oktay sinanoğlu

2 /
nightwish nightwish
27 mart günü, eskişehir tren garında yaşanmış hadisede bir bilim adamı ve profesör olarak kendinden beklenmeyen davranışlar sergilemiştir oktay sinanoğlu. bütün treni bekledigi zaman boyunca etrafındaki insanlara nutuklar atan oktay bey, trene bindikten sonra bile kapıya gelerek, tren hareket etmeye başlayana kadar nutkuna devam etmiştir. adını bilim adamlığı ile duyuran bir insanın; bu kadar pozitif bir alanda başarısının ardından, çoğu toplumsal olay ve dile subjektif yaklaşımı ise tarafımdan garipsenmektedir. orada bulunan yaşlı bir amcanın yaptığı yorum ise hayli ilginçti; kendisine seslenerek kendini peygamber mi zannediyorsun dedi. cidden de öyle bir havadaydı kendisi. etrafındaki müritlerinin ise arda kalır yanı yoktu; hocam büyüksün, sana uzanan eller kırılsın gibi cümleler işittim zira.
not: dilcilerden eksi oyları bekliyorum evet.
tutkuyakar tutkuyakar
1935 yılında doğdu. adı oktay sinanoğlu.

1953/ 18 yaş- atatürk tarafından 1928 yılında kurulmuş ted yenişehir lisesini burslu olarak okudu ve birincilikle bitirdi.okulun bursuyla kimya mühendisliği okumak üzere abd'ye gitti.

1956/ 21 yas- abd kaliforniya üniversitesi, berkeley kimya mühendisliği'ni birincilikle bitirdi.

1957/ 22 yas- massachusetts ınstitute of technology'yi (mıt) 8 ayda birincilikle bitirerek yüksek kimya mühendisi oldu.

1960/ 25 yas- yale üniversitesinde "asistant professor" (yardımcı doçent)olarak çalışmaya başladı.

1961/ 26 yas- atom ve moleküllerin çok elektronlu kuramı ile "associate professor" (doçent) ve 50 yıldır çözülemeyen bir matematik kuramını bilim dünyasına kazandırdı ve full professor (profesor) unvanını aldı.bu unvan ile modern üniversite tarihinin ve yale üniversitesinin tarihinin(son 300 yıldaki ) en genç profesörü oldu.

1964/ 29 yas- odtü ye danışman profesör oldu. yale üniversitesinde ikinci bir kürsüye daha profesör olarak atandı. dünyada yeni kurulmaya başlayan moleküler biyoloji dalının ilk birkaç profesöründen biri oldu.(watson ve crick sarmal modelindeki dna sarmalının çözelti icinde o halde nasıl durduğunu keşfeden adam - solvofobik kuvvet) amerikan ulusal bilimler akademisine üye olarak seçildi. buraya seçilen ilk ve tek türk oldu.
iki defa nobel' e aday gösterildi. defalarca nobel akademisinin isteği üzerine nobel'e adaylar gösterdi. dünyanın sayısız yerinde sayısız buluşları ve teoremleri ile ilgili sayısız konferans verdi.

şu anda 67 yaşında 26 yaşından beri devam ettiği yale üniversitesinde moleküler biyoloji ve kimya olmak üzere iki kürsüde profesör ve
son 7 senedir görev yaptığı yıldız teknik üniversitesinde ise kimya dalında olmak üzere bir kürsüde profesör olarak görevini sürdürüyor.

"...ben baktım , türk bayrağı, atatürk karşımda, cam çerçeveli olduğu için bayrağın üstünde kendi yansımamı görüyorum. içimden yemin ettim, dedim ki:gideceğim ve orada söz sahibi olacağım, ondan sonra gelip o namussuzlarla burada uğraşacağım. o zaman anlamıştım ki burada kalırsam amerika’nın kölesi olurum, oraya gidersem amerika’nın efendisi olur, buraya gelip onlarla daha rahat mücadele ederim. ve iste bizi gönderdiler..."

"...hiçbir zaman amerikan vatandaşı olmayı düşünmedim. aklımdan dahi geçmedi. ben atalarımdan beri türk kimliğimle varım. ne yaptıysam o sayede yaptım. ona buna yaranayım diye değil.otuz yılda bak milleti ne hale soktular. simdi de 'açlıkla' terbiye ediyorlar. ayarlı basının köşe yazarlarından biri geçenlerde avrupa birliğine girmenin yararlarından diye 'o zaman bu ay yıldızlı pasaport ile avrupa kapılarına gitmenin utancından kurtulacağım ' diyor. tanrı, bu millete acısın..."

"...yıldız teknikte kimyada bir takım hanımlar var beyler var, ! profesör, doçent. dışarıda da vardır. burada da var, entrikalar döner, ona buna köstek olurlar. birkaçı dedikoducu belli odama geliyorlar. herkeste dahili telefon var. ankara'ya bile telefon edemiyorsun, bilgisayardan bağlanamıyorsun. bolum başkanlarının telefonları vardı, onlar da benim yanımda ya. şuraya bir telefon bulun bari dedim. bilgi çağındayım diyorsunuz daha telefon çağına gelmemişsiniz diyorum.bilgisayara telefonu bağlayamıyorsun. ınternet yok. üç dört yıl bağlantı kurulmadı. hüseyin afşar’a (bölüm başkanı) bari bir telefon bulun dedim.bana direk telefonundan paralel hat çektirdi. bazen o yokken arıyorlar,telefonu açıp sekreteriyim diyorum. bölümde iki tane meraklı hanim var,ortalıkta dolaşıp dedikodu yapıyorlar. bunlar bir gün odama geldiler o sırada da telefon çaldı. bu ne dediler. ben de saf saf telefon dedim.
ertesi gün geldim, makas attırıp kestirmişler, koridordan teli kesmişler.ben de zannediyorum ki, ben bunlar icin fırsatım, öyle konular var ki dünyada herkes gelmiş, yale'de benden öğrenmiş; rusya’sından, doğu blok’undan avrupa’sından. ben ayaklarına gelmişim, yeni bir şey öğrenin,yapın. yok.özel ders açtık, yepyeni şeyleri dünyada ilk defa anlatıyorum, dışarıda herkesin benden öğrenmek istediği şeyleri türkiye'de türkçe anlatıyorum.alakası olmayan, fizikten matematikten insanlar geliyor, asil gelmesi gerekenler yok!.."

"... abd icinden çok göçmüş bir ülkedir, tabii pat diye göçmez, arada bir canlanır, tekrar bir şeyler olur ama icinden çok zayıf tarafları vardır.dünyada en büyük borcu olan devlet mesela. iç ve dış. ama bir devingen tarafı vardır, arada bir şey çıkarırlar bir sene öyle idare ederler, sonra yine inişe geçerler. öyle pek göründüğü gibi bir güç değildir..

"...gençler, türkiye' de adet haline gelmiş göstermelik islerden kaçının.sırf üniversite bitirdi desinler diye, ananız babanız amerika'da mastır yaptı diye öğünebilsin diye yükseköğrenime gitmeyin.sonunda ancak kendinizi kandırırsınız.! temel gayeleriniz, kendinizin ufak çıkarları ötesinde, kendiniz dışında, bu ülke, bu ulus, türk dünyası,avrasya,insanlık icin olsun. yüksek hedefleriniz icin calisin. o zaman,kendi durumunuz da kendiliğinden düzelecektir.

maddiyat ile maneviyatı dengeleyin.formülünüz 'bilim' + 'gönül’dür. bu iki kanadın biri eksik olursa ne kendinize ne de insanlığa hayrınız dokunur.

gündelik siyaset, çıkar grupları, dışardan güdümlü gizli veya açık "cemiyet"lerden uzak durun.

atatürk’ün dediklerini bol bol okuyun, onları iste bu günler icin demiş,yazmış. türkiye'nin şerefli, refahlı, itibarlı ve bağımsız geleceği icin atatürk yolumuzu çizmiştir. dış ülkelerden, onların yerli kuyruklarından medet ummayın. gayeleri bize yardımcı olmak değil, türk adını tarihten silmektir. dünyanın neresinde olursanız olun, kimliğinizi, türk dilini, türk tarih ve kültür bilincini, binlerce yıllık geleneğini kaybetmeyin.

dış ülkelerde ne kadar kimliğinizi korursanız yabancılar da size o kadar itibar edecektir. başkasını taklit etmeyin. kendi yolunuzu çizip azimle yürüyün.o zaman herkes sonradan sizi taklit edecektir.

eğitimde önce bir meslek gerçek bir beceri bir altın bilezik sahibi olmaya bakın. ne yaparsanız yapın en iyisini yapın. siyasetçinin bilimcinin en kötüsü olunacağına tamircinin parmakla gösterilen en iyisi olmak yeğdir.

bulabilirseniz türk okuluna, eğitimin türkçe verildiği okullara gidin.konulara merak sarın not icin çalışmayın.
o meslekte yararlı olacak bir yabancı dili öğrenin. bülbül gibi konuşup yabancıdan ayırt edilemez hale gelmek hiç şart değil. unutmayın ki türk olmak bir kafa gönül isidir. türk kültürüyle, diliyle, ata sevgisiyle türk’tür. soy sop meselesi karıştırarak, o her şeyimizi borçlu olduğumuz şerefli atalarımızı karalamaya çalışan iç düşmanların kitaplarına, yaygaralarına kulak asmayın.kültür genleri, ırk genlerinden daha önemlidir.

vatanı, milleti için her türlü fedakarlığa hazır bir taban gerekiyor. bu taban son elli yılda! hayli eritilmiş, kafası, gönlü karıştırılmış,birbirine düşen kesimler, dışa bağımlı sahte aydınlar, icinde vataninin geleceğini düşünmeyen, daha da acısı vurdum-duymazlaşmış kalabalıklar oluşturulmuştur. bu durumda gerçek bir önder çıkabilse bile basarılı olma şansı pek azdır. şimdi yapılacak iş hızla bu toplumun yeniden kaynaşmasına, bilinçleşmesine, vatanını, milletini kendisinden önce düşünen insanların çoğalmasına önayak olmaktır.türkiye'yi tekrar kuvayi milliye ruhu, atatürk ruhu kurtaracaktır..."

gemimuhendisleri@yahoogroups.com
yako yako
gün itibariyle trtnin sabah ki programına konuk olup sunucunun bütün engellemerine rağmen konuşmasını güzelce yapıp sonra kalkıp giden türkiyenin önde gelen bilimadamlarından biridir
eksiksizuyum eksiksizuyum
bir bilim insanıdır kendisi.

bu şahıs için çok şey söylenir: "türk aynştaynı, albert einstein'dan daha zeki, türkiye'nin yetiştirdiği en iyi bilim adamı" gibi bana mesnetsiz gelen, toplumsal ihtiras ve gazın sonucu olan yakıştırmalardır bunlar. hele bir de "bunun müsveddelerini derleyenler nobel ödülü alıyor" diyenler var ki; evlere şenlik...

mesele oktay sinanoğlu'nun ne kadar iyi bir bilim adamı olduğu değil. zaten iki ayrı dalda doktora verebilmiş, tüm dünyada kabul edilen modellemelere imza atmış veya esin kaynağı olmuş biri hakkında "kim ki bu adam" demek abesle iştigal olur. kendisi elbette ki konularında dünyanın sayılı uzmanlarındandır. mesele, yurdum insanının kendisine körlemesine değer vermesidir.

bu bey son 250 yılın en genç profesör olmuş insanı diyorlar. benim memleketimden birinin abd'ye gidip orada profesör olması, adına kürsü açılması elbette bana gurur verir; ancak bu durumu içinde bulunulan koşullarla beraber değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum. türkiye'de kuantum mekaniği'ni newton mekaniği ile bire bir buluşturan biri dahi (ki bu daha yapılamadı; yapılsa fizikte devrim olur) 40 yaşının altında ise profesör olamaz. yök tüzüğü buna izin vermiyor; yök kurulmadan önce de böyle bir şans yoktu. yani oktay bey türkiye'de kalsaydı, bu ünvanı o kadar genç yaşta ne yaparsa yapsın alamayacaktı. türkiye'de bu engelden dolayı acaba kaç deha genç yaşında profesör ünvanı alamamıştır acaba; hiç düşündünüz mü?

türkiye'de türkçe bilim yapılması gerekliliği hususundaki görüşlerine ise katılmakla beraber, zorlama kelime uydurmalarını bir türlü benimseyemiyorum. protona "artıcık", elektrona "eksicik", üniversiteye "evrenkent" demesi, dilimizde oturmuş, genel kabul görmüş bazı kavramların değiştirilmeye zorlanması dile yarar mı sağlar yoksa zarar mı verir; bunu bir düşünmek gerek. düşününüz ki bilgisayar ilk icat edildiğinde adı "kompüter" konulsaydı, bugün biri çıkıp "bilgisayar" deseydi bu kelimeye "oturgaçlı götürgeç" muamelesi yapacaktık. çalışmalarını tüm dünyada oturmuş, kabul görmüş atom parçacıkları isimlerini değiştirmek yerine kendisinin bilim dünyasına kazandırdığı kelimeleri türkçeleştirmeye çalışacak biçimde yönlendirse daha da faydalı olacak diye düşünüyorum.

bu kişi (tekrar söylüyorum) elbette ki iyi bir bilim insanıdır; ancak tevazudan yoksun olması, "ben türk milleti için bir şansım" gibi demeçler vermesi yüzünden kendisini bir türlü değerli bir insan olarak göremiyorum.

erdal inönü'nün mustafa inan için söylediklerini hatırlayalım: kendisi mustafa inan gibi onlarcasının yabancı ülkelerde var olduğunu, ancak türkiye'den az sayıda böyle deha çıktığı için kendisinin çok değerli olduğunu söylemişti. oktay sinanoğlu'na verilen değerin arkasında da biraz da bu var: bizim memleketten uluslararası arenada bilime hizmet eden çok az adam çıkıyor. bu konuda toplumumuz aç. olana sarılıyor, yücelttikçe yüceltiyor, zamanla olduklarından daha değerli yapıyoruz.

ama mustafa inan, cahit arf, feza gürsey, gazi yaşargil gibi onlarcasının yetiştiği bu memlekette oktay sinanoğlu için "türk aynştaynı" demek, diğer değerli bilim insanlarımızın anısına yapılan bir saygısızlıktır.

ayrıca, zamanında kendisine avrupa'da kürsü teklif edilip "ben memleketime döneceğim; orada ithal bilim yapılmasına izin vermeyeceğim" diyerek türkiye'ye dönen bilim insanlarımız varken, katıldığı bir televizyon programında kendisine telefonla "madem bu kadar türkiye ve türkçe aşığısınız; neden abd'ye gittiniz" diye soru soran bir izleyiciye "kardeşim öyle değil şöyle, hede hödö" gibi yuvarlak cevap veren, oysa ki savunmasını yazdığı kitaplarda kendince yapmış olmasına rağmen dilini yuvarlayan birine neden bu kadar değer verilir; ben işte bunu anlayamıyorum.

son söz:
oktay sinanoğlu tüm dünyaya damgasını vuran bilim insanlarından biridir. aynı koşullar bende olsa o'nun yaptıklarının onda birini dahi yapamazdım.

ama oktay sinanoğlu tevazu yoksunu bir insandır. onca özelliğinin yanına bir de bu erdemleri ekleseydi girimi "tonton insan, büyük şahsiyet" diye bitirirdim ama; gelin görün ki bitiremiyorum. yazıktır, ziyandır.

ek ve düzeltme: yukarıda oktay sinanoğlu'nun kelime buluşları ile ilgili kimi örnekler vermiş, peşinden de düşüncemi pekiştirmek için "bilgisayar" kelimesini ele almıştım. goyathlay'dan bir mesaj aldım. "bilgisayar" kelimesinin kökeni ile ilgili. mesajın bir kısmı (noktasına virgülüne dokunmadan aynen kopi-peyst) şöyle:

"zaten bilgisayar ilk çıktığında adı "kompüter"di. sonra aydın köksal hocamız bilgisayar diye koydı adını; işlemci, bilgi işlem, yazılım, donanım gibi 2500+ türkçe bilgisayar terimiyle beraber. ona da bol bol "oturgaçlı götürgeç" muamelesi yaptılar, "girdi bi kere, boşuna uğraşmayın değiştirmek için" diye kızdılar bile adama. peki ne oldu? ibm gelip adama "biz türkiye'ye bilgisayar satıcaz. doğal olarak bu terimlerin türkçelerini kullanmak lazım. bize yardımcı olur musunuz?" dediler. buna rağmen bizimkiler inat etti de, neyse ki "bilgisayar" yaygın kullanıldığı için yerleşti. bugün hala "kompüter" diye ısrar eden kişiler (ki alayı zamanın profları) artık dinozor tayfası oldular."

"bilgisayar" kelimesinin böyle bir kökeni olduğunu bilmiyordum. bu bilgi ışığında benim yaptığım örnekleme de biraz mesnetsiz kalmış oldu. neyse ki mühim olan doğruyu bulmaktır. burada da doğruyu bulnuş olduk. goyathlay'e teşekkürü borç bilirim.

yine de ve her şeye rağmen yeryüzünde hiçbir güç bana elektrona "eksicik", protona "artıcık" dedirtemez. bunu da (gülümseyen bir surat eşliğinde) ekleyeyim. bünye meselesi nihayetinde...
marvin marvin
9 mayıs 2006 perşembe günü saat 14:00'da bilkent c blok amfi'de, bilkent üniversitesi türkçe topluluğunun düzenlediği konferansa katılıcak olan değerli bilim adamı.
gxix gxix
an itibariyle trt - 1'deki konuşuyorum adlı programın konuğu olan profesörümüz.
canlı yayında çalan cep telefonu ile tv karşısında gülme krizine girmeme sebep olmuştur. şimdi diyeceksiniz, "çok mu komik ulan? mal mısın?" diye. halbuki ben ona değil, diğer konukların ve programın sunucusunun bakışlarına güldüm; adamlar kilitlenip kaldı*. hayır bir şey de diyemiyorlar, kalkar gider diye. yapmadığı şey de değil hani.
2 /