okumak

4 /
jouissance jouissance
"yalnız yaşadığım için midir, nedir, zaman zaman zorlu keder nöbetlerine tutulurum. bu kederden güçlükle kurulurum, nedenini pek bilmem çünkü, çok acı çekerim. çoğunlukla akşamları bastırır bu keder, yeryüzünü saran gece hiç bitmeyecekmiş gibi gelir. usumdan hiçbir yardım gelmez, yakama yapışan umutsuzluğu düşüncelerim büsbütün pekiştirir. tek çözüm okumaktır." (j. green- yeryüzünde bir yolcu)
jouissance jouissance
"..okuyamamanın belli bir yararı olduğu söylenebilir, çünkü okumayınca zaman başka bir biçimde akıyor. gözlerim görürken, hiçbir şey yapmadan yarım saat geçirecek olsam, çıldırırdım, çünkü okumam gerekirdi. ama şimdi uzun zaman yalnız kalabiliyorum.
sanırım yapacak bir şeyim olmadan yaşayabiliyorum. insanlarla konuşmam ya da birşey yapmam gerekli değil.."
(borges- r. burgin'le söyleşi)
silybum marianum silybum marianum
eskiden okumanın cehaleti alacağına dair bir inancım vardı. okumayı algılamaya bağlarken, algının kişiye göre değişen bir yorumlama olduğunu hep atlamışım. bunu fark etmemi sağlayan da işte bu sözlüktür. aynı kitabı okuyup beğendiğim kişilere baktığımda, daha ziyade bakış açısına baktığımda, bir de okuduğum kitaba baktığımda nasıl ya diyorum. adam kitabı almış, okumuş, rafına koymuş ve olay orada bitmiş. kattığı ne ola ki? bir kelime, bir anlatım becerisi, bir şey işte ufacık tefecik, bir virgül, bir ima, bir mesaj, bir his... hiç mi bir şey katmadı? varsan baksan okuduklarından çarşaf çarşaf liste yapar ama iki adam gibi cümle kuramaz. neden peki?
önceleri okunan bir yazıyı anlayabilmek için kelimelerin anlamını bilmenin yeterli olduğu sanılıyordu malum. bu sebepten kelimelerin seçimi ve anlamı üzerinde çok durulmuş lakin zamanla sadece kelimenin anlamını bilmenin anlama için yeterli olmadığı, aynı zamanda anlama, kavrama, ilişki kurma vb. bir çok şeyin zorunlu olduğu ortaya çıkmış. işte bu okuyan ama aptallığı baki kalan kişilerin açıklaması olabilir. kendimi bir bok sanıyormuş gibi yazdım yine şuraya. gerçekten sıkıldım. okuyun. ama önce gözlerinizi açın, sonra kitabı. yine havanızı atarsınız.
jouissance jouissance
"zira biriyle başbaşa olamayışa karşı benim fantezim her zaman yemek yiyerek okumak oldu. bende eksik olan şey toplumun ikamesi. sayfaları ve lokmaları sırasıyla gövdeye indiriyorum; sanki kitabım da benimle birlikte yemek yiyor." (j.j. rousseau)

gide'i bir elinde elma ve diğerinde kitabı tutarken gördüğünü yazmıştı barthes.
benkendimveben benkendimveben
bir fiildir iştir uğraşıdır zaman harcama değil zaman ayırma eylemidir .şimdilerde okuduğumuz araçlar değişse de okunan o kadar çok şey var ki , kendi sebepleriyle makul veya mantıksızca okumalar yapılmaya devam edegelmekte ..fakat şu ir gerçek ki okumak eylemi artık bir vakit ayırma değil vakit öldürme eylemi olmaya başlamış..
biz simdi neyiz biz simdi neyiz
insanı sakatlar, sakarlaştırır, arızi bir hal okumak.
buna vesile olmuyorsa da:
"ilim ilim bilmektir
ilim kendin bilmektir
sen kendini bilmezsin
ya nice okumaktır

okumaktan murat ne
kişi hak'kı bilmektir
çün okudun bilmezsin
ha bir kuru ekmektir

okudum bildim deme
çok taat kıldım deme
eğer hak bilmez isen
abes yere gelmektir

dört kitabın mânâsı
bellidir bir elifte
sen elifi bilmezsin
bu nice okumaktır

yiğirmi dokuz hece
okursun uçtan uca
sen elif dersin hoca
mânâsı ne demektir

yunus emre der hoca
gerekse bin var hacca
hepisinden iyice
bir gönüle girmektir"
4 /