öğrenildiğinde ufku iki katına çıkaran bilgiler

1 /
mr curiosity mr curiosity
dün akşam haberleri seyrediyorum vatandaşın biri kaçak bizans kazısı yapıyormuş sultan ahmet meydanının altında. adam bir evin kömürlüğe benzer bir bölümünden zemine inmiş. dünyanın toprağını çıkarmış. kazmış, malzemeleri dönem dönem ayırmış felan. bizimkiler de aylar sonra uyanmışlar. yakalamışlar defineciyi. aman ne büyük marifet! adam bir şey bulamamış da öyle yakalanmış. bulsaydı çoktan uçmuştu o ayrı bir konu da. bilmeyenler için söyleyeyim, bahsettiğim yer, sadece sultan ahmet meydanının altında define aranan yığılı topraktan ibaret bir yer değil. söz konusu mekan, doğu roma imparatoru theodosios, batı roma imparatoru valentinanus, theodosios un oğulları arkadius ve onorius un her gün halkı selamladığı devasa bir cathismayı (imparatorluk locası) da içine alan bir nevi doğu roma imparatorluğunun agorası. bu alanın en güneyinde imparator theodosios un mısır dan getirtip diktirdiği obelisk var. bunların hepsini toplarsak bizans imparatorluğunun hipodromu olarak özetleriz burayı. hani o maximusların, aslanların kapıştığı alan. arenadan şenlikler ve dövüşlerden sonra herhangi bir değerli eşya toplanmazdı. oraya gömülürdü. siz düşünün artık bu definecideki tarih ve arkeoloji bilgisini, deli cesaretini ya da bizimkilerin tarihine ve geçmişine kayıtsızlığını. trajikomik. yeminle ufkum parende atıyor şu an.
lazpinokyo lazpinokyo
güneş ışını vücuda deyince salgılanan d vitamini, sadece direk temas olursa salgılıyor üretiyor vücut, yani evin içinde pencere kapalıyken cam dan yansıyıp gelen güneş ışını bir boka yaramıyor söyleyeyim de...arada birşey olmıcak...
kokobongo kokobongo
referandumda evet çıkacağına dair bir hadisin mevcut olduğunu öğrenmem. şuan ufkum iki katına değil ayyuka çıktı, beynim yandı lan.
biradetbeyfendi biradetbeyfendi
ufkunuzu belki ikiye katlamaz ama size gülümsetecek bir bilgi:

bir karınca ölürse diğer karıncalar onun öldüğünü farketmezler. sanki o karınca yaşıyormuş gibi yada hiç yokmuş gibi yanından geçip giderler. ta ki üçüncü güne kadar. eğer karınca yuvada ölmüşse üçüncü gün bir başka karınca onu yuvanın hemen dışındaki çöplüğe kadar yuvarlar.(bu çöplüğe bir nevi mezarlık da denebilir. şöyle bir şey gibi. peki neden hemen değil de üç gün sonra?çünkü karıncalar öldükten üç gün sonra oleik asit adlı bir kimyasal salgılarlar. bu kimyasalın kokusu çürüyen karıncanın kokusudur ve diğer karıncalar bu kokuyu tanırlar. böylelikle ölen karınca yuvadan atılır.

eğlence bundan sonra. karıncalar oleik asit kokusuna o kadar hassastırlar ki onlar için bu kokuyu taşıyan herşey ölü bir karıncadır. karınca uzmanı e. o. wilson da "lan ömrümüzü şu karıncalara verdik şunları bir trolleyeyim" deyip karıncaların yuvalarına oleik asite bandırılmış kağıt parçaları atar. karıncalar da bu kağıt parçalarını dışarı atar. sonra bu wilson'ın aklına başka bir piçlik gelir. bu sefer canlı bir karıncanın üstüne oleik asit damlatır. karınca yuvaya girdiğinde bir başka karınca oleik asitin kokusunu aldığı gibi arkadaşını kaldırıp "ölmüşsün ama gömenin yok " diyerek yuvanın dışındaki çöplüğe atar. bu sırada diğer karınca adeta eve geç gelen sarhoş bir koca gibi hiç itiraz etmez. nasıl itiraz etsin ki? resmen leş gibi oleik asit kokuyordur. talihsiz karınca için tek çözüm yolu vardır: temizlenip yuvaya tekrar girmek. üstünde eğer bir miktar oleik asit kalmışsa bunu da arkadaşlarına "yok be oolum bizim rıza yok mu vefat etmiş ben de onu dışarı attım bu sabah. onun kokusudur ya" diyerek yutturmak. eğer ki gençler bu kokunun sabah vefat eden rıza'dan geldiğine ikna olmazlarsa "ne konuşuyo la bu amk ölüsü?" diyerek yine yakaladıkları gibi talihsiz karıncamızı dışarı atacaklardır.

alıntıdır.
mr curiosity mr curiosity
imparator konstantinos neden istanbul u başkent olarak seçti? milattan önce yedinci yüzyılda küçük bir grek kolonisi olan ve bugünkü topkapı sarayının olduğu yarım adanın ucunda kümelenmiş bir iskana sahipken nasıl dünyanın sayılı metropollerinden biri haline geldi bu şehir bilir misiniz? imparator konstantin, öncelikle batı roma da yaşadığı siyasi ve askeri problemleri ortadan kaldırdı. fakat imparatorluğun doğusunda da böyle bir hamleye ihtiyaç vardı. öncelikle yeni bir byzantium merkezi seçilmesi gerekiyordu. adaylar arasında selanik vardı, çürnkü roma ordusu buradaydı. sofya vardı, balkanlara hakimiyet hususu önemliydi. fakat ikisinde de tereddütleri vardı. ama o tam bir hellen gibi düşünürdü. roma nın kuruluş hikayesi ve kökenine de giderek truvayı başkent yapma kararı aldı. roma da şehir ve imar faaliyetlerinde sınırlar özel bir ipleme yöntemiyle çizilirdi. hikayeye göre şehrin sınırlarını belirlemek için truva 4 bir yandan iple çevrilmişti, ipin boşta kalan ucunu kapan kartal bu ipi istanbul a kadar getirmişti. o tarihten sonra imparator konstantinos tarafından istanbul un başkent yapıldığı söylenir. istanbul a yakışır bir gerçek ya da mitoloji...
mr curiosity mr curiosity
türkiye de define aramak için kullanılan 1.5 milyon dedektör satılmış. 1 milyon civarında da defineci varmış. devlet bu define arama makinelerinin satışından vergisini alıyor ama define aramaya, araştırmaya, kendisine başvurmadığın sürece izin vermiyor. kazmak, çıkarmak demiyorum. araştırmaya bile izin vermiyor. daha da vahimi, diyelim ki jandarma seni yolda çevirdi, aracın arkasında dedektör var, buna el koyuyor. sen hiçbir şekilde geri alamıyorsun. bunu öğrendiğimde acı acı gülümsedim. ufkum yerin dibine battı o derece. para verip aldığın ve vergisini de peşin ödediğin şey üzerinden dolaylı da olsa seni hırsız ilan ediyor devlet. saygılar efendim. geceniz güzel olsun...
07 meme ucu olan var mı 07 meme ucu olan var mı
bilenler biliyordur belki ama bendeniz bir yerden denk getirip öğrendiğimde şaşkınlığımı üzerimden atamamıştım.

osmanlı imparatorluğu döneminde cami yapımı ile ilgili bir kural vardı: padişahlar, vezirler, devlet büyükleri asla ama asla devletin parası ile cami yaptıramazlar.

günümüzdeki sultanahmet, süleymaniye, selimiye, eyüp, bursa ulu, fatih, selimiye, şehzade, mihrimah sultan, yeni cami gibi görkemli dev camilerin hiç ama hiçbiri devletin bütçesi kullanılarak, halktan toplanan vergilerle yapılmamıştır.

kabe'nin çevresine yaptırılan revaklar dahi devletin parası ile değil, sultanların, padişahların, vezirlerin maaşından artırdıkları ile uzun yıllar boyu yavaş yavaş inşa edilmiştir. hazineden, halkın vergilerinden karşılanmamıştır.

öncelikle bir padişah cami yaptıracaksa önemli bir askeri zafer kazanması ve bu zaferle birlikte önemli bir savaş ganimeti ele geçirmesi gerekirdi. camilerinin yapımında devlet kasasından asla takviye olmaz, yalnızca padişahın kişisel serveti kullanılırdı. bir padişah cami yaptıracaksa, maliyetini kendisine verilen "maaş"tan ve fetih ganimetlerinden biriktirdikleri ile karşılar.

bir vezir cami yaptıracaksa, maliyetini maaşından ve fetihlerden payına düşen ganimet ile karşılar.

bir komutan cami yaptıracaksa, o caminin tüm masraflarını maaşından karşılamak zorundadır.

bir şehzade veya sultan cami yaptıracaksa, maaşından karşılamak durumundadır.

bu kuralın tek bir istisnası vardır; önceleri sefere gitmeyen ve ganimet kazanmayan padişahlar cami inşa ettirmezlerdi ancak bu gelenek, i. ahmet'in sultanahmet camii'ni inşa ettirmesiyle bozulmuş ve ganimet kazanma geleneği 18. yüzyılda tümüyle terk edilmiştir. bu caminin masraflarının büyük bölümü devlet hazinesinden karşılanmıştır. bu nedenle, cami bittiğinde istanbul halkı bu camiye "haram parayla yapılmıştır" diyerek uzun yıllar uğramamıştır bile. sultan ahmed camii, 10 yıldan uzun süre "boş" ve cemaatsiz kalmıştır.

dev camiler devlet kesesinden yaptırılamaz. bu hem selçuklu, hem de osmanlı ananesine aykırı imiş.

(bkz: selatin camileri)

kaynak: selatin camileri - vikipedi selatin camileri, osmanlı imparatorluğu döneminde sultanların yaptırdıkları camilere verilen addır. osmanlı dönemindeki ilk selatin camileri bursa'... wikipedia
vliegende nederlander vliegende nederlander
altın elementinin, periyodik cetveldeki komşularının aksine neden sarı renkte olduğunu, profesör albert einstein'in izafiyet teorisi sayesinde açıklanabiliyor olması.




yukarıda gördüğünüz şey bir altın atomu. altın 79 proton ve elektrona sahip bir element. 1s 2s 2p diyen meşhuuur elektron konfügirasyonun sonu 5d10, 6s1 şeklinde noktalanır. altının 1s2'sinde bulunan elektronların hızı, ışık hızının neredeyse yarısı kadardır. albert einstein'in da söylediği üzere, ışık hızına yaklaşan cisimlerin kütlesi artar. bu da elektronların kütlesinin artmasına ve orbital yarıçapının küçülmesine sebep olur. bu etki, en sondaki 6s1 orbitaline aktarılan elektron enerjisini düşürür. bu düşen enerji, ışığın mavi dalga boyunun emilimine ve kırmızı ile yeşil dalga boyunun yansıtılmasına sebep olur.

suluboyalardaki "sarı ile mavi birleşince yeşil olur" muhabbeti, ışık için farklı. kırmızı ile yeşil birleşince sarı oluyor. o da mavi ile birleşince beyaz. bu yüzden, çıplak gözle, beyaz ışık altında baktığımızda, ışığın mavi dalga boyunu emen altın atomları, diğer renkleri yansıttığı için, gözümüze sarı olarak gelmektedir.

özetle; elektron hızlı döner. o kadar hızlı döner ki, kütlesi artar. büyür. bu büyüme, en sondaki enerjiyi düşürür. düşen enerji, maviyi hapseder. sarıyı yansıtır.

sezyum atomunda da aynı özel rölativite vardır. cıvada da...
polya polya
çocukluk oyunlarımızdan olan ip atlama'nın dünya şampiyonası olduğunu biliyor musunuz? öğrenildiğinde şaşırtan bilgiler olsaydı oraya yazacaktım da yokmuş. yani bu yaşımda bunu öğrendim. insanoğlu neler düşünmüyor ki? ve tabii ki satranç bir beyin sporuysa her türlü vücut hareketleri de spor olabilir neden olmasın. çok estetik ayrıca.


rhythm rhythm
normal konuşma hızımız dakikada 350-400 kelime civarıyken, iç sesimiz ile kendi kendimize konuştuğumuzda bu 4000 kelimeye kadar çıkabiliyormuş.
kehkeşan kehkeşan
nadir görülen bir olaymış ama gökkuşağı aydan yansıyan ışıklar sayesinde gece de oluşabilirmiş ve buna aykuşağı (moonbow) denirmiş. kendisini de çok sevdim ismini de. sözlüğe bir daha gelinse alınacak nick olabilir.

cayisallama cayisallama
yok olmaya yüz tutmuş bir dilin hikayesi
keldanice.
türkiyede iki kişi biliyormuş ve biri hasta yatakta. sadece bir kişi var. bu dili bu insanlardan sonra kimse bilmeyecekmiş.
bir dilin sona ermesi demek çok büyük bir kayıp çok büyük bir yok oluş demek. acilen ayakta tutulması için müdahalede bulunlması şart.

1 /