ölüler diyarı

hayalperestinhayali hayalperestinhayali
(bkz: la terre des morts )
fransız yazar jean-christophe grange'in son kitabı. zenerin lanetini ararken bu kitabının çıktığını duyunca gözlerim büyüdü :)
grange'in anlatımında diğer yazarlardan farklı bir hava var bana göre. grange'i okurken davetkar bir hava seziyorsun, heyecan verici olduğu kadar tedirgin edici olan bir dünya seni çağırıyor. (bu hissi siyah kan'ı okurken çok yoğun hissetmiştim.) insan ruhunun derinliğinde ilerlerken sorguluyorsun ben olsaydım ne yapardım? dedektif olarak değil katil olarak. grange'in havası bu yüzden farklı işte. ruhundaki karanlığa dokunuyor.

--- spoiler ---

cinayetler, marjinal dünyalar, ters köşe derken tüm beklentimizi karşılamayı başarmış yine. kitap boyunca aklımdan geçen bir diğer şey ise 'herkes mi sapık' cümlesiydi ajkajakjak.

grangé adım adım karakterlerle bizi tanıştırdığı ve her karakterin geçmişinden gelen kötülük dikkate alındığında tek bir suçluya odaklanamıyor insan okurken.

grange bir söyleşide "bilimsel gelişmelerin insan beynini konu almayı sonlandıracağını düşünmüyorum, ancak bu gelişmeler her zaman diğer beyinlerin eseri olacak, yani kendi geçmişlerini kendileri etkileyecek. bu, beni gerçekten büyülüyor. bu yüzden her şeyin çocuklukta sahnelendiğini savunan sigmund freud'a büyük hayranlık besliyorum." demişti. bu konuyu işlemiş aslında kitabında her satırda. kötülüğün genetik olup olmadığını tartışıyor. soydan, kandan gelen sapkınlığın insanın hayatında bir noktada ortaya çıkacağını savunuyor. ne şekilde olursa olsun. sonra da soruyor: "kötülük iyileştirilebilir mi?" bu sorunun cevabı ise çok karmaşık. üzerine saatlerce tartışılabilir.

bunların dışında corso karakterinin kendini ve çevresini analizi gerçekten başarılıydı. corso sobieski arasında geçen her konuşmada verilen hava kitabın sonunda ortaya çıkan babası olması durumuyla o kadar örtüşüyor ki. (babasına benzemekten korkan ama aslında çoktan onun gibi birisi olduğunu bilen bir çocuk havası.) corso-claudia arasındaki etkileşim ailenin genetik geçmişi düşünülünce çok daha anlaşılır oluyor. kitabın her cümlesi hakkında konuşmak istiyorum şuan buraya sayfalarca yazabilirim sanırım.
sobieski karakteri ise nasıl iğrenç bir kişilik hala aklım almıyor. insanların ona nasıl kapıldığını, nasıl hayranlık duyduğunu anlayamıyorum.


**kitabın sonu biraz daha uzatılıp konuyu mektupla ortaya çıkarmak yerine keşke keşfetseydik sayfa sayfa daha iyi olurdu gibi geliyor. mektup kısmında kadar bazı şeyler havada kalmış gibi hissettirdi çünkü.

**katilin barbie olmasını da bekledim bir süre çok fazla dikkat çekiyordu soruşturma boyunca ama değildi tabi ki.


***not: grange 4 nisan'da fransız kültür merkezinde kitabın tanıtımı bahanesiyle bir söyleşi yapacak haberiniz olsun^^