okumak

1 /
chete chete
yazılanı anlamak.

durumu anlamak için de kullanıldığı olur. örneğin "harun oyunu çok iyi okuyan bir sporcu".

kimileri yazılanları okuyamadığı için algıları zayıftır. daha kötü durumda olanlar ise kendi yazdıklarını bile okuyamazlar.
kerrigan kerrigan
okumak sevmektir.
harika bir kitap onu okumakla iyi ettiğimi bilmekten daha güzel şeyler öğretir.
hayatı daha iyi kavramak, tadına varmak ve sevmek gibi... biraz sonra onu bir kenara bırakıp, onun verileri doğrultusunda yaşamaya başlamalıyım...

henry david thoreau
varolmayan şövalye varolmayan şövalye
küçük bir kelimenin dibindedir sığınağın
bir karacasın sen avcıdan kaçan
korku dolu hışırtılar kurtarıcın!!
bir baykuş korkutacaktır er ya da geç seni,
korkunun kendisinden kaçan.
şiir dediğin nedir ki?
bir devrik cümle!!1
bir gözyaşı sağanağının ortasında ve tabii ki güneşin açması ihtimali,
bir de seninle sabah sevişme keyfini kahvenin telvesine eklemek.
okumak istiyorum en güzel aşkları okumak
senin gül yüzünde seyretmek,
ve en güzel sesinle hikayelerin,
çiçeklerini açması aşkımda
bir kadfeye sürtündü kalbimin ince teli
sesi de boğazda vapurun martıları
çiçek mi atayım simit mi derken
geçti gitti hayatımın en güzel yılları
sen ben olacaktın ya ahni
bir çamlıca gecesinde
ben de okuyacaktım sana en güzelinden

romeo ve juliet'in en güzel aşk sözlerini
okuyacaktık hep beraber
söyleyecektik kimsenin itiraf edemediği
aşk şarkılarını
ve uçacaktık yıldızlara
bir gökkuşağının altından
hızlıca
varolmayan şövalye varolmayan şövalye
okumak gerek okumak
hiç kimsenin okumadığını
böylece ben de ahkam kesebilirim
bütün kibirimle
bir ayışığına ne güzel diyebilirim
okumanın gölgesinde

okmak gerek yine okumak
rakının tadı orhan velinin hüznünde
bir soğuk geliyor gölgesiyle
ahmet haşim olsa gerek
yaprakları hışırdatan
ve ben bir garibim
şu kalemi kımıldatan

okudum da okudum
okudum da köroldum
bir aşık veysel oldum
bir mecnun'a vuruldum
fuzuliydi memleketim
bendim fuzuli memlekette
okumadık kitap bırakmadım
bu garip
çok garip
çok okudum çok hırslandım
bulacaktım alacakaranlığın
ve tüm aşkların
en umulmaz en bulunmaz

gözyaşlarının kaynağını
ve sen bir güneştin ısıtan
aydınlatan
son sayfaya gelemedim
sen oldun ateşin külü
ben okuyan saf deniz
dalga dalga bendeniz
gece senin fısıltın
gündüz geveze karga

ben gezerim ormanda
sen elinde bir balta
okudum da okudum
lafonteni masalda
sen olsaydın bir tilki
ben olurdum bir karga

okudum da okudum
ben çocuktum anlamadım
yazılan masalları
sen gelecektin hep hayalimde
bundan sevdim rüyaları
hell guardian hell guardian
ön yargı denen hastalığın herkeste engellediği gelişme hareketidir. bu ön yargı denen illet öyle güçlüdür ki ister burada (itü sözlük'te) ister gazetede, isterse de bir kitapçıda olsun ufak bir başlıktan gıcık kapmayla, şahsa karşı ön yargılı olmayla ya da mevzuya at gözlüğü ile bakmak yüzünden insanlar okumadan kararını verir ve devamını oturma organlarıyla okurlar. günümüz gençliğinden bir kesit işte. sonra da "ben gelişmiş modern aydın insanım"* diye gezer.

(bkz: her şeyi bildiğini sanan insan modeli)
(bkz: çok şey bildiğini sanmak)
charlie charlie
dünyanın kimi zaman en huzur verici ve çoğu zaman da en huzursuz edici eylemlerinden biri. e tabi ne okuduğuna göre değişir.. mesela sartre'ın bulantısı'nı okuduktan sonra yaşamaya konsantre olmak bi müddet pek mümkün olamamaktadır.
karizmatik karizmatik
tüketmek işi değildir okumak, üretmektir. gerçek okuyucu okuduğu eserde derinleşerek kendi zihninde yepyeni bir eser meydana getirir. hatta yazılan eser gerçekten kaliteli ise her okuyuşunda yeni birşeyler üretebilir.
tikulti ninurta tikulti ninurta
okumak sanıldığının aksine çok da iyi birşey değildir belki de.

neden mi?

okumak, herşeyden önce insanın ufkunu açar, bağnazlıktan kurtarır. ama bu çoğu zaman işe yaramaz, çevrede gördüğümüz duyduğumuz, konuştuğumuz insanlar bize yabancılaşmaya başlar. her türlü kitabı okumak daha da beterdir. bu kez de ukala olmaya başlarsınız ve aslında büyük adam olarak gördüğünüz insanların hiç de büyük olmadığını, onların sadece belli bir fikrin bataklığında tornadan çıkmış düz sözde entellektüeller olduğunun farkına varırsınız. daha da muhalif olursunuz. üzülmeye yalnızlığı sapına kadar hissetmeye ve acaba hata bende mi diye sormaya başlarsınız kendinize... ama zaman ilerledikçe hatanın yalnızca sizde olmadığını, durumun sosyal koşulların gerektirdiği şekilde kısır bir döngü etrafında dönmeye başladığını görürsünüz. o halde devam be dersiniz içinizden, devam! bu gibi düşünceler arasında gezerken aslında çoğu kişinin farkına varmadığı anlam karmaşalarıyla başbaşa kalırsınız. dersiniz ki kendi kendinize ulan meğer benim bildiğim herşey yanlışmış, yanlış olanları neden bana hakikat olarak gösterdiler... yine devam edersiniz okumaya bazen küfür edersiniz:
ulan çoçuğuma cin ali kitabı bile almayacam, alırsam dünya başıma yıkılsın!

ve bir gün okumaya ara verirsiniz bir bakmışsınız tornadan çıkmış düz entellektüellerden birisiniz.
roselife roselife
güzeldir. bir yerlerde birilerinin hayatına girmektir. bazen kitabın baş karakteri olmak, bazen yazarı olmaktır. kafanın içinde yaşattığın, okurken sadece senin bildiğin, ikinci bir boyutta da yer almaktır. okumak güzeldir...
1 /