öğretmenler günü

22 /
çok uzakta öyle bir yer var çok uzakta öyle bir yer var
önceden bir insanın öğretmen olup olmadığı daha kolay ayırt ediliyordu tipinden davranışından. bana öyle geliyor ya da bilemiyorum. o öğretmen ağırlığı epey azaldı sanki.
ama şey hala geçerli, erkek için değil belki ama kadın için annelerin evlenmelik meslek grubundalar.

kutlu olsun neticede.

dünya tornacılar günü de olsa keşke benim de kutlayanım olsa ;(


gömenbağyan gömenbağyan
iki yıl oldu mesleğe başlayalı. başlayalı dediğim de ücretli öğretmenlik, bölümümün ataması zaten yok. neyse. iki yıl, iki ayrı meslek lisesi. ben ki çocuk sevmem, dert dinlemem, bencil bir insanım. öyle sanırdım.

bir gün bir kız öğrencim geldi, bir şeyler anlattı ağladı, ağladım. ulan dedim sonra annelik böyle bir bok sanırım. ha bu arada ağzım da bozuktur. her gün sınıflarda kendimi nasıl tutuyorum bir bilseniz. girdiğim her sınıfta gerçek kişiliğini öldürüp öğretmen oluyorum.

bir gün öğrencim yazı yazıyor tahtaya. "kalem bitti hocam" dedi. "salla biraz, bitmemiştir" dedim. bir yandanda kafamın yanında yumruk yaptığım elimi salladım. arka sıralar güldü. "aha otuzbirciler gülüyor" dedim. sınıf şok oldu. ben daha büyük şok. bir an ağzımdan çıktı işte. sonra güldüm. onlar da güldü. hepsi 18-19 yaşında kocaman insanlardı. anlattım sonra tane tane. bir öğretmenin böyle espriler yapmaması gerektiğini ama benim ayarsız olduğumu falan söyledim. normalde en ufak olayı bile kaosa çeviren o okulun ennn belalı sınıfı beni anladı. dışarıya tek kelime etmedi. insan olduğuma ikna oldu.

bir gün bir erkek öğrencim geldi. "kız arkadaşımın doğum günü 10 lira param var hocam, siz akıllısınız nolur yardım edin." dedi. derslerimde sürekli uyuyan, notları düşük bir çocuk. "olur" dedim. tüm cumartesini ona adadım. gidip bahçelerden çiçek topladık, kırtasiyeden kağıt alıp küçük küçük notlar yazdık, kavanoz aldık, yaptık işte bir şeyler. cebine 50 lira koydum, kızı çay içmeye götür dedim. sonra ikinci dönem benim sınavlarıma sabahlara kadar çalışıp hep doksanın üzerinde not aldı. bu yaz o kızla nişanlandı. üniversiteye hazırlanıyorlar beraber. "üniversiteye yollasın babaları diye nişan yaptık hocam, yoksa okumadan evlenmek yok" dedi nişan gecesi bana.

bir kaç örnek işte.

kutsal bir bok yapıyorum diye anlatmadım bunları. ama zor iş. vallahi çok zor iş. sabah, akşam, bazen gece uykumdan uyandım öğrenciler için. dersi falan siktir edin. dersi kitaptan da öğrenirler. ama 200e yakın öğrencim oldu şimdiye kadar, hiç biri yere çöp atmaz. sabah güvenlik görevlimize, bahçeyi temizleyen abiye, sınıfı süpüren ablaya günaydın demeden geçmez.

öğretmenliği hiç sevmedim ama öğrencilerim, ah gözümün nuru öğrencilerim hiç bir emeğimi boşa çıkartmadılar. belki hiç biri mühendis, doktor olmayacak ama hemen hemen hepsi iyi insanlar olacaklar.

ben onlara öğretirim sanıyordum üniversite okurken, onlar bana öğrettiler.

şimdi bunları onlara söyleyemem. siz bilin istedim.

kutlu olsun efendim. en çok öğrenirken öğretenlerin günü.
sakil sakil
gazi mustafa kemal atatürk'ün "millet mekteplerinin başöğretmenliği" unvanını aldığı 24 kasım 1928'nin yıldönümlerinde 1981 yılından beri kutlanmakta olan gündür.

eğitim fakültesinde okumaya başladığım 2013 yılından beri yakın çevrem tarafından kutlanır. ablamın da öğretmen olmasından ötürü özellikle annem çok önem veriyor bu güne. zaten kendisi lise dönemime kadar 23 nisan, liseyi bitirene kadar 19 mayıs günlerinde sektirmeden hediye alırdı. 7 yıldır da öğretmenler gününde devam ettiriyor geleneği.

bu yıl ilk kez fiilen öğretmenlik yaparken geçiriyorum bu özel günü. kendi branşım dışında ve hatta eğitimini aldığım kademenin dışında bir öğretmenlik yapıyorum ve aynı işi yaptığım kişilerin yarısı kadar bile maaş almıyorum ama yine de okula severek gidip geliyorum. tabii bunun sebepleri arasında, bu maaşa başka işleri yaparak ulaşmayı da gözel almış olmam önemli yer tutuyor. içerisinde 6 aylık askerlik dönemimin de bulunduğu 2 yıllık işsizlik dönemimde sonra bu yazın sonlarında hemen her işe razı duruma gelmiştim. diplomamın gerçekten bir işe yaramadığına ikna olmaya başlamıştım. o yüzden ücretli öğretmenliği de bir şans olarak görüp dört elle sarıldım.

biliyorum artık herkes bıktı bu "atanamayan öğretmenler" mevzusundan ama sistemdeki bu yanlışlıklara en net şekilde tanık olup da susamıyor insan. bir formasyon mevzusu var mesela. bunun hakkında içimde biriktirdiklerimi yazsam inanın roman olur. sistemde öyle bir mantıksızlık var ki eğitim fakültelerinde edebiyat, tarih, coğrafya bölümleri yok yıllardır ama her sene artarak devam ediyor bu branşlardaki atanamamış öğretmen sayısı. çünkü çerez gibi formasyon dağıtılıyor. yahu düşünebiliyor musunuz onca lisedeki onca öğretmen, aslında öğretmen değil. öğretmenlik üzerine hiçbir eğitim almayıp birkaç aylık hızlandırılmış eğitimle öğretmen olmaya hak kazanan insanlar. benim mantığım kabul etmiyor böyle bir şeyi. şu an ülkede 100 tane fen-edebiyat fakültesi varsa 95 tanesi kapatılmalı. ülkede birkaç tane fen-edebiyat fakültesi olacak, bu fakültelere kendilerini bu alanda gerçekten ilerletmek isteyen öğrenciler girmeye çalışacak, buraların puanı yükselecek ve ülke bilim insanı yetiştirecek. bu kadar basit. zaten sistem bu şekilde olursa kimse formasyon istemez bile. türkçe öğretmenliği okumaya puanı yetmeyen birisinin türk dili ve edebiyatı bölümünden mezun olup formasyon alarak edebiyat öğretmeni olmaya çalışması çok yanlış geliyor bana. ha eğitim fakültelerinden mezun olanlar %100 donanımlı olarak mezun oluyor mu derseniz elbette hayır. bu yüzden atanacak öğretmen sayısının bir tık fazlası kadar eğitim fakültesi mezunu olmalı. 4 öğretmen atayacaksan 5 kişi mezun et. şimdiki gibi 20 mezun edip 1 alma ama.
nickbulmak nickbulmak
aslında öğretmenler için öğrencilerinin sıcak bir kutlaması dışında önem arz etmeyen bir gündür. tüm meslektaşlarımın öğretmenler gününü kutlarım.
22 /