ölüm

145 /
sosyalismet sosyalismet
dünyaya geliş nedemimiz ölüm. yani geldiğimiz gibi gidiyoruz.
biz ölümün nefesini ensemizde hissettiğimizde daha hızlı koşuyoruz ussein bold'a nazire yaparcasına. uzaklaşıyor zannediyoruz kendimizi.

oysa gençliğimizde üzerine koşardık ölümün.
keşke öyle olmasaydı, daha düzenli bir hayat sürseydik bugünleri düşünerek.
hiç geç kalmış değilsiniz yaşamınızı düzene sokmak için.
blackwing blackwing
bu dünyaya gelirken bize güzel şeyler vaadedilmiyor. aksine dünyaya kan ve gözyaşı ile geliyoruz. evrende bir toz zerresi kadar yer kaplamayan varlığın imtihan edilip bu dünyadan gitmesi gibi trajikomik şeylerde duyuyoruz. ölüm, tadını bilmediğimiz, nasıl olacağını kestiremeyeceğimiz bir son. ne zaman kapıyı çalar meçhul. ama yaşamadan ölmeyi düşünmek, yaşamanın tadına varmadan ölümün tadını merak etmek, gereksiz bir eylem. ilk önce yaşa ölümü sonra bekle. zaten o hep zamansız gelendir, aynı zamansız gelen ayrılıklar gibi.
ooz han ooz han
ölüm gerçek gerisi yalan..
hiç varolmamış gibi...on saniye önce vardın, şimdi yoksun..
neyle hatırlanmak istersin. ya da hatırlanmak istiyor musun. istesen de istemesen de geride bıraktıklarınla hatırlanırsın sadece...
o zaman bu hırs niye..?

"ölüm adildir, aynı haşmetle vuru şahı, fakiri" demiş ya bizim acem, değildir, adil değildir.. savaşlarda paramparça olmuş ve bir metrakare mezara konacak parçası bulunamayan, yurdundan uzakta bir sahile vurmuş minicik bedenlerle onları öldürenlerin ölümü adil olur mu hiç....?
adil olan tek şey sonuç..
145 /