nocturnal animals

1 /
moonman08 moonman08
gitmeyin dediğim filmdir. sakın ha. bu ekonomik krizde imdb 8 olan puanına kanıp gitmeyin. o sağlam oyuncularına kanıp gitmeyin. ya da gidin ve filmin sonunda, son sahneden sonra ışıklar yanınca 'e noldu yani şimidi diyin'. hep birşey olacakmış gibi bekleyip, sonunda mal gibi kaldığınız filmlerden. ya da ben çok düz bir adamım, bilemedim şimdi. ama boynunuzda fularınız yoksa, film sonunda verdiğiniz 25 liraya pişman olacağınıza adım gibi eminim. arz ederim.
widdler widdler
filmi anlamayanlar için buradayım.

-spoiler-

edward'ın 'nocturnal animals' romanında bildiğiniz gibi baş karakter tony. çok sevdiği bir karısı, güzeller güzeli bir kızı, huzurlu ve neşeli bir yaşamı var. ancak günün birinde, bir yolculuk esnasında, serseriler -başlıcaları ray adında bir oç olmak üzere- tony'nin başına bela olup karısını ve kızını öldürüyor. dünyası başına yıkılan tony, roman boyunca bunu yapanlardan intikamını almaya çalışıyor; sonunda da başarılı oluyor. rahat bir son nefes veriyor, canını teslim ediyor.

şimdi edward'ın romanındaki ray, aslında susan. edward bu kitabında tamamen kendisini ve susan'ı anlatıyor aslında. nereden mi anlıyoruz?

1. hatırlarsanız susan bir gece edward'a 'yazılarında kendini anlatma' demişti. edward bu öneriyi dinliyor; kitabında kendisini -güya- anlatmıyor. çünkü baş karakterin adı tony; ama tony olarak edward'ı izliyoruz. yani 'al bakalım susan hanım, kendimi anlatmadım ama aslında en çok kendimi anlattım' demiş oluyor edward bir nevi.

2. susan, edward'ı terk ettiği vakit, yine filmin oçlarından biri olan hudson'la gidip bebeği aldırıyor; ancak hastaneden çıktığında edward'a yakalanıyor. buradan da şunu anlıyoruz; gerçek hayatlarında bebeklerini öldüren susan, kitapta masum kızlarını öldüren ray ile aynı kişi. zaten edward'ı terk ederek karısı olma olasılığını da öldürmüştü. mal.

3. kitabın sonunda, intikam anında yani; tony'yi ray'i öldürmeye iten tetikleyici cümle 'sen zayıfsın' oluyor. susan da zamanında edward'a aynı yakıştırmayı yapmış, adamın hayatını karartmıştı hatırlarsanız. tony, tetiği çekiyor; intikamını alıyor ve huzura kavuşuyor. bu hamleye denk gelen hareketi ise, filmin sonunda kendisiyle buluşmak isteyen susan'a gitmemesiyle; kadını o şaşalı -ya da şaşaalı- hayatının tam ortasında, yalnızlığı ve mutsuzluğuyla başbaşa bırakması oluyor.

-spoiler-

böylesine etkileyici bir filmi 'o ona şunu demiş, bu sonra şuna gitmiş' tadında anlatıp türk dizisine bağladığım için hepinizden özür diliyorum ancak kendimi tutamadım. kafa karıştırıcılığı, görselliği, jake gyllenhaall'iyle harika bir film sonuç olarak; 8/10.
1
mantı makarna mantı makarna
beğenenlere de beğenmeyenlere de hak verdiğim film.

nasıl oluyor derseniz; ilk olarak filmi gizem/gerilim içerikli düşünüp, çarpıcı bir son bekleyerek izlerseniz, bir şeyler eksik kalıyor ve aradığınızı bulamıyorsunuz. ancak filmi daha çok dram içerikli düşünüp; verilmek istenen duygusal mesajlara odaklanır; bir yandan da ağır ama sıkmadan akan kriminal gerilimin keyfini çıkarırsanız on numara film oluyor.

bundan sonrası spoiler içerecek:

benden önceki entrydeki yazar arkadaşın da ifade ettiği gibi filmde aslında anlatılmak istenen kısımlar var. kadının edward ile evlenmeden evvel annesi ile yaptığı dialog mesela. annesinden nefret etse de; kendisinin annesine hiç benzemediğini düşünse de kızımız ; annesinin aslında onu kendisinden bile iyi tanıması . ('' bugün bayıldığın özellikler, yarın nefret ettiklerine dönüşecek'' )

edward'ı onun tam zıttı gibi görünen biri için terk eden susan; mutluluğu yine bulamıyor. burada bana göre anlatılmak istenen aslında, her zaman herkeste her şeyi bir arada bulamayacağımız. filmin başında edward'la yaptığı bir konuşmada kız '' mükemmeli'' arzulayan karakter yapısına değiniyor. edward romantik, yakışıklı ve hassas. ayrıca kızı çok seviyor ve güvenilir. mükemmele oldukça yakın ama ; zengin, iş sahibi ve paralı değil. ayrıca '' güçlü'' bir erkek de değil. bunlar edward'ı mükemmel olmaktan alıkoyan özellikler. öte yandan ikinci koca zengin, iş sahibi ve görünüşte güçlü. ancak duygusal, romantik ve güvenilir değil. bunlar da onu mükemmellikten alıkoyan özellikler. kadın ilkinde bulamadığını ikincide bulduğu için ikinciye gidiyor ve ilkinde buldukları da ikinci de çıkmayınca ilkine geri dönmek istiyor. neticede ne eskisi ne yenisi elinde kalmamış oluyor. yapayalnız kalıyor bir restaurant masasında... belki bana çok komik bir açıklama yapmış diyeceksiniz ama bu anlamda mesaj çok basit aslında; mükemmeli arayan yalnız kalır. aklıma türkan şoray ile kadir inanır'ın karagözlüm filminde türkan şoray'ın '' her şeye sahip olmak isteyen, elindekinden de oluyormuş.'' repliğini getirdi son sahne. komik değil, öyle.

filmin bir diğer kısmında; edward'ın yazdığı kitapla aslında ayrılığın suçunu sadece kadına atmayıp kendi üzerine de aldığını görüyoruz. kitaptaki tom karakteri '' neden onları korumadım, neden kaçıp gittim'' diye kendini suçluyor. edward aslında orada kadının kendisini terk etme sebebini anladığını ifade etmiş. evliliklerinin bitmesinde kendi payı da olduğunu ifade etmiş bir nevi. kitabın sonunda tom'u da (yani kendisini de) öldürmesi hem bir ceza hem de '' we done'' ifadesi. kadınla buluşmaya gelmemesi de ondan bence. biz bittik diyor kadına. tıpkı romandaki gibi. sadece evlilik olarak değil; oturup iki çift laf edemeyecek kadar bittik. ilişkisel olarak bitseler de; edward'ın on dokuz yıl boyunca kadını ve evliliklerini unutamadığı yazdığı kitaptan belli. kadının da aynı şekilde edwardla görüşmeye giderken o kadar özenmesinden heyecanlanmasından belliydi onu unutamadığı.

filmin bir diğer güzel noktası da michael shannon. bu adam da hangi rolü üzerine alsa çok güzel oynuyor arkadaş.

ve son olarak; filmde kafama takılan iki soru kaldı:

yukarıda yazdıklarıma zıt olarak; acaba film bambaşka bir şeyi mi anlatmak istedi diye düşünmeden de edemiyorum. kadının geceleri uyuyamaması ve dikkat dağınıklığı; hatta halüsinasyon gördüğü (iş arkadaşının telefonunda gördüğü katil) vs vurgulandı sürekli filmde. acaba diyorum sonda da edward'ın restaurant'a gelmeme sebebi? hani aslında tüm bunlar , okuduğu o roman, edward'la yazışmaları falan halüsinasyon muydu? bu düşünce zayıf bir ihtimal ama zihnimde. kitabı okumuş olanlar bu kısmı daha iyi bileceklerdir diye düşünüyorum.

aklıma takılan ikinci kısım da; bu jake gyllenhaal niye hiç yaşlanmıyor ya?

spoiler bitti.

özetle ben filmi beğendim, zevkle izledim. tartışmasız kaliteli bir film. tavsiye eder misin diye sorarsanız da;ne tarzda bir film izlemek istediğinize göre değişir. başta yazdığım ilk paragrafa bakın derim.
apulosayoni apulosayoni
2016 yapımı psikolojik gerilim filmi. yönetmeni tom ford, başrollerde amy adams ve jake gyllenhaal var.

tom ford'u a single man'den hatırlayabilirsiniz, o filmde yakaladığı başarıyı bu filminde de görsellik yönünden devam ettirebilmiş.

amy adams, açıkçası başlangıçta sadece nicole kidman çakması olarak görüyordum, sanki bütçe ona yetmeyince amy'e gidiliyormuş gibi. ama artık kabul ediyorum ki gerçekten kendi tarzı olan bir oyuncu. bu filmde özellikle umutsuzluğu, pişmanlığı, yalnızlığı güzel yansıttığını düşünüyorum.

jake gyllenhaal, bu adam benim için film izleme kriteri. oynamışsa güzeldir diye hiç düşünmeden filmi seyrediyorum.

gelelim filme ;

---------spoiler---------

---------spoiler---------

film boyunca iki farklı olay izliyoruz. biri susan'ın gerçek hayatı, diğeri ise eski eşinin ona gönderdiği kitaptaki hayat.

susan pek çok bakımdan karmaşık bir karakter, annesi gibi olmaktan korkuyor ama zaman içinde ona dönüştüğünü kabullenemiyor. yine de film izlerken ona sempati duymak çok zor, eski eşine yaptıklarından dolayı.

filmi ilk bakışta intikam filmi olarak yorumlayabiliriz ama bu daha çok yüzleşme filmi. susan eşine romantik olduğu için aşık oluyor ama sonra bu özelliğinden dolayı ondan uzaklaşıyor. sadece gerçekçi olmasını istiyor. bu arada eski eşi yazar olmayı amaçlayan birisi. susan ilk önce kendi hayalgücünden vazgeçiyor, sonra eşinden de vazgeçmesini bekliyor. onun yazdığı bir hikayeyi sürekli kendini anlattığı için eleştiriyor. gerçek şu ki her yazar çok farklı olaylar olsa bile kendisini anlatır. sürekli olarak eski eşinin zayıflığından bahsediliyor, bu da aslında edward'ın yazacağı kitabın ana karakterini şekillendiriyor.

susan'a kitap ilk ulaştığında, kitabın paketini açarken kağıt kadının elini keser ve eli kanar, bu edward'ın belki de ilk intikamıdır ondan. bu kitapla susan'ın canı yanacaktır. kitabın ismi nocturnal animals'tır (gece hayvanı) ve susan'a ithaf edilmiştir. film ilerleyince anlarız ki bu susan geceleri uyuyamadığı için edward tarafından ona takılmış bir lakaptır. kitabın konusu ise pek çok bakımdan çarpıcıdır. gece otobanda ailesi ile birlikte seyahat eden bir adam, yolda serseriler tarafından sıkıştırılır, onlarla ciddi sorunlar yaşarlar. eşi ve kızı kaçırılır, ardından adamı ıssız bir yere bırakırlar. onlara yardım getirmesi mümkün olmaz, sonrasında eşinin ve kızının tecavüz edilip, öldürülmüş bedenlerini bulurlar. adamın mücadelesi bu noktada başlar. ona emekliliği yaklaşmış bir şerif yardım eder ve süreç dahilinde suçluları yakalamaya başlarlar. suçlular pek zeki olmasalar da delil bulmada sıkıntı yaşarlar ve biri serbest bırakılır. bu noktada şerifin hasta olduğunu ve kısa süre sonra öleceğini öğreniriz. şerif adama ne kadar ileri gitmek istediğini sorar, çünkü onun kaybedecek bir şeyi kalmamıştır. şerif sadece bu pisliklerin serbest kalmasını istememektedir. aslında ölen kadından dolayı bir kin beslemez. onun görevi adama yardımcı olmaktır, cansız bir silah gibi.

filmin başında karakterin ölen eşinin susan'dan esinlendiğini düşünürüz ama filmin sonunda karısına tecavüz edip öldüren kişinin ağzından karakterin zayıflığı ile ilgili cümleler duyarız. zayıf olduğu için onu öldüremeyeceğini düşünür ama karakter onu öldürür.

susan her zaman edward'ın fazla duygusal ve romantik olduğunu düşünür, ama bu kadar etkileyici ve güçlü bir kitapla karşılaşınca ona karşı bir çekim hisseder. bu süreçte edward'ı aldatıp birlikte olduğu eşinin onu aldattığını da öğrenir. edward'la görüşme talep eder, edward da kabul eder. susan buluşmaya gider, umutludur, gecenin sonuna kadar bekler, ama edward gelmez. o yüzleşme faslını kitabıyla tamamlamıştır. film bu noktada etkileyici bir müzikle biter.

---------spoiler--------------

---------spoiler------------
o c o c
adam gibi film. hani bazı filmler olur, başyapıt değildir ama izleyince oh be ulan doğru düzgün bir film izledik dersiniz, yeterince aksiyon, yeterince gizem, yeterince alt metni vardır. işte bu öyle bir film. 90'larda çok vardı bunlardan, sonra bu onyılda kayboldu (2010lar. şaka maka 2010'lar bitiyor ya) bu filmler.

nocturnal animals bu yıl izleyip en beğendiğim film. bütün flaş filmleri izledim. la la land güzel mi? evet, farklı bir tarzı var. ama içinde doyurucu bir hikaye yok bence. o yüzden farklı ve dikkat çekici ama beni doyurmuyor. arrival, moonlight keza öyle.

ama bu film, süresine kadar (ideal film süresi 1 saat 50 dakika) harika bir film.

bayılacaksınız demiyorum, ama doyacaksınız.
7.5/10.
135mmf2l 135mmf2l
tom ford un yeteneklerini konuşturduğu son filmi. çok beğendimi söylemeliyim. oldukça çarpıcı bir film olduğunu düşünüyorum. oyuncuların performansına bayıldım. herkesin izlemesini isterim
gece gece
son zamanlarda izledigim en basarili ve dolu filmlerden biri oldu. yorumlara aldanmayin ve izleyin.

spoiler
spoiler

film baslarda rahatsiz edici, devaminda kafa karistirici, merak uyandirici, tatmin edici oldu. sonunda susan kasari hak ettigini buldu ve ben rahatladim.
yorumlarda tecavuzcu karakterlerin; susan, annesi ve kocasi oldugu yaziyor ki oldukca mantikli.
bazi sahnelerin karsilastirmali goruntulerini ve muzikleri cok begendim.
küçükharfleyazılanherşeyyanlıştır küçükharfleyazılanherşeyyanlıştır
jake bey karakterin sinir bozucu ezikliğini iyi yansıtmış. bastım kalayı bastım kalayı izlerken. fakat aaron t-johnson çok sağlam oynamış bence.


- direkt spoiler-

film bitince bu ne bokum bir film dedim. sonra biraz düşündüm. bir gece hayatını dağıtan insanlar. reel hayatında hayatını dağıtan insanlar. gececi karısı... filmin sonunda ray'in, tom'un zayıflığını tıpkı anne karakteri gibi dışa vurumu. karısının dolaylı yoldan çocuğunun ölümüne sebebiyet vermiş olması. yancı katilin arabayla tom'u bir yerlere götürüp bırakması. eşinin edward'ı mal gibi bırakışı. neyse, bu katiller ile karısı-kayınvalidesi paralel gözüküyor. son sahnede ne istediğini bilmemenin sonu hiç bir şeye sahip olamamaktır vurgulanmış olabilir.

- spoiler biter -
zincirlemegunahtamlaması zincirlemegunahtamlaması
vay akadaş vasatın biraz üstü bir film için ne yazmışsınız ha.

öncelikle filmin çok gizli kapaklı, anlaşılması zor bir alt metni yok. her şeyden önce böyle uzun uzun irdelemeye değecek bir kimliği yok. zaten film bir çok şeyi ayan beyan ortaya koymuş. niye böyle bir ihtiyaç duyuldu siz sevgili sözlükdaşlarım tarafından, cidden anlayamadım.

gayet basit bir konusu olan ve bu basit konuyu güzel işleyen 10 üzerinden 7,5 puanlık, izlenebilir bir film. bir alt metin, gönderme vs aramayın allah aşkına. cidden üzülüyorum.
kart horoz kart horoz
gerçek hayat ve metinler arasındaki ilişki babında ilginç bir film oldu benim için. austin wright'ın "tony and susan" adlı romanından uyarlanmış. kitabı okumadım ama filmde işlenen karakterlerin derinliksiz olduğunu düşünüyorum. bu hâliyle (filmin ortalarında bir yerlerde görünen "revenge" yazılı tablo gibi) bir intikam romanıymış duygusu uyandırıyor. karısının "yaşadıklarını yazma." uyarısına karşı "tüm yazarlar yaşadıklarını yazar." itirazı da bu duyguyu destekliyor.

- filmi izlemeyenler okumasın -

* susan'ın verdiği kararların (aldatma, çocuğunu aldırma vb.) nedenleri yeterince işlenmemiş. yalnızca adamın gözünden bakıyor olaya; "böyle yaptın, suçlusun!" imasında bulunuyor. bu hâliyle susan'ın tony'yi ve yazdığı kitabı haklı bulması mümkün değil; çünkü verdiği kararların nedenleriyle yaşamaya devam eden biri o.

* susan'ın neden "gece hayvanı" olduğuna dair hiçbir bilgi yok; hangi psikolojik ya da düşünsel zorlukları ya da rahatsızlıkları vardı, bilinmiyor. yalnızca evlilikleri sırasında tony onu hiç uyumadığı için "gece hayvanı" olarak tanımlamış, bununla yetinmemiz bekleniyor.

* filmin sonunda tony'nin susan'la buluşacakları lokantaya gitmeme sebebi aslında filmdeki romanın sonunda vurgulandığı gibi tony'nin barakadan çıktıktan sonra bilerek ya da kaza sonucu kendini de vurup öldürmüş olması. "çocuğunu öldüren bir gece hayvanını affetmiyorum." imasıyla bitirilmiş.

* susan ve tony'nin ilişkisi, romandaki bir gece haydutlar tarafından yolları kesilerek kadının ve kızın öldürülmesiyle bağdaşmıyor. sırf başka birisini tercih etti diye birisi hakkında böyle yaftalamalarda bulunulamaz. bu duygu susan karakterini yeterince tanımayışımızdan kaynaklanıyor.

* romanın alegorisine göre susan'ın bir eş ve anne tarafı var, bir de tecavüz ve öldürmeye yatkın gece hayvanı tarafı. çocuğunu aldırdığı gün eş ve anne tarafını öldürmüş oluyor, geriye yalnızca gece hayvanı kısmı kalıyor. ancak biz susan'ın uyumaktan imtina edişi dışında gece hayvanı oluşunun nedenleri hakkında bir şey bilmiyoruz ve bu hâliyle bu sıfat ona yakışmıyor.

yine de idare eder bir holywood filmi, zaman geçirmek için izlenebilir.
seyym seyym
son yıllarda izlediğim filmler arasında en çok etkilendiğim film oldu bu. bitirir bitirmez bu saatte giri yazdırdı bana.
açılış sahnesinden son anına kadar nasıl bir şahanelik var filmde. müzikler, oyunculuklar, paralel senaryo, gizemli başlayıp çözüme giden konular, aşk.
tom ford artık yakın takibimde. pedro almodovar izlerken aldığım tadı aldım. muhteşem.
.....................spoiler...........................
e 20 sene sonra adam gelip saf saf karşına oturacak değildi susan ama yine de üzüldüm ya. normalde zevk almam gerekirdi bu finalden, susan'a uyuz olmam gerekirdi biliyorum ama yaşlandıkça insanın kalbi daha bir pamuk oluyor herhalde. gerçekten üzüldüm
.....................spoiler...........................
vlad vlad
gerek edward karakterinin öz farkındalığı yüksek, hassas yapısıyla birlikte gelen değersizlik hissi ve bu hissi pekiştiren geçmişine yönelik anlatımla, gerekse edward'ın yazdığı romanda kendisinin tezahürü olan tony karakteri ve yaşadıkları aracılığıyla zayıflık olgusunu müthiş işlemiş bir film. uzun zamandır laf olsun diye bir film açıp da bu kadar mest olmamıştım.
1 /