri
morg denen yerler çok sıkıcı çünkü. aptal saptal bezlere sarılıncada daha boktan bir şekle giriyorsunuz. sonra saçma sapan tepinip ağlayan akrabalar olacak her yerde. ağlamalardan fırsat bulur bulmaz dedikodu ve komplo teorileri. hayır bu zevki onlara veremem.
sonra 20. yy. den bile çok günaha batmış bir hoca herkese din satacak. dini merasim istemiyorum diye neredeyse yalvaracaksın intihar mektubunda, kimse skine takmıyacak.
lö şuhane lö şuhane
valla bende "ölemeyip üstüne sakat kalma" korkusu var.
bir de zihinsel yetilerimi kaybettiğimi falan düşünüyorum, aklım cehennemde vücudum ise burda insanların arasında kalırsa "yaşar ne yaşar ne yaşamaz" durumu olur.

öldüm diyon ölemiyon,
yaşacağım diyon hayat izin vermiyo?
sessizce gün tüketiyoruz olduğumuz yerde.
sosyalismet sosyalismet
dindarların çoğu günah korkusuyla intihar etmiyor olabilir, kimimiz göt korkusundan, kimimiz geride bıraktığı insanların sevgilerinden etmiyor.
intihar etmek, bir ruh sağlığı sorunu olmalı. toprağın üstünde bir gün bile değerlidir.
ben de çok düşündüm, beni engelleyen o kadar çok insan vardı ki, sözlük yazarları dahil.
russian blue russian blue
çünkü arkamda üzülecek bir kaç kişi var.eğer doğal sebeplerle ölürsem yine üzülecekler ama intihar edersem kendi isteğimle onları üzmüş olmaktan korkuyorum.yoksa bu ülkede hayat zaten kıymeti olan yada yaşaması keyif veren bir şey değil.intihar etmeyerek fedakarlık ediyorum aslında
ambarda darı yok evde karı yok ambarda darı yok evde karı yok
30 yaşındayım ciddi ciddi 1 defa düşündüm ama yapmadım. neden yapmadım çünkü o seviyeye geldiğinde herkes, her şey değersizleşiyor ve şunun idrakına varıyorsun.

neden öleyim amk ? zaten dibi görmüşüm. en fazla ne olabilir ? daha ne kaybederim ? kendime vurduğum zincirleri kırıp, engelleri kaldırıp berrak ve temiz bir zihinle tekrar başlarım. ağzıma sıçan herkesin de günü gelince canına okurum. ben ölecem millet keyf edecek sikerler. o saatten sonra ipini koparmış dana gibi ivmeleniyorsun.
anoktainoktagnokta anoktainoktagnokta
tek bir sebebi olmayan soru.

ben şahsen mutlu olduğum ve gereksiz gördüğüm için intihar etmiyorum, ölümle bir problemim yok. canlılığın abartılacak bir şey olmadığını ve öldükten sonra herhangi bir problem -ya da mutluluk ya da bana dair herhangi bir şey- kalmayacağını düşünüyorum. acıyla ilgili de bir sıkıntım yok. eğer o noktaya gelirsem geride bırakacaklarımın bile ben olmadığım için benim için önemi kalmayacağını biliyorum.

ama hayat güzel ve bunu bu hale getirmek için çok uğraştım, acı çektim demeyeceğim ne yapacağımı çok düşündüm, çok uğraştım ve hala keyifle çabalıyorum. maddi durumum iyi değil, üniversite bitirmedim, "ne yapmış olabilirsin?" sorusuna verilecek sıradan cevapların hiçbirini yapmadım. beni mutlu edecek insanlar bulup onlar için çok çabalayıp her zaman doğru davranmaya çalışıp bir yandan da olaylara bakış açımı mutlu olacağım biçime sokmak için uğraştım. böylece çok değer verdiğim bir kaç kişi oldu, hayattan tat alacağım bir kaç uğraşım oldu, gördüğüm her şeyde keyif alabileceğim bir bakış açım oldu. her yaşın ve dönemin ayrı tadını çıkarıyorum şahsen.

dışarı çıkıyorsunuz ve kafe denen bir yerde oturup çanta maç dedikodu muhabbeti çeviriyorsunuz. olmadı bar diye bir yere gidip saçmalatan baş ağrıtan mide bulandıran tadı kötü bir şeyi içip yarak kürek müzikleri dinliyorsunuz. sonra eve gelip size güvenmeyen, düşündüğünüz yaptığınız şeyleri söylerken on kere düşündüğünüz insanlarla kavga gürültü yaşıyorsunuz. bunu yapmak zorunda değilsiniz. sizi anlayacak, güvenecek, sevecek ve ne olursa olsun yanınızda olacak insanlarla fakirlik diye bir şey kalmıyor.

ayrıca çoğu şey düşündüğümüz gibi değil, eğer dışarıdan bakıp sürekli yeni şeyler görmeye ve bakış açımızı genişletmeye uğraşmazsak mutsuz olmamız çok çok çok normal çünkü ilkel insanlardan bile daha kirli, yanlış ve saçma görüşlere sahibiz. normal yani mutsuz olmak.

onun dışında intiharda da bir problem yok bence, öldün mü ne dert kalır ne mutluluk. ben diyeceğin bir şey bile yok zaten.
1 /