öğrenci

2 /
blinkin blinkin
her yerde indirim için geçerli olan rütbe.misal:
pardon bu ayakkabı ne kadar?
*150 ytl
yaa ben de kredimi yeni aldım ama 130 ytl.
*öğrecisin yani.
evet abi öğrenciyiz malesef sürünüyoruz.
*sana yapalım bi güzellik 130 olsun bu sana.
ee peki ben napıcam bir ay bana hiç kalmicak.
*100 olsun ozaman 30 da sana kalsın.
ama abi öğrenciyiz dedik yaa yapma allasen.
*90dan aşşa olmaz ama bu son bak.
tamam alıyorum.(60 ytl indirim yaptırmanın verdiği zevkle ayakkabı alınır ve yeni bir serüvene doğru yola çıkılır.)


mekan:....cafe
ne kadar abi hesap
*20ytl
yapma abi öğrenciyiz ya nerde bizde o kadar para
iyi size 15 olsun
çıkarın ceplerdekileri beyler
abi 12 çıktı be
*iyi hadi tamam (bidaha gelmeyin paranız yoksa bakışıyla söylenen sözler)

her yerde indirim yaptırma teknikleri öğrenciler için geçerlidir.ha bir de memursanız...
aytok aytok
isimden isim yapan ci eki fiile gelemeyeceği için aslının "öğrenici" olması gereken sözcük. sonradan vurgusuz orta hece ünlüsü düşmüş tabi.
geri dönüşüm kutusu geri dönüşüm kutusu
asıl amacı okulda birşeyler öğrenip mezun olunca vatana millete faydalı bir insan olmak olan, fakat eğitim sistemimizin dandikliğinden dolayı, okulda doğru düzgün birşey örrenemeyen, mezun olunca iş bulamama ihtimali yüksek, ezberci öğretim ve zaman zaman siyasi ve ideolojik yönetim anlayışına kuban olan insan grubu.
venom venom
öğretmenlere hitap şekli yaşa ve sınıfa göre zamanla değişen topluluk

ilkokul:
öğretmenim (şirin)

ortaokul:
hocam (zamanla lâkaplar başlar)

lise:
arkasından lâkabıyla hitap, yüzüne karşı hocam

üniversite/yüksek okul:
adıyla hitap, yüzüne karşı hocam

bir istisnası var.
ortaokulda şişe tabanı gözlük kullanan bir fen hocasına
1. sınıflar fenci,
2. sınıflar kör fenci
3. sınıflar kör demekteydi.
trişka trişka
öğrencilik zor zanaat vesselam, eğer aileden uzakta okunuyorsa bir de üstüne yurt da çıkmamışsa, işte o zaman daha da zor zanaat. aslında zanaat deyince, akla zamanla tecrübe ve ustalık kazandıran, bu arada da para kazandıran meslek gelmiş olabilir. öğrencilik zanaatinde ise para kazanmak şöyle dursun, üstüne para verilir. mesleğimizi öğrendiğimiz, onu da yarım yamalak yapmak zorunda kaldığımız üniversite cenderesinde parasız, zor ve koşturmacalı günler bizi bekler. aileler de binbir türlü zorluğa katlanıp, kazanılan üniversitede okuyabilmemiz için ellerinde avuçlarında ne varsa vermeye razıdırlar. "aman yeter ki evlatlarının bir mesleği olsun da "

şimdi aslında filmi biraz daha geriye sarmak gerekir. üniversite yıllarının az gerisinden başlatalım...

hayallerde büyütülen, girildiği anda hayal kırıklığı etkisi yaratan üniversiteler için dershane telaşından başlatalım. yaşamımızın en güzel yıllarında okul-dershane ikileminde sıkışmamıza neden olan, sosyalliğimizi bir süreliğine alıp götüren bu kurumların insan bünyesine zararları sadece manevi boyutta değildir. öncelikle aile bütçesine verdiği tahribat ciddi boyutlardadır. ama aileler kararlıdır, bir sene daha az ev harcaması yapılacak, bunun sonucunda bir tanecik evlat üniversiteyi kazanacaktır. bunu göze alan ailelerin çocukları da bu durumun bilinciyle ikinci sene gibi bir hakları olmadığının farkında bir azimle üniversiteye girerler.

peki üniversiteye girilince bitiyor mu bu parasız, zor zamanlar. aileler bir sene dişlerini sıkmayı göze alırlar, iyi güzel de ardından gelecek yıllar? kendilerini "hele bir mezun olsun" diye avutmaya başlarlar, ancak herkesin farkında olduğu dile dökülmeyen şey şudur: işsizlik

her sene okula başlarken ödenen harç parası en sessiz, uzlaşmacı, isyan etmeye karşı olan aileleri bile rahatsız eder. "eee hani devlet üniversitesiydi burası, bu nasıl iş" dedirtir. hadi harç parası denkleştirilir ödenir her dönem başında. cep harçlığı vardır, okuduğun bölüme göre farklı ihtiyaçların vardır, mimarlık okuyorsan, ya da dişçilik, vay haline! arada bir filme gitmek senin de hakkın diye düşünürsün, sadece senin değil herkesin hakkıdır aslında ya, neyse. yeni çıkan birkaç kitabı takip etmek istersin, arada bir eğlenmeğe, yemek yemeğe gidelim arkadaşlarla dersin. lüks mü bunlar diye geçirirsin aklından, aslında ne lüksü, gerçekten lüks görmemişsindir. hele ailenden ayrı bir şehirde yaşıyorsan, yurtta değil de öğrenci evinde kalıyorsan, sürünmek, parasızlık çekmek her gün için farzdır.

her gün iş aranır, kafelerde garsonluk ya da anketörlük yaparsın, kitapçıda yarı zamanlı çalışırsın. yetinmeye çabalar insan, en kötü koşullarda bile yaşamak dürtüsü hep ağır basar, hiç yapamam diyebileceği işleri yapabilir, asla yemem diyebileceği yemekleri yer. yani özetle öğrenci iken dayanır, iyi güzel de mezun olunca da pek bir farklı olmayacağını bile bile kendisini kandırır inceden.

yoksulluk edebiyatı yapmak gibi bir derdim yok, öğrenciliğin zorlukları, parasız zamanları olduğu aşikar. ancak bunu kabul etmek garip olmalı, normalmiş gibi düşünmek, davranmak tuhaf olmalı. devletin üniversitelerinde ülkeye faydalı işler yapmak için eğitim alan gençlerin, hem okurken daha az zorluk çekmeleri gerektiği aşikar, hem de daha az gelecek kaygısı taşıyarak okumaları.

aklı rahat, karnı tok olmalı ki, insan daha üretken daha faydalı olabilsin.
mor kulaklı mavi kurbağa mor kulaklı mavi kurbağa
babaya göre, sosyal hayatı olmaması gereken yavru.
komşuya göre, evine kimin girip çıktığı belli olmayan potansiyel dedikodu malzemesi, gözlem aracı.
ev sahibine göre, evinin kiralanacağı son kişi.
esnafa göre, yolunacak tavuk.
kütüphane görevlisine göre, demirbaş.
kopicilere göre, ekmek kapısı.
bakkala göre, memurla beraber veresiye yazılmaması gereken kişi.
kampüs önünde her daim bekleyen polislere göre, potansiyel suçlu.
hocalara göre, üzerlerinde deney yapılabilecek kobaylar. (dayanma eşiğini ölçmek adına)
takan hocalara göre (ki bu grup "hoca"lardan ayrılır), modern işkence araçları.
bana göre, en kral insanlar. arkadaşlarım. dostlarım.
2 /