noruvei no mori

1 /
iştahsız tospa iştahsız tospa
haruki murakami'nin yazdığı orjinal adı noruvei no mori olan romandır. vatanabe isimli bir japon gencinin hayatı ve aşkı üzerinden giden bu roman hem japon insanını ve yaşayışını tanımak isteyenlere güzel bir örnek olarak tavsiye edilebilir, hem de içerdiği ilginç aşk hikayesi, sonradan dönüp baktığında yaptığı analizler ve aşk üzerine yapılan müthiş yorumlarla aşk üzerine düşünmek isteyenler için güzel bir kitap olacaktır. bunun dışında bu japon genci üzerinden yazar sadece aşk değil herşeye dair fikirlerini sunmuştur.
yazar * ; "ölümü yaşamın zıttı olarak görürdüm ve anlayamazdım, ama ne zamanki ölümü yaşamın bir parçası olarak düşünmeye başladım, o zaman ölümü anlayabilmeye başladım." sözleriyle de takdirimi kazanmıştır ayrıca.
heidi heidi
imkansızın şarkısı olarak tr.ye çevrilmiş. haruki murakami eseri. kafa dağıtmalık hem ismi de pek bir duygulu.
yesilcuppelipenguen yesilcuppelipenguen
haruki murakami'nin kitapları "kısım"lardan oluşur. murakami, her kısımda bir hikaye anlatır ve bu hikayeler ana hikayeyi besleyen küçük dereler gibidir: günün sonunda önünüzde uzanan kocaman bir nehirdir.

murakami'nin yazımında belirgin bir özellik murakami'nin her kısmın sonunda okuyucusunu tabiri caizse dayak yemişe çevirmesidir.

bir örnek verelim, "imkansızın şarkısı"nın ilk kısmının son birkaç cümlesi*:

"içimde ki naoko'ya ait hatıralar soluklaştıkça, onu çok daha iyi anlayabiliyorum. aynı zamanda neden onu neden unutmamamı istediğini biliyorum. elbette, naoko kendisi de bunu biliyordu. biliyordu ki ona ait hatıralarım soluklaşacaktı. işte tam da bunun için asla onu unutmamam, onun bir zamanlar var olduğunu hatırlamam için bana yalvardı.

bu düşünce beni neredeyse dayanılmaz bir acıyla dolduruyor. çünkü naoko beni asla sevmedi."

işte böyle bir şey murakami okumak. nerden, ne zaman yumruğu yiyeceğinizi asla bilemiyorsunuz. ne zaman murakami sizi gardı düşmüş yakalarsa nakavt etmek istercesine indiriyor yumruğunu suratınıza...

son cümleyi okuyuncaya kadar her şey yolundaydı benim için. birkaç kadeh kırmızı şarap, pazar akşamının rehaveti, evde olmanın huzuru bir an için -ama sadece bir an için, savunmamı biraz yumuşatmama neden olmuştu. (arayınca neden bulmak ne kadar kolay!) murakami okuduğumu unutmuştum ve işte o son cümle- "çünkü naoko beni asla sevmedi.", bir an soluksuz bıraktı beni. buraya alıntıladığım birkaç cümleyi defalarca okudum zira bir türlü bu kadar basit bir cümlenin bu kadar can acıtıcı olabilmesini anlayamadım. en sonunda benim düşüncem şu: murakami bir büyücü ve hazırladığı büyüler her ne kadar çok basit görünse de aslında büyük bir ustalık gerektiriyorlar.

ya da murakami'nin kitapları ev yapımı bombalar gibi. bomba için gereken malzemeler her yerden temin edilebilir -insanlar, müzik, ilişkiler, değişen bir toplum, vb., ama yıkım gücü insanın tahayyülünün çok ötesinde...

demem o ki murakami okurken sakın ola gevşeme gafletine düşmeyin yoksa muhtemelen birkaç uykusuz gece sizi bekliyor olacak...





*: ingilizce metinden çeviri bana ait.
nastasya filippovna nastasya filippovna
daha ilk sayfalardan itibaren, şiirsel üslubu ve çizilmiş sağlam karakter betimlemeleriyle etkisini okuyucuya çarpıcı bir biçimde veren roman. yalnızlığın ve beklentisiz aşkın anlatıldığı bir "şarkı", imkansızın şarkısı. murakami'nin usta kalemine hayran kalmamak imkansız.

"işte bunun için yazıyorum bu satırları. çünkü ben, olayları, sözcüklere dökmedikçe anlayamayan o yeteneksiz insan türündenim." *

*alıntı: sf:10
isik dogudan yukselir isik dogudan yukselir
dünyanın en yüksek intihar oranına sahip olan japonyada geçen farklı bir aşk hikayesi. aşk üçgeninden ziyade çok kenarlı bir ilişki içindeki vatanabe'nin hayatını anlatan murakami romanı 60'ların sonunda geçiyor.
ozanudazai ozanudazai
sevdiğim, defalarca okudum kitapların film uyarlamalarını izlememek gibi bir huyum var. ama dayanamadım indirdim ve izlemeye başladım. sadece 36 dakika katlanabildim. keşke yazarlar eserlerinin filme çekilmesi konusunda biraz daha tutucu olsalar ya da en azından bu kitabı -illa filme çekilecekse- murakami kendisi çekseydi. eminim şu halinden daha iyi olurdu. neyse siz boşverin filmini, kitabını okuyun.
atlıkarınca atlıkarınca
çok güzel başlıyor sonra insanı çok boğmaya başlıyor yalnızlıktan ölecekmiş gibi hissediyorsun sonra güzel devam ediyor ilerliyorsun kahretsin yeter artık diyorsun devam ediyor harika diyorsun devam ediyor ana kahramanın yalnızlığından boğuluyorsun ve kitap bitiyor. i̇çinde harika tespitler ve diyaloglar barındırıyor. okuyunuz okutturunuz ama kesinlikle birden fazla haruki murakami kitabını ardarda okumayınız.
filips filips
içinde gereksiz cinselliğn bulunduğu, çevirmenin beceriksizliği midir bilemedim ruh duygusu vasat bir kitap. hayır nasıl best seller olmuş diycem; tamam best seller olacak kadar kalitesiz ama popüler duygu da mevcut değil. o kumaşta yok.
bismillahirahmanirahimof bismillahirahmanirahimof
''söylesene, zenginliğin en büyük üstünlüğü nedir biliyor musun?
-hayır.
-paran olmadığını söyleyebilmektir. örneğin, sınıf arkadaşlarımdan birine bir şey öneriyorum. bilir misin ne yanıt verir bana: 'mümkün değil şu sıralar param yok.' eğer durum tersine olsaydı ben ona bu yanıtı veremezdim. tıpkı güzel bir kızın, kendini çirkin bulduğu için çıkmak istemediğini söylemesi gibi. bunu çirkin bir kıza söyletmeye kalkış bakalım, nasıl da alay konusu olacaktır. dünya benim için tam altı yıl boyunca hep böyle oldu, geçen yıla kadar.''

noruvei no mori / haruki murakami
ozanudazai ozanudazai
romanı yeniden okuduğum şu günlerde dikkatimi çeken bir nokta var. o da şu; murakami, romanın kahramanı vatanabe'nin yurttaki oda arkadaşı "faşo" ile salinger'ın gönülçelen'ine selam çakıyor sanki. ilk bakışta birebir benzerlik yok gibi duruyor. fakat biraz düşününce okurda bu algıyı yaratanın oda arkadaşlarının zıt karakter yapıları. vatanabe'nin oda arkadaşı son derece temiz ve düzenliyken holden'in oda arkadaşı pasaklıydı. bunun üzerine insanlarla ilişkileri mesafeli olan holden ve vatanabe'yi de yan yana koyunca resim tamamlanıyor sanki. postmodern edebiyat dedikleri şey bu mu ki?

saçmalıyorum mu?
patikali yol patikali yol
"aradığı benim kolum değildi, sadece bir koldu. aradığı benim sıcaklığım değildi, sadece bir sıcaklıktı. sadece ben olmaktan rahatsız oluyordum."
1 /