neyzen

1 /
the crestfallen the crestfallen
kadıköyde kadife sokakta bulunan,tavanında ters çevrilmiş bir masa,üzerinde bilumum eşyalar olan (hatırlamıyorum tam),değişik,atmosferi güzel mekan.

ah çalışanlar da bağıra bağıra çalan şarkılara eşlik etmeseler tadından yenmiycek.
notorious possession notorious possession
yüreğinin tenini tıka basa dolduramadığını kavradığı o en aciz an bu an. ten yırtığından bile damlamayan kalbinin ahı düşük tempolarda mutlu ve ağır aksak hüzünlü üflerken deryayı. yüreğinin gamını çırpıp, pasını zımparalamaya adamış kendini her demde olduğu gibi. ney üfleyen değildir neyzen. mevlana'nın gölgesine yakın olandır. sevildiği için seven değil, karşılıksız sevendir.
dedim ve noktayı koydum dedim ve noktayı koydum
"aşk kime benzer? dedi
aşk bir neyzene benzer dedim.
aşk bir neyzene benzerse, biz neyiz? dedi
evet, dedim çok doğru!
aşk bir neyzene benzerse, biz ney'iz." demiş mevlana

aşk'ı nasıl taşırsa neyzen, ne kadar ona büründüyse, dudaklarından da o dökülür. bundandır bir neyzenin aşkını haykırırken karşıdakinin iliklerinde hissetmesi o aşkı, kendinden geçmesi. biz ney'iz... hasret kalan kamışlığına.. ama sesi çıkmayan, haykıramayan. aşk olmadan hiçiz. bu yüzdendir ki aşka bürünmeli ney, yani insanoğlu... bizi haykırtan aşk, söyleten aşk..
göçebe tosbağa göçebe tosbağa
hayliden hayli kalınlaştı yobazlık yeniden,
softalık zorlu anırtı ile aldı yürüdü.
kara bir kinle taassub pusudan çıktı yine,
yurdu şahane cehalet yeni baştan bürüdü.
1 /