norwegian wood

1 /
seemann seemann
en eğlenceli ve aynı zamanda en psikopat beatles şarkılarındandır -diğerleri; piggies, maxwell s silver hammer, helter skelter v.b-. özet olarak bir kız ve ona sapkınca ve platonik aşık olan bir adamın bir gecelik maceralarıdır dinlediğimiz. ama cidden acı vericidir john lennon un, and when i awoke, i was alone, this bird has flown derken sesinin değişmesi ve içtenleşmesi. pek bilinmez ama eğer rastlantı sonucu kulağa çalınmışsa melodisi bir daha oradan hiç çıkmaz.
karate schnitzel karate schnitzel
keziah jones isimli über müzisyenin nigerian wood isimli son albümüyle saygı dolu gönderme yaptığı beatles şarkısı. jones un son albümü tabii ki bomba, soran olursa hani.
gord10 gord10
sözlerinin müziğinden daha vurucu olduğu bir the beatles şarkısı. sitarın kullanıldığı ilk popüler şarkıymış.

sözleri şu şekildedir;

ruhidir benim adım,
hiç çıkamam evimden

pardon, o değildi. neyse. bu şarkının sözlerini vurucu kılan şey, sonunda kahramanımızın yaptığı psikopatlıktır: şarkıyı ilk dinlediğimde kahramanımız şömineye biraz norveç odunu atıyor zannetmiştim, ama pek öyle değilmiş.
myfakeplastic myfakeplastic
haruki murakami'nin sinemaya uyarlanan romanı. filmin müziklerini jonny greenwood yapmış.

fragman:

watch: "norwegian wood" official film trailer; jonny greenwood score out in march norwegian wood , director anh hung tran's adaptation of the haruki murakami novel, will hit uk theatres on march 11. the soundtrack, out on nonesuc... nonesuch

soundtrack:

nonesuch records norwegian wood [soundtrack] nonesuch released guitarist/composer jonny greenwood's instrumental score to director tran anh hung's film norwegian wood on march 8, 2011. an adap... nonesuch
nastasya filippovna nastasya filippovna
kitap ile paralel gidiyor olmasına karşın vasat bir film olmuş. okuyucunun aldığı o duyguyu yönetmenin izleyiciye çok veremediğini düşünüyorum. murakami, daha iyisini hak ediyordu. belki de, "filmi kim ki duk çekmeliydi" diye insanın aklından geçmiyor değil.

tensel duyguları anlatırken komediye varabilen diyaloglar vardı filmde. yapaya kaçan, samimiyeti hissettirmeyen anlatım, haliyle izleyiciyi sıkıyor. "gitmeyin" diyor, "giderseniz hüzünleneceğiniz yerde, hatun kişilerin komikleştirilmiş hallerine sık sık gülersiniz" diye ekliyorum.
anarchisticim anarchisticim
haruki murakami vesilesiyle merak edip dinlediğim, yazarın da gençlik yıllarında özel bir yeri olduğunu öğrendiğin bir beatles parçası.
murakami o kadar etkilenmiş ki, parça o kadar özel bir yer edinmiş, öyle şeyler düşündürmüş ki aynı isimli bir de roman yazmıştır. kafkaesk tarzıyla bir aşk hikayesinin anlatıldığı romanda ortaya çıkan eser on milyondan fazla satarak murakamiyi kısa sürede ünlenmesini sağlamıştır. aynı isimli filmde bu eserin sinemaya uyarlamasıdır.
inanna salome inanna salome
adını beatles'ın norwegian wood şarkısından alan; noruvei no mori isimli, haruki murakami'nin dünya çapında çok satan romanından, vietnamlı yönetmen anh hung tran tarafından beyaz perdeye aktarılan, 2010 yapımı güzel ve pek özel film.

film ana karakterimiz watanabe'nin temelinde aşkın hallerini, insanlık durumlarını, kayıpları, acıları, insanların bunlara farklı tepkilerini; şiirsel bir sinema diliyle, karakterlerin ruh hallerine uyumlu güzel doğa manzaraları ile, usul usul ama derinden anlatmakta. hayatın merkezine dostluğu,sevgiyi ve aşkı koyup; cinselliği ve ölümü; kimi zaman yokedici, kimi zaman yeniden doğurucu, kimi zaman da sadakat ve dönüşümün simgesi hatta bazen de nirengi noktası olarak alıp; önyargısız, özgür, duyarlı ve insandoğasına uygun bir bakış geliştirmekte.

watanabe çocukluk arkadaşı kizuki'nin 17 yaşında intiharı ile hiç beklemediği büyük bir kayıp yaşar. kizuki'nin öldüğü şehirden uzaklaşır, üç yıl sonra kizuki'nin üç yaşından beri arkadaşı, çocukluk aşkı ve ölümüne kadar sevgilisi olan naoko ile karşılaşır. ve bu karşılaşma watanabe'nin hem kizuki ve naoka hakkında bilmediği şeyleri öğrenmesine, hem de kendisi ve geleceği için bambaşka bir yola çıkmasına sebep olur.

naoka'nın yirmi yaşına bastığı gece, yaşadıkları ilişki sonunda naoka bir süre ortalardan kaybolur. watanabe'nin mektuplarına, uzun bir süre sonra cevap olarak şunları yazar:

--spoiler--
bekle bir gün buluşacağız.
bu kadar uzun süre cevap veremediğim için gerçekten de çok üzgünüm. sana yazmadan önca zamana ihtiyacım vardı. ve yine de seni görmeye hazır değilim.
(...)
inan bana, bu kadar bu kadar yakınlaştığımız için gerçekten de çok mutluyum. o anlar aklımdan hiç çıkmıyor. endişelenme beni incitmedin. ben sadece kendimi incitiyorum. ve bunu biliyorum.

--spoiler--

geçmiş, anılar, acı, hüzün yüklü, ölüm fısıltılı naoka'dan sonra watanabe'nin hayatına neşeli, hayat dolu midori girer. resmen ilk tanışmaları da oldukça hoştur. özellikle yalnızlıkla ilgili vurgu harikadır.

--spoiler--
midori: neden bronzsun?
watanabe:çünkü ben iki haftadır seyahet ediyorum.
midori:tek başına mı?
watanabe:hı hı.
midori:hep kendi başına mı seyahet edersin?
watanabe:her zaman.
midori:yalnız olmayı seviyor musun?
watanabe:hayır, kim yalnız olmayı sever ki. zorla arkadaş edinmeye çalışmıyorum o kadar. bu yüzden sonradan hayalkırıklığına uğramıyorum.
midori:otobiyografinde de kesinlikle bu şekilde yazmalısın.

--spoiler--

midori acılar yaşamış ama hayata güzel ve eğlenceli tarafından bakmayı tercih etmiş biridir, onun için aşk tanımı da ilk bakışta komik, derinlemesine düşününce anlamlıdır. zaten filmin sonlarına doğru midori'nin duyarlı derinliği anlaşılacaktır.

--spoiler--
midori:ben de en azından bir kere gerçek aşkı tadmak isterim.
watanabe:gerçek aşk nedir senin için?
midori:mesela ben sana durup dururken ' çilekli turta istiyorum' derim. sen de herşeyi bırakıp bunu almak için koşarsın. sonra dönersin soluk soluğasındır ve bana turtayı verirsin. sonra ben sana artık canım bunu yemek istemiyor derim ve sen de o turtayı pencereden atarsın. işte bence gerçek aşk böyle birşey.
watanabe:bence bunun gerçek aşkla hiçbir ilgisi yok.
midori:var. ben; ' anladım midori, benim suçum, aptalın tekiyim, duygusuz biriyim.' işte bana bu cevabı verecek birini arıyorum.; 'istersen sana başka birşey getireyim, çikolatalı muz, cheesecake.başka bir şey ister misin?'
watanabe:sonra ne olacak?
midori:sonra onu sevicem.
--spoiler--

ilk mektuptan aylar sonra watanabe, aylardır sanatoryumda sinirsel tedavi gören, naoka'dan bir mektup daha alır; bu naoka'nın ruhunun derinliklerinden yazılmış bir itiraf ve davettir.

--spoiler--
doktor dışardan insanlarla sosyalleşmeye başlamanın vaktinin geldiğini söylüyor. ama seninki dışında hiçbir yüz anımsamıyorum. ayrıca sana açıklamam gereken önemli bir konu var. hiçbir şekilde bundan kaçış yok. buraya geleli dört ay oldu. bu süre boyunca senin hakkında çok düşündüm. uzun uzun düşünme fırsatım oldu. bana karşı hissettiğin sıcaklığı hissettim. ve bunu yaparken çok mutlu oldum. sana karşı bir yanlış yaptıysam bu sadece senin acın olmaz. ben de bunu yaşarım. senin acını ben de hissederim.
--spoiler--

film karakter çeşitliliği açısından da çok zengindir. özellikle watanabe'nin yurttan oda arkadaşı çapkın, kimseye bağlanmayan nagasawa ve sevgilisi hatsumi'nin ilişkisi oldukça ilginçtir. bir gece dönüş yolunda aralarında aşkın başka bir halini anlatan şu diyalog geçer:

--spoiler--
hatsumi: söyle nagasawayla ilişkimiz hakkında ne düşünüyorsun?
watanabe: ne düşündüğümün bir önemi yok.
hatsumi: sadece söyle. ne düşünüyorsan hepsi o.
watanabe:yerinde olsam onu terk ederdim. bence nagasawa mutlu olmayı düşleyen biri değil ya da birini mutlu etmeyi. bunlar ona göre değil hatsumi bence sen mutluluğu başka birinde çok rahat bulabilirsin. neden öyle biriyle hayatını mahvettiğini bir türlü anlayamıyorum.
hatsumi: bunu açıklamak zor. birden oluverir ve yapacağın hiçbir şey de yoktur.
watanabe: onu bu kadar çok mu seviyorsun yani?
hatsumi: seviyorum.
watanabe: bu gerçekten de çok güzel bri duygu olmalı. yani birini koşulsuz sevmek.
--spoiler--

gün gelir watanabe yurttan ayrılma kararı alır ve ayrılırken nagasawa ona kulağa küpe olunacak bir söz söyler. aslında bu tüm insanlar için küpe mahiyetindedir.

--spoiler--
nagasawa:gelecek için büyük bir tavsiye ister misin? 'kendin için üzülme. sadece basit insanlar kendileri için üzülür.'
watanabe:aklımda tutucam.
--spoiler--

yaşadığı acılar, sevdiği iki farklı karakterdeki kadın; watanabe'nin, intihar ederek onu terkeden kizuki'ye hitaben; şu kararı almasına neden olur:

--spoiler--
biliyorsun kizuki, senin aksine ben yaşamayı seçtim. ve bu hayatı elimden geldiğince iyi yaşayacağım. senin için ne kadar zor olduğunu düşünebiliyorum. ama sen de, sen öldüğünde benim ne hale geldiğimi ve naoka'yı benim kollarıma bıraktığını düşün. ben onu hiç bırakmamaya karar verdim. çünkü onu herşeyden çok seviyorum. ancak şimdi daha da güçlü olucam. çünkü senin aksine benim için artık büyüme zamanı.
--spoiler--

ve benzer bir konuşmayı hayatın neşeli ve canlılık dolu yüzü olan midori'ye yapar. aralarında geçen konuşma da aşkın başka bir halidir:

--spoiler--
watanabe:seni çok seviyorum hem de bütün kalbimle. ama şu an almam gereken bir sorumluluk var. zamana ihtiyacım var. bağışla beni.
midori: tamam, seni bekleyeceğim. çünkü sana güveniyorum. ama bana geldiğinde sadece beni al. beni kucakladığında sadece beni kucakla, olur mu? ne dediğimi anlıyor musun?
watanabe:hem de çok iyi anlıyorum.
midori: bak bana istediğini yapabilirsin ama lütfen canımı yakma, olur mu? çünkü ben gerçekten çok büyük acılar çektim. lütfen beni anla. tek istediğim mutlu olmak. bana sarılır mısın?

--spoiler--

ve acılar, kayıplar, ölümler, hayalkırıklıkları sonrasında; yaşamayı seçen, hayatı, iyimserliği, sevgiyi seçen watanabe ve midori için mutluluk ve doludizgin aşk zamanını gelmiştir.

--spoiler--
watanabe:midori, seninle konuşmak istiyorum. seninle herşeye yenibaştan başlamak istiyorum. hayatımda senden başka kimseyi istemiyorum. seni seviyorum.
--spoiler--

film her karakterin derinliğinde kitabın yazarı murakami'den izler taşırken; ruhsal derinlikleri pekiştiren şiirsel sinema diliyle; kimi zaman kendinle hesaplaşma, acılarınla başbaşa kalma mekanları; kimi zaman da dinginlik, huzur, mutluluk, hayat ve aşk çağrışımlarıyla yüklü eşsiz doğa manzaraları ile yönetmeni hung tran'ın bizi çıkardığı estetik bir yolculuğa dönüşür. cinselliğin aşk kavramı dışında reiko örneğinde olduğu gibi geçmişin sakatladığı benlikten sıyırılıp yeni bir ben'e kavuşma aracı olarak da kullanılması bambaşka ve çok özel bir bakıştır. reiko; watanabe'ye şöyle teşekkür eder:

--spoiler--
kaybettiğim yedi seneden sonra nihayet kendime gelebildim. teşekkür ederim.

--spoiler--

imkansızın şarkısı; senaryosuna temel olan murakami kitabı; derinlikli, sahici oyunculukları ve şiirsel yönetmeni ile içinde hayatın kendisini barındıran, özel ve yaşanılası bir filmdir.

sinemasal not: watanabe ile naoka'nın ilk beraber oldukları sahne feci şekilde 2006 yapımı özel bir festival filmini(`yirmi gece ve yağmurlu bir gün) anımsattı ve hoş oldu. ve plak dükkanındaki bir sahne de yine özel bir aşk filmine(`before sunrise) çağrışım yaptı.

filmden çıkarılan dersler:ilki: gerçek aşk; insanın bu aşk için yaptığı fedakarlıklarda saklıdır ki bu fedakarlıklar kendisinden istenmeden; tamamen kendi içinden gelerek, tüm benliğiyle bunu gerçekleştirmektedir.
en önemlisi de; kendini sevmeyen, kendini herşeyiyle kabul edemeyen insanlar kimseyi sevemez; ve bu insanlara takılı kalmak da hayata, sevgiye ve insanın kendisine ihanetidir. sonu da ağır ve sancılı bir ölüm olur. ve imkansızın şarkısını dinlerken de; istenirse mutluluk, aşk ve hayat seçilip, her nefesi anlamlı bir hayat yaşanabilir.
yeraltı edebiyatı yeraltı edebiyatı
okuduğum en aptal romanlardan biri. belki de okuduğum en aptal roman. her açıdan aptal. genelde çok satan romanlara tuhaf bir saygı duyarım. çoğunluğun beğendiğl bir şey, bir şeyleri aşmıştır sonuçta öyle değil mi? ama bu roman tam bir fiyasko. bunu okuyup ağlayanlar, etkilenenlere anlam veremedim. üzücü ya da düşündürücü tek bir cümle bulamadım. en absürt, rahatsız edici kısımları bile japon kültürünün doğasına yorup kafa yormamaya çalıştım ama yok, olmuyor. bu roman berbat.
rehab elite rehab elite
çok güzel ve yalın bir beatles şarkısıdır. benim içinse ''while my guitar gently weeps''den sonra en sevdiğim..garip bir biçimde yalnızlık hissi veriyor.
1 /