oğuz atay

32 /
ürkek ürkek
her insanın yaşadığı en az iki hayatı vardır. biri bildiğimiz vitrinlik, diğeri bilmediğimiz derinlik...


ne kadar muhteşem bir noktanın üzerine basmış güzel adam. i̇ç derinliğine erişemediğimiz hayatları hunharca harcıyoruz ne yazık ki. belki derinliği inmek yerine, görüneni yargılayabilecek kadar basit düşüncelere sahip olduğumuz için kaybediyoruz çoğu zaman. hayat...
justsay justsay
"bana çay pişir. bırakalım her şey kendi kendine düzene girsin. yavaş yavaş soyunalım. bir şey kaybetmek korkusuyla yaşamayalım. ne olacak endişesine kapılmayalım. bırakalım zaman her şeyi halletsin. bu söz bize korkunç gelmesin. aynı ırmağa bir kere daha girelim. acele etme, çay kendi kendine demlenir... günlük yaşantıların küçük koşuşmaları içinde bunalmayalım, nefes nefese kalmayalım. insan kendini kaybediyor sonra."

oğuz atay, tehlikeli oyunlar
ürkek ürkek
"hep geçer diyorlar ya olric. sence geçer mi?
geçer elbet efendim; bazısı teğet geçer, bazısı deler geçer, bazısı deşer geçer, bazısı parçalar geçer. ama mutlaka geçer."

bu ara canım ne zaman bir şeylere sıkılsa "geçer elbet" demeye başladım. oluşan sorundan rahatsız olup, elbet geçeceğini bilmeme rağmen sızlanmaktan geri kalamıyorum. sürekli iç sesimle bir şeylere söylenirken buluyorum kendimi. geçer diyoruz da gerçekten geçiyor mu acaba... yoksa yeni sıkıntılar üzerini mi bastırıyor, bilemiyorum.

neyse geçer elbet lol
ailurophile ailurophile
doğum günüymüş. kutlu olsun.

kolumun başka tarihi var, bacağımın başka. hangisinin beni nereye götürdüğünü bilemiyorum. her birinin de başka bir hastalığı var. başım çatlayacakmış gibi ağırıyor; kolum bacağım, tabir caizse başını alıp gitmek istiyor. fakat, alıp gitmek istediği baş onun değil ki. bütün organlarım böyle hastalıklı bir başın buyruğunu dinlemek istemiyorlar. hastalıklı beynimin de oyunları var: büyük hayaller kuruyor ve ne yazık ki beceriksiz organlarıma söz geçiremiyor. onlar da aklımın yaşantısını rezil ediyorlar.
(bkz: tehlikeli oyunlar)
lilayacalanhaki lilayacalanhaki
oğuz atay'ın "i̇yi şeyler bir anda olur, bu kadar bekletmez insanı" sözünü gördükçe, iyi şeylerin olmasına dair bekleyişimi ve inancımı yitirir gibi oluyorum ama bunun bir yanılgı olduğuna inanmak istiyorum. çünkü iyi şeyler çoğu zaman sürekli emek ve sabırla oluyor. bi daha önüme düşürmeyin şu sözü, vallahi umut törpüsü.
nikos para elenia nikos para elenia
günlüğünde; türk toplumunun batı karşısında yaşadığı ezikliği, aşağılık kompleksini tam yarım yüzyıl önce bir sosyolog edasıyla şöyle dile getiren hissiyatımızın tarihçisi:

"öyle bir yarım yamalaklığımız var ki; bizim dramımız, trajedimiz, akıl almaz bir biçimde gelişiyor. ayrıca, bir trajedinin içinde olduğumuzun farkında bile değiliz. çok güzel yaşayıp gittiğimizi sanıyoruz. iktidardaki adamlar da, bu sanıyı bütün millet adına dile getiriyorlar. birkaç aydın dışında bunu anlayan yok gibi. o aydınlar da, sosyal bir takım sözler ediyorlar. psikolojik yönü boşlukta kalıyor bu meselenin. insanlarımız, bu kötü yaşantıyı dile getirmenin 'muhalefet yapmak' olduğunu sanıyorlar. yapanlar bile, 'muhalefet yaptıklarını' sanıyor bir bakıma. aslında bir yanlış anlama olduğu halde, anlaşıp gidiyorlar. bir 'mış gibi yapmak' tutturmuşlar; arabalar yürüyor ya, ekmek yapılıyor ya, iyi kötü suyumuz geliyor ya... mesele yok. bir taklit yapıyoruz ve batıya bile kendimizi kabul ettirdiğimiz anlar oluyor (bir futbol maçında yeniveriyoruz onları.) ya çocuksu gururumuz! beğenilmezsek hemen alınıyoruz, batılılara iftiralar ederek kendimizi temize çıkarmak için didiniyoruz. iyi aile çocukları arasında, onlara çamur atan mahalle çocukları gibiyiz."

bir 50 yıl kadar sonra, değişen hemen hemen hiçbir şey yok gibi.
3
32 /