night train to lisbon

nastasya filippovna nastasya filippovna
istanbul film festivali kapsamında izlediğim, ülkemizde vizyona neden girmediğini merak ettiğim film. pascal mercier'in aynı isimli romanından uyarlanan yapım, bence yılın en iyi filmi.

1974'teki karanfil devrimi'ni, müthiş bir aşk hikâyesi eşliğinde anlatan filmde jeremy irons, döktürüyor. "devrim" ve "direniş" kelimeleri sıkça yer alıyor lizbon'a gece treni'nde; polis şiddeti, direnişçi gençlerin güzelliği, günümüzle öyle uyumlu ki... filmi izlerken gezi parkı direnişi'ni ve bu mücadelede kaybettiğimiz gencecik insanları düşünüp fena duygulanıyor insan. bir de, filmi izledikten lizbon'a gitme isteği duydum ben; hâliyle, görüntü yönetmenini tebrik etmek gerek.

-- spoiler --

amadeo prada karakterine vuruldum ben. amadeo'nun, en yakın arkadaşının sevgilisine olan aşkı, doktor kimliğiyle ve direnişçi kimliğiyle çizilen harikulade karakteri, bir başrole yakışır cinsten etkileyici.

edebiyatla oluşturulan şiirsel hava, kurguya güç katmış. amadeo'nun aynı zamanda yazar oluşu ve ondan yapılan alıntılar, senaryonun lezizliğini sağlamış.

-- spoiler --


filmi festivalde izledikten aylar sonra, bugün evde tekrar izledim. belki birkaç defa daha izlerim. çünkü; ülkede iktidarın zalimliği, polis şiddeti, adalet yokluğu varken; bizimle aynı acıları yaşamış bir kaderdaş bulduğumda mutlu oluyorum.
turunç turunç
"katedralleri olmayan bir dünyada yaşamak istemezdim. askeri üniformanın kirli renkleri karşısında bana onların güzelliği ve de ihtişamı lazım. incil'in güçlü kelimelerini seviyorum. onun şiirsel kuvvetini ihtiyacım var. dilin yozlaşması ve değersiz sloganlar karşısında, ona ihtiyacım var. ama içinde yaşamak istemediğim bir dünya daha var. bağımsız düşüncenin kötülendiği ve tecrübe edebileceğimiz en güzel şeylerin günah ilan edildiği bir dünya. sevgimizin tiranlar, zalimler ve katiller tarafından talep edildiği bir dünya. ve en garibi, insanlara vaiz kürsüsünden bu yaratıkları affetmeleri, hatta sevmeleri öğütleniyor. bu sebeptendir ki , incil'i sadece kenara koymak yetmez. onu tamamen hayatımızdan çıkarmalıyız. çünkü o sadece tepeden bakan, kibirli bir tanrıdan bahseder. o her yerdedir, tanrı gece gündüz bizi gözler. yaptıklarımızı ve düşüncelerimizi not alır. ama sırları olmayan bir adam nedir ki? sadece ama sadece kendine ait düşünceleri, dilekleri olmayan yüce tanrı, o dizginlenemez merakıyla ruhumuzu çaldığını düşünemiyor mu? ölümsüz olması gereken ruhumuzu. ama bu kadar ciddiyet içinde ölümsüz olmayı kim ister ki? bugün, bu ay, bu yıl ne olduğunun önemi olmadığını bilmek, ne sıkıcı bir şeydir. hiçbir şeyin önemi yok. buradaki hiç kimse, sonsuza dek yaşamanın nasıl olduğunu bilmiyor. ve ne mutlu bize ki, asla da bilmeyeceğiz. size bir şeyi garanti edebilirim. bu sonsuz ölümsüzlük cenneti, bir cehennem olurdu. her anımıza bir güzellik ve dehşet veren sadece ve sadece ölümdür. zaman yalnız ölüm sayesinde yaşayan bir şeydir. tanrı bunu neden bilmiyor? neden bizi, dayanılmaz bir şekilde kasvetli olabilecek sonsuzlukla tehdit eder? katedralleri olmayan bir dünyada yaşamak istemezdim. pencerelerindeki ışıltıya o güzel dinginliğine, buyurgan sessizliğine ihtiyacım var. kelimelerin kutsallığına, şiirin ihtişamına ihtiyacım var. ama bir o kadar da, özgürlüğe ve bu dünyada acımasız ne varsa ona isyan etmeye ihtiyacım var. çünkü biri olmadan diğerinin hiçbir anlamı olamaz. ve kimse, beni seçim yapmaya zorlayamaz."
amadeu